Ne umarsın bacından bacın da ölüyor acından

CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel Newseek’e yazdığı makalede; Türkiye'nin demokrasiyle ilgili iç meselelerinin artık dünyayı ilgilendiren güvenlik sorunlarına dönüşmeye başladığını savundu.

"Türkiye’nin demokrasi krizi artık çok daha büyük bir şeye dönüştü. Bu kriz, sınırlarımızın çok ötesinde sonuçları olabilecek bir güvenlik krizine evriliyor. Bugün Türkiye’de yaşananlar yalnızca demokrasiyi önemseyenleri değil; Avrupa’nın, NATO’nun, Karadeniz’in, Doğu Akdeniz’in ve Ortadoğu’nun uzun vadeli istikrarını önemseyen herkesi ilgilendirmeli. Türkiye’nin stratejik önemi bu tehlikeyi daha da ağırlaştırıyor. Karadeniz’in kapı bekçisi, NATO’nun en büyük ikinci askeri gücü ve Avrupa, Avrasya, Ortadoğu ile Doğu Akdeniz’in kesişim noktasındaki bir ülke olarak Türkiye’nin göç, enerji ve bölgesel güvenlik alanındaki rolü düşünüldüğünde, demokratik çöküş sınırlarımız içinde kalmaz."diyen Özel, zamane Jön Türkü olarak NATO’ dan açıkça Türkiye’ye müdahale talebinde bulundu.

Türkiye’de demokratik çöküş değil ama belediyeleri kullanarak milletin cebine derin bir çöküş olduğunu para destelerinden yapılan kulelerden, baklava, kadayıf kutularına istiflenen Eurolardan, mavi valizlerde, siyah sırt çantalarında taşınan haraçlardan, rüşvetçi müteahhitlerin dizayn ettirdikleri lüks makam araçlarından, iki artı bir daire fiyatına alınan süper lüks villalardan, kısaca hortumlamaya siyasal bir gerekçe oluşturan Eko sistemden biliyoruz.

Bu yakıcı geçeği Özgür Özel’e beş dakika randevu vermeyen batılı dostları da biliyor.

Şikayetçