“Tek taraflı taviz vermek başka, uzlaşmak başkadır.”
Türkler tarih boyunca çeşitli coğrafyalarda çok zor şartlar altında varlık mücadelesi verdiler. Bu süre zarfında 16 imparatorluk, 38 devlet, 37 hanlık, 33 beylik, 10 cumhuriyet, 4 atabeylik kurdular. Anadolu’yu kendilerine yurt tuttuktan sonra üç kıtaya hükmeden bir imparatorluk olarak Osmanlı sancağı altında tarih sahnesinde yer aldılar.
Osmanlı Devleti yükseliş döneminde iken 26 Ocak 1699 tarihinde imzalanan Karlofça Antlaşması devletin verdiği ilk tavizdir.
Antlaşma sonucunda Macaristan ve Erdel Prensliği Avusturya’ya, Ukrayna ve Polonya Lehistan’a, Mora Yarımadası ve Dalmaçya Venediklilere bırakıldı. Bu kaybedilen ilk büyük toprak parçasıdır. Gerileme döneminin başlangıcıdır.
O günden sonra taviz verilmesi, toprak kaybedilmesi ve gerileme durdurulamadı. Bunun neticesi bize Osmanlı Devleti’nin yıkılışı olarak fatura edilmiştir.
Türk milleti yıkılan imparatorluğun küllerinden Türkiye Cumhuriyeti’ni inşa etti ve tüm dünyanın tanıdığı bağımsız bir devlet olarak tarih sahnesinde varlık gösterdi. Bu dönemde verilen en büyük taviz Musul ve Kerkük’ün Irak’a bırakılması, Hilafetin kaldırılması, Osmanlı’dan kalan dış borçların kabul edilmesi, Rum patrikhanelerinin uluslararası yetkilerinin devam ettirilmesi olmuştur. Bunun sonucu bir asır boyunca nesillerin sosyal, kültürel ve ekonomik zorluklar çekmesi olarak bize fatura edilmiştir.
Bu şekilde ilk yüzyılını tamamlayan Türkiye Cumhuriyeti’nin iktidarı da muhalefeti de ikinci yüzyılda ülkemizi muasır medeniyetler seviyesine çıkarak, siyasi, askeri, ekonomik, teknolojik ve kültürel başlıklar başta olmak üzere her alanda lider konuma yükselmek istemektedir. Bu yükselme hamlesine karşı iç ve dış müdahaleler elbette oldu, olmaya da devam edecektir. Devletin hükümeti, istihbarat teşkilatı, askeri ve polisi bütün kurumlarıyla birlikte bu müdahalelere karşı gereğini yapmakla mükelleftir. Rahip Brunson’ın casusluk, hükümeti ortadan kaldırma ve Anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs suçlarından yargılanmasına rağmen Trump’ın isteği ile ABD’ye iade edilmesi de bir tavizdir. Bu da geri dönüşü olmayan ekonomik kriz sürecin başlangıcı olarak bize fatura edilmiştir.
Terörsüz Türkiye başlığı da kısa ve öz bir cümle olarak yüreklere su serpmektedir. Fakat tarihi seyir içerisinde cereyan eden olaylardan da ders almak gerekir. Teröristlerle uzlaşma yapılmayacağı gibi yeni bir taviz verilerek dönüşü olmayan yollara da girilmemelidir. Çünkü bu tavizin faturasının sadece ekonomik olarak ödenmeyeceği çok aşikârdır.
Her tavizin faturasını biz, yani aziz Türk Milleti; milli serveti, milli varlıkları, kanı ve canı ile ödemiştir. Dolayısıyla bir taviz daha verecek lüksümüz yoktur.