Hortlayan irtica mı yoksa dayatmacı jakoben zihniyet mi?
Bu sene Ramazan ayı, laikliği dinsizlik olarak gören dayatmacı jakobenler için tam bir kabusa döndü.
Işıl ışıl sokaklar, cıvıl cıvıl iftar sofraları ve okullarda çocukların da coşkuyla katıldıkları etkinliklerle Ramazan renkli, sevimli ve birleştirici bir güzellikte yaşanırken, mütevazi sanatçı Celal KARATÜRE’nin seslendirdiği “Kabe’de Hacılar” İlahisinin toplumun her kesiminde olağanüstü ilgi görmesi ve dilden dile dolaşması azgın azınlık için Ramazanı daha da çekilmez bir hale getirdi.
Meyhaneler, eğlence mekanları, pavyonlar açık olup, gidene kimse karışmazken dolup taşan camilerde kılınan teravih namazları dayanılmaz karın ağrılarına neden oluyor.
Artık irtica hortladı diye açıklama yaparak yüreklerine su serpen postallarını yalayacakları üniformalılar da yok.
İş bu ahval ve şerait içinde dayanılmaz karın ağrılarından kıvranan kutu kolacıları ve tuvalet terlikçilerini rahatlatma görevi(!) yine Özgür Özel’e düştü.
İBB’nin denetimden kaçmak için etkinlik merkezi olarak adlandırdığı birimlerde alıp başını giden taciz ve şiddet olaylarını görmezden gelen CHP eş genel başkanı; “Sabiciklere 4 yaşında, 5 yaşında… Ailesi karışır ailesi. Sen ne orucuna karışırsın, ne namazına karışırsın? Ailesi karışır. Bu kutuplaştırıcı, bile bile kriz çıkarmaya çalışan Milli Eğitim Bakanı’na da onu atayan patronuna da geçit vermeyeceğiz.” Diyerek toksik sosyolojiyi rahatlatmaya çalışırken yine baltayı taşa vurdu.
Çünkü Söz konusu Genelgede 81 ilde ilkokulların yaygınlaşmasıyla kültürel değişimlerin aydınlatılması, paylaşılması ve birlikte olma bilincinin güçlendirilmesi için Maarifin Kalbinde Ramazan" etkinlikleri kapsamında Ramazan ayı boyunca kayıtlı konu başlıklarında uzman grupların dağıtımlarıyla ortaokul ve lise kademelerindeki dağıtımlara yönelik "İftarda Konuşalım" söyleşi programları düzenlenmesi, "erdem-değer-eylem" çerçeveleri ve "sosyal duygusal öğrenme" ülkelerinin, gelişimsel ve okul izinlerinin ayrılmaması, mahremiyet ve insan onurunu koruma hassasiyetleri gözetilerek gönüllülük olarak planlanması isteniliyor.
Peki Özel’in 4 yaşında 5 yaşında dediği sabicikler ilkokul öğrencileri mi?
Hayır.
Çünkü ilkokula 69 ayı dolduran çocukların kaydı yapılır.
Bu sabiciklerin orucuna namazına zaten aileleri karışıyor, Millî Eğitim Bakanlığı değil.
Özgür Özel Grup Başkanvekili iken TBMM'de yaptığı basın toplantısında Diyanet İşleri Başkanlığı'nın 4-6 yaş Kur'an kurslarını eleştirerek okul öncesine verilen din eğitimini 'orta çağ zihniyeti' olarak tanımlamıştı.
Zaten önyargılı olduğu için tepkisinin bir kıymeti yok.
Ayrıca aile çocuğunu Kur’an kursuna gönderiyorsa bu da Özgür Özel’i ilgilendirmez.
Ondan izin mi alacaklardı?
Özgür Özel gerçekten samimi ise sabiciklerin orucuna namazına gösterdiği hassasiyeti partisinin belediye başkanına gecenin bir yarısı “p.ç, alçak, köpek, s.ktir git, seni doğuran ana senden utanır” mesajları atarken gösterecek ve sabiciklere de güzel örnek olacaktı.
Sağduyu sahibi hiç kimsenin kullanmayacağı bu küfür ve hakaret ifadelerine; “gayet iyi yapmış, her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır, sesine nefesine yüreğine sağlık genel başkanım” diyerek sahip çıkan partilileri ile “Can Yücel Türkçe’de g.te g.t denir diyor, onu hatırladım diyen provokatör gazeteciye(!) “arkadaşlar ben sarhoştum, bir yanlış yaptım, siz aynı yanlışı yapmayın” diyemeyen Özgür Özel’in çocukların oruçları ve namazları ile ilgili söz söylemeye de hakkı yoktur.
Eğer bir söz söyleyecekse evli olduğu halde bir genç kıza gecenin bir yarısı taciz mesajları atan ve ancak olay kamuoyunun gündemine geldikten sonra kerhen disipline sevk edebildikleri belediye başkanına ve o belediye bakanının yaptığı ahlaksızlığı örtbas etmek için kızın ailesine şikayetlerini çekmeleri için baskı yapan partili arkadaşlarına söyleyecekti.
