Huzurevleri yaşlıların atıldıkları yerler değildir..

Türk tiyatrosunun usta ismi Zihni Göktay (80) tedavi gördüğü Maltepe Hastanesi'nde hayatını kaybetti.

Kalmakta olduğu huzurevinde aniden fenalaşarak yoğun bakıma kaldırılan sanatçı, yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı.

Üç yıl önce hayat arkadaşı Sevinç Göktay'ı kaybeden usta tiyatrocu, ardından kentsel dönüşüm nedeniyle evinden çıkmak zorunda kalarak İstanbul Maltepe'deki bir huzurevine yerleşmişti.

Sanatçının huzurevinde çekilen görüntülerinin sosyal medyada yayımlanmasının ardından çocuklarının babaları ile ilgilenmediklerine dair iddiaların yaygınlaşması üzerine kızının da desteğiyle geçici olarak bakımevine yerleştiğini söyleyen Göktay, "Burası bana iyi geldi. Evim bitince eve döneceğim, belki de burada kalmaya devam edeceğim. Kızım Zeynep ile konuştuk, böyle daha uygun olacağına karar verdik" demişti.

Kızının kendisini yanına almak için ısrar ettiğini belirten oyuncu, 'Kızımın da iki çocuğu var, düzeni var. İnsan eti ağırdır, kimseye yük olmak istemedim. Burası bana iyi geldi, disiplinli yaşıyorum.' cevabını vermişti.

İster ünlü olsun isterse olmasın bir yaşlının huzurevine yerleştirilmesi toplumumuzda genellikle evlatların anne ya da babaları ile ilgilenmedikleri şeklinde önyargılı bir değerlendirme yapılsa da huzurevinde sosyal çalışmacı olarak görev yaptığım ve müfettiş olarak çok sayıda huzurevi denetlediğim için bu değerlendirmenin gerçeğe yansıtmadığını söyleyebilirim.

Kimsesiz yaşlılar dışında kendi akranları ile birlikte olmak, sağlık sorunlarının takibi ve düzenli bir hayat sürmek isteyen çok sayıda yaşlının huzurevini tercih ettiğini gördüm.

Dinlediğim çok sayıdaki vaazlar ve hutbelerde anne babaya iyi davranılması ve onlara isyan edilmemesi şeklindeki dinin hükmünün ardından anne babalarını huzurevine yatıran evlatlara ağır eleştiriler getirilmesinin huzurevleri ile ilgili yeterli bilgiye sahip olmamaktan kaynaklanan kolaycı bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum.

Diyanet Radyoda bir kaç yıl önce dinlediğim bir programda; çalışmak zorunda olduğunu belirten bir kadın Alzheimer hastası olan annesinin üzerinden kapıyı kilitleyerek işe gittiğini, bakacak bir yakını olmadığını, işten erken çıkarak eve geldikten sonra annesinin bakım ve hizmetini yaptığını ancak annesi evde yalnız olduğu için aklının sürekli onda olduğunu, ocağı ya da muslukları açık bırakarak kendisine ve komşularına bir zarar vermesinden korktuğunu, başka çaresi olmadığından onu bir bakımevine yerleştirmeyi düşündüğünü, bunun dinen uygun olup olmadığını sordu.

Hoca bu soruya; annenizi bakımevine vermeyin, madem işten erken geliyorsunuz öğleye kadar ona göz kulak olmaları için komşularınızdan yardım isteyin ve bu şekilde idare etmeye çalışın mealinde bir cevap verdi.

Çok şaşırdığım bu cevabın dinle hiçbir alakası yoktur.

Din bu değildir.

İslam’ın neresinde anne babana mutlaka kendin bak, gerekirse evde yalnız bırak, konu komşudan yardım iste ama asla bakımevinde verme diye bir hüküm vardır?

Kadın diyor ki kimsem yok ve yaşamak için çalışmak zorundayım. Alzheimer olan annemin üzerine kapıyı kilitleyerek işe gidiyorum ve aklım onda kalıyor.

Hoca hanımın verdiği cevap tam evlere şenlik.

Yarım gün göz kulak olmaları için komşularından rica edecekmiş.

Hoca hanım uzayda yaşıyor herhalde.

Bırakın yarım günü, yarım saat hastanızı ya da yaşlınızı emanet edeceğiniz bir komşu kaldı mı Allah aşkına?

Yatalak anne ve babama aylarca baktık bırakın gelip yarım gün ilgilenmeyi kapıyı çalıp ta bir ihtiyacınız var mı diyen soran, bir tas çorba getiren komşuları olmadı.

Bir gün değil beş gün değil, hangi komşu her gün bir Alzheimer hastasına refakat etme sorumluluğu alır.

Bırakın komşuyu böyle bir bakım için paralı bakıcı bulmak bile kolay mı?

Diyelim buldunuz, maaşınızdan yüksek ücretini verebilir misiniz?

Nedir bu bakımevi/huzurevi karşıtlığı?

Hariçten gazel okumak kolay, gelin bir gün bir yaşlıya/hastaya bakın da görelim.

Doktoru, hemşiresi, bakıcısı, diyetisyeni, sosyal çalışmacısıyla bakıma muhtaç yaşlıların her türlü ihtiyaçlarının karşılandığı huzurevleri/bakım ve rehabilitasyon merkezlerinde insanca muamele gören görmek varken, her türlü tehlikeye açık olarak evde tek başına kalmak dinen neden uygundur?

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın Diyanet İşleri Başkanlığı ile iş birliği yaparak din görevlilerini huzurevleri ve bakım rehabilitasyon merkezleri hakkında bilgilendirmesi gerekiyor.

Zihni Göktay’ın huzurevine yerleşmesi ve orada kalmakta iken hayatının kaybetmesinin ardından çocuklarının bir kez daha babalarını neden huzurevine yerleştirdiklerini açıklama ihtiyacı hissetmek zorunda kalmaları huzurevi gerçeğinin toplum tarafından tam olarak bilinmediğini ve insanların önyargı ile hareket ettiklerini göstermektedir.

Çankırı’ya Huzurevi yapılması için ömrünü veren çok değerli arkadaşım rahmetli İsmail Özdemir’in çektiği sıkıntıların çoğunun tanığıyım.

O; ileriyi gören bir yönetici olarak yaşlanan şehir nüfusunun uzayan ömre bağlı olarak Çankırı’ya bir huzurevi yapılmasının zorunlu olduğunu fark etmiş ve bunun için kurulan bir dernek marifetiyle gece gündüz demeden çalışıp defalarca Ankara’ya gelip giderek Huzurevini Çankırı’ya kazandırmıştı.

O yıllarda kendisine yönelik en yaygın eleştiri; “Çankırı’lı ana babasını huzurevine atmaz kendisi bakar, ne gerek var huzurevi yapmaya? ” şeklinde özetleyebileceğimiz bir önyargıyı yansıtıyordu.

Oysa önyargılıların zannettiği gibi huzurevleri çocuklarının anne babalarını başlarından attıkları yerler değildir.

Çağın şartları gereği ait olduğu sosyolojiden ve topraklardan kopmak istemeyen yaşlıların özellikle eşlerini kaybetmeleriyle kendi temel ihtiyaçlarını karşılamakta ve sağlık sorunlarıyla baş etmekte zorlanmaları nedeniyle sığınacakları huzurevleri onlar için güvenli bir barınma yeridir.

İş, eğitim ve hayat şartları gereği farklı illerde yaşamak zorunda olan evlatlarının yanına gitmek istemeyen yaşlılar kendileriyle benzer özellikleri taşıyan insanlarla; beslenme, sağlık, hijyen ve barınma ihtiyaçlarının düzenli bir şekilde karşılandığı huzurevlerinde kalmaları onların ruh ve beden sağlıkları açısından da son derece uygundur.

Huzurevleri ömürlerinin son anlarını huzur içinde geçirecekleri yuvalarıdır.

Kaldı ki sevgi her zaman anne ve babanın bakım hizmetlerini yapmak için yeterli olmamaktadır.

Kardeşlerimle birlikte anne ve babamın yaşadıkları ağır sağlık sorunları nedeniyle elimizden geldiğince bakımlarını yapmaya çalışırken çok büyük sorunlar yaşadık,

Yetersiz ve çaresiz kaldığımız anlar oldu.

Özellikle tıbbi ve hijyenik bakımın sadece sevgi ile yapılmadığını gördük.

Bazen iki hatta üç kişinin bile bu hizmeti yapmakta çaresiz kaldığını, meselenin sadece sofraya iki tabak daha koymaktan ibaret olmadığını gördük.

Sonuçta maddi imkanlarımızı zorlayarak profesyonel bir bakıcı bulduk.

Yapılan yüklü ödeme yanında, arzu ettiği yiyecekleri alma, ikide bir izin isteklerine katlanma, internet ve diğer özel ihtiyacını karşılamak gibi taleplerini yerine getirsek dahi yine de arzu edilen nitelikte bir bakım sağlayamadık.

Özellikle hasta ve yaşlı bakımı ile ilgili olarak çoğunluğu Türki Cumhuriyetlerden gelen insanların oluşturdukları bir piyasa var ve bu piyasada fiyatları onlar belirliyor.

Şu anda bakım yapılacak kişiyle aynı evde kalan yatılı bakıcılar için taban ücret bin dolardan başlıyor.

İkamet ve çalışma izni olan yabancıların daha yüksek iken kaçak çalışan yabancıların ücretleri daha düşük.

Yabancıları Türkiye’ye getiren ve onlara iş bulan organizasyon şirketleri bir maaş tutarında komisyon alıyor ve getirdikleri kişi bir yıl içinde işten çıkar ya da çıkartılırsa yerine bulacakları kişi için komisyon almıyorlar.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın ne yazık ki bu konuda ciddi bir politikası yok.

Şu anda hangi resmi huzurevine girmek için başvuru yapsanız sıra beklemeniz gerekiyor.

Özel huzurevi ve bakım merkezlerinin ücretleri ise çok yüksek.

İnsan ömrünün uzaması, sağlık ve bakım sorunlarını da beriberinde getiriyor.

Bu sorunların takibi ve çözümü sevgi ve şefkatin ötesinde profesyonel bakım gerektiriyor.

Yaşlıların yaşadıkları yerde kalmak istemeleri, çocuklarının uzaktan gösterecekleri ilginin anne babalarının ihtiyaçlarının karşılanmasında yeterli olmaması huzurevini artık çağdaş bir çözüm olarak gündeme taşıyor.

Rahmetli Zihni Göktay’ın da vurguladığı gibi “İnsan eti ağırdır”.

Kimseye yük olmadan devletin bakımına ve şefkatine sığınmak en doğru yoldur.

Afyon Sandıklı Huzurevinde yürüttüğüm bir soruşturma esnasında ifadesine başvurduğum bir yaşlı teyzemiz, hayatın kendisini çok yorduğunu, artık hiçbir iş yapmadan sadece ibadet etmek istediğini bu nedenle de evlatları ile görüşerek huzurevine gelmeye karar verdiğini ve verdiği karardan ötürü de çok mutlu olduğunu belirtmişti.

“Tek başına evde yaşamak zor, çocuklarımın her birinin kendi düzenleri var, ben o düzene uymakta zorlanırım, benim düzenime de onlar uymakta zorlanır, en iyisi huzurevinde kendim gibi insanlarla birlikte olmak, evlatlarımın istedikleri her zaman ziyaretime geliyor ben de onlara gidiyorum ama burada çok rahatım” demişti.

Bir başka ildeki huzurevinde yaptığım bir soruşturmada da kronik sorunları olan bir yaşlının iki ayda yüzden üzerinde hastane giriş kaydının bulunduğunu görmüştüm.

Hiçbir evlat böylesine ağır bir yükü taşıyamaz, esasen böyle ağır bir yük sadece sevgiyle taşınmaz.

Asıl olan anne ve babaya bakılması onlara en iyi hizmetin verilmesidir.

Gücü ve imkânı olanlar için bizzat bakım en güzelidir ama ya gücü ve imkânı yoksa?

Babam öldükten sonra rahmetli annemi evinin düzenini bozmadan dört kardeş üçer ay süreyle evimize götürmek istedik ancak annem ben evimden çıkmam dilerek kabul etmedi.

Evinin fiziksel şartları bizim uzun süre onun yanında kalmamıza uygun olmadığından geceleri biz yanında kalıp gündüz için bakıcı bulduk.

Bir süre sonra sağlık sorunları nedeniyle biz de bakıcı da yeterli olamadık.

Kaldırıldığı hastanede 6 ay yoğun bakımda kaldıktan sonra vefat etti.

Durumu çok ağır olmasına rağmen hastane evde daha iyi bakarsınız diyerek taburcu etmek istedi ama kabul etmedik.

Mecbur kalsaydık belki ikinci bir bakıcı bulmak zorunda kalacaktık.

Bu ise ekstra bir maliyet demekti.

Bu gerçekler ortada iken huzurevlerini yaşlıların atıldıkları bir yer olarak göstermek ve o yaşlıların çocuklarını hayırsız olarak nitelemek gerçekten insafsızlıktır.

Anne babaları huzurevine yerleştirmek bir sevgisizlik, vefasızlık, hainlik göstergesi değildir.

Şahsen ben ve eşim günün birinde evde kalamayacak hale gelirsek başvuracağımız yer Huzurevidir.

Bu evladımızın ilgisizliğinden değildir.

İş, hayat şartları ve muhtemel sağlık sorunları nedeniyle istese de yeterli hizmeti vermesi mümkün olmayabilir.

Kim olduğunu bilemediğiniz yüklü paralar ödeyerek büyük bir ihtimalle bir yabancı bakıcının insafına kalmaktansa devletin huzurevine sığınmak en doğru tercihtir.

Hariçten gazel okumak kolaydır.

Oğlum kızım okusun, master yapsın, doktora yapsın, çok iyi bir işe girsin, yurt dışına gitsin diye ömrünü veren ana babalar bırakın yurt dışına yurt içindeki çocuklarının yanına gidemeyeceklerine, başlarını sosyal medyadan kaldırmayan torunlarıyla iki kelime sohbet edemeyeceklerine, gitseler bile istedikleri saatte yatamayacaklarına, istedikleri televizyon kanalını seyredemeyeceklerine, istedikleri müzikleri dinleyemeyeceklerine göre huzurevleri onlar için en ideal yaşam alanlarıdır.

Teftiş Kurulu Başkanı olarak görev yaparken mesai bitimine yakın sekreterim Çankırılı bir yaşlının benimle görüşmek istediğini söyledi.

Odama buyur ettikten sonra huzurevine girmek için yaptığı başvurunun kabul edildiğini ancak giriş için birkaç gün beklenmesi gerektiğinin söylendiğini, kendisinin ise bir an önce huzurevine girmek istediğini belirterek benden işlemi hızlandırmamı talep etti.

Neden bu kadar acele ettiğini, kalacak yerinin bulunup bulunmadığını sorduğumda, oğlunun evinde kaldığını, kendisine çok iyi davranan oğlunun ve gelininin işleri nedeniyle eve geç saatte geldiklerini, gelinin doğuma yakın hamile olduğunu ama buna rağmen her akşam kendisine mutlaka taze çorba pişirdiğini, kendisini evde bırakıp bir yere gitmediklerini ve onların özel hayatlarına engel olduğunu, bu ilginin kendisini çok mahcup ettiğini ve yük olduğunu düşündüğünü bu nedenle de bir an önce huzurevine gitmek istediğini söyledi.

Çok şaşırmıştım.

Şimdi böyle gelinler var mı bilmiyorum ama İsmail amcanın işini halledip o akşam huzurevine yerleşmesini sağlamıştım.

Huzurevi karşıtlarının meseleye bir de bu açıdan bakmalarında yarar var.

Bu vesileyle Çankırı’ya huzurevi yapılması için önyargılı eleştirilere kulak tıkayarak olağanüstü çaba gösteren ve dönemin Valisinin vefasıyla da yapılmasına öncülük ettiği Huzurevine adı verilen çok değerli kardeşim; garip gurebanın babası İsmail Özdemir’i rahmetle anıyorum.

Dün, Çankırı’da Huzurevi’ne ne gerek var diyenler bugün sırada bekliyorlar.

Özgür Özel’in Çankırı ziyaretinde kapatılacağını söylediği huzurevinin depreme dayanıklı hale getirilmesi için yapılacak güçlendirmenin ihale aşamasında olduğunu öğrendim.

Umarım Huzurevinde çalışanlar başta olmak üzere Çankırı Aile ve Sosyal Hizmetler Müdürlüğü ve bağlı kuruluşlarında görev yapan personel İsmail Özdemir’in ne kadar değerli, çalışkan ve Çankırı sevdalısı bir bürokrat olduğunu biliyorlardır.

Binanın güçlendirilmesi bitirilip yaşlıların taşınmasından sonra, her sene ölüm yıl dönümünde İsmail Özdemir ve huzurevinde kalmakta iken vefat eden yaşlılarımız için mevlit okutularak hayırlı bir gelenek başlatılmak suretiyle vefanın sadece İstanbul’da bir semt adı olmadığı gösterilse güzel olmaz mı?