Sabiciklerin orucunu dert edineceğine dokunulmazlık zırhına güvenip yargı mensuplarına ve kamu görevlilerine hakaret etmemeyi dert edinerek haftalık talimat aldığı patronunun kullandığı İT ve AHMAK ifadelerinin neye mal olduğunu görecekti.
****
Mütevazi bir sanatçı samimi bir ilahi okuyor ve bırakın Türkiye’yi dünya listelerinde kategorisinde ilk sıraya yerleşiyor.
İç çamaşırı ile sahneye çıkıp teşhircilik yapan sanatçı bozuntuları listelere bile giremezken Celal KARATÜRE liste başı oluyor.
Adamlar deli olmasınlar da ne yapsınlar?
Celal Karatüre’nin def eşliğinde seslendirdiği ilahiler, doğal ve içten yorum tarzı nedeniyle beğeniliyor, günlük hayatın içinden mekânları tercih etmesi, samimiyetini arttırıyor.
Roman kökenli Celal KARATÜRE tasavvufi müzik ile bu kültürün samimiyetini, neşesini ve gönül dünyasını ilahi yorumlarına yansıtırken onu da farklı ve özgün bir noktaya taşıyor...
Peki azgın azınlık bu mütevazi sanatçıdan neden rahatsız oluyor?
Çünkü adamın sakalı var.
Bu da yetmezmiş gibi bir de başına takke takmış.
Başka?
İlahilerin içini boşaltıyormuş.
Başka?
Kabe’de Hacılar ilahisi Mezdeke’ye benziyormuş.
Hayatında bir kez bile ilahi dinlemeyen Gülnaz Şırınga(!) şimdi kalkıp ilahinin içinin boşaltıldığını söylüyor.
Boşalan ilahinin içi değil onların içleri.
Allah’ın işine bakın bir garip Celal bir ilahi okudu alayının dengesini bozdu.
İlahide her ALLAH ALLAH tekrarında yumruk yemiş boksör gibi sersemliyorlar.
Bu kafada giderler ve halkın değerlerine inançlarına saygısızlığı sürdürürseler nakavt olmaları da yakındır.
Havlu atacak bir jakoben bulamaz iseler merak etmesinler.
Millet havlularını da atar.
****
Cumhurbaşkanı Erdoğan Mecliste yaptığı grup toplantısında “Kabe’de Hacılar Hu Der Allah” İlahisini seslendiren, besteleyen ve emeği geçen herkesi tebrik ederek bu ilahinin ülkenin her yerinde dilden dile dolaşmasından duyduğu mutluluğu ifade etmesi üzerine Özgür Özel; “O ilahi, okuyanların ağzına yakışır ama siyasetin konusu değildir. Sen çıkınca oraya ilahi okumayacaksın. Bugün çıkmış grup toplantısında ilahi okuyor. O ilahiyi hocalar okur, hafızlar okur. İlahi orada uygun mekânda, uygun yerde, uygun şekilde okunur.” Sözleriyle tepki gösterdi.
Peki haklı mı?
Elbette değil.
Çünkü ilahiyi sadece hocalar, hafızlar okumaz, herkes okur.
Nitekim Kabe’de Hacılar İlahisini de yaşlı genç kadın erkek herkes her yerde okuyor.
Mezar başında rakı içen Özgür Özel’in uygun mekân fetvası vermeye hakkı da haddi de yoktur.
Küfür, yalan, iftira, hakaret, zimmet, vurgun, haraç, kamera bantlama, jammerli valizler, lüks otellerin kral daireleri, havada fuhuş kumar ve meyhane hizmeti veren jetler, neredeyse beleşe alınan villalar, suç örgütü liderinin araç tahsisleri, baklava/kadayıf kutularında rüşvetler, para destelerinden kuleler, kariyer basamaklarını üçer beşer tırmanan sevgililer, belediye bütçelerinden sevgililere milyonluk hediyeler, delege tavlanan pavyonlar, meyhaneler siyasetin konusu oluyor da ilahi neden olmuyor?
Cami duvarına işemek sorun olmuyor da İlahi neden oluyor?
Ayrıca TBMM’de Milletvekilleri birbirlerine en ağır sinkaflı küfürleri ederken, tekme tokat saldırırken, kol bacak kırarken, kafa göz yararken, , anayasal görevleri engellemek için zorbalık yapıp kürsü işgal ederken bir sorun olmuyor da ilahi okununca mı sorun oluyor?
Neyse ki halkın çoğunluğu dayatmacı jakobenler gibi düşünmüyor.
Areda Survey tarafından yapılan araştırmada katılımcıların yüzde 84,1 Celal Karatüre’nin İlahisini çok beğendiklerini söylerken Gazeteci (!)"Özlem Gürses'in (Gülnaz Şırınga) 'İlahilerin içini boşalttılar, Mezdeke grubu gibiler' sözü de katılımcıların yüzde 85,6'sı tarafından yanlış bulunmuş.
Toplumda ve kendi sosyolojilerinde bile böylesine büyük kabul görmüş bir ilahinin milletin meclisinde de seslendirilmesinden doğal ne olabilir?
Orası kimsenin babasının çiftliği değil, milletin meclisi.
Milletin meclisinde küfür ve hakaret ediliyorsa ilahi de söylenir.
Celal KARATÜRE seslendirdiği bu ilahi ile Ramazan’ın ruhuna uygun olarak birlik ve beraberliğin sağlanmasına katkıda bulunması nedeniyle takdiri hak etmiştir.
Saçma sapan bahanelerle onu ve İlahiyi küçümsemek ve rahatsızlık duymak psikiyatrinin ilgi alanına giren bir patolojiyi yansıtıyor.
Muharrem İnce bu jakoben/zorba kitle için yaptığı şizofren tanımlamasının isabetli olduğu anlaşılıyor.
Tedaviye başlanmak için gecikilmesi, iyileşme süresini de uzatacaktır.
ZER-DÛZ PALAN VURSAN EŞEK YİNE EŞEKTİR…
7 Şubat 2026 tarihinde sosyal medya platformu X üzerinden Mehmet Emin Korkmaz tarafından yapılan paylaşımda, AK Partili Belediye Başkanı Güneş hedef alınarak; "Eskişehir/Mihalgazi Belediye Başkanı'na bakın! Bu siyasal İslamcı şalvarlı kadının görevi ilçe yönetmek midir, yoksa ahırında inek sağmak mıdır? Mekânı şaşırmış olacak gariban, AKP'ye de böylesi yakışır. Ne günlere kaldık? Hakikaten katır mühürdar oldu arkadaş! Kargalara kalan dünya, belediye kimlere kalmış? Vallahi benim annem bundan İYİ yönetir. En azından kılığı kılık, tahsili var" ifadeleri yer aldı.
Hatırlarsanız aynı saygısızlığı PKK’nın şehit ettiği Muhammed Safitürk’ün Meclise gelen babasının kıyafeti ile ilgili olarak ta yapmışlardı.
Paylaşımın ardından başlatılan soruşturma kapsamında gözaltına alınan ve İYİ Parti'den ihraç edilen Mehmet Emin Korkmaz "halkı kin ve düşmanlığa tahrik" suçlamasıyla çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderilmişti.
Halkın seçtiği bir kadın belediye başkanını kıyafeti nedeniyle ahırda inek sağmaya layık görenlerin, o inek kadar değerlerinin olmadığı bundan daha güzel anlatılamazdı.
Kılık kıyafetle adam olacaklarını zanneden müptezeller için Ziya Paşa ne güzel söylemiş;
Bed-asla necâbet mi verir hiç üniforma Zer-dûz palan vursan eşek yine eşektir.
ÜLKE GÜVENLİĞİ ÖZGÜRLÜK FANTEZİLERİNE FEDA EDİLEMEYECEK KADAR ÖNEMLİDİR
ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasıyla birlikte İsrail’in kontrolü altındaki sosyal medyada Türkiye’ye yönelik yalan ve iftiralar dolaşıma sokuldu.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (DMM), bazı sosyal medya mecralarında yer alan ve 'Türkiye'nin İran'a yönelik son saldırılara destek verdiği' yönündeki iddiaların tamamen asılsız olduğunu, Türkiye'nin hava, kara ve deniz sahalarını kullandırmadığını bildirdi.
Bir başka açıklamasında da bazı sosyal medya hesaplarında yer alan "İran sınırından Türkiye'ye kaçak giriş yapıldığı" yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını, söz konusu görüntülerin güncel olmadığı, zamanı ve yeri belirsiz eski çekimler olduğu belirtildi. Görüntülerin, bölgedeki son gelişmelerin ardından kamuoyunda olumsuz algı oluşturmak amacıyla kasıtlı olarak yeniden dolaşıma sokulduğunun tespit edildiği vurgulandı.
Bu işler böyle açıklama yapmakla çözülmez.
Bu ülkede bu yalanlara inanmaya hazır toksik bir sosyoloji var.
Bugüne kadar sosyal medyada bu tür yalan haberleri yapan ve yayanlar hakkında ne yazık ki doğru dürüst bir yaptırım uygulanmadı.
Yazılı ve görsel basında uygulanan yaptırımlar yalanın yayılmasına aracılık eden sosyal medya platformlarına uygulanmıyor.
Yaşadığımız her felaket ve sorunda küresel çete ve gayrı meşru bebeleri ülkemizi karalayan yalanları, iftiraları sürüme sokuyor ama bu ihanet cezalandırılmıyor.
Silahlı terörü bitiren devlet artık dijital terörü de bitirmelidir.
Yalan ve iftirayı atanlar kadar bunu yayan platformlar da sorumlu olmalıdır.
Dijital terör artık ciddi bir ülke güvenliği sorunudur.
Kimse fikir ve ifade özgürlüğü masalları anlatmasın.
Yalan ve iftiranın özgürlüğü olmaz.
Bilerek ve kasıtlı olarak yalanı söyleyenin de yayanın da bellerini doğrultamayacak kadar ağır bir cezaya çarptırılması şarttır.
Ülke güvenliği özgürlük fantezilerine feda edilemeyecek kadar önemlidir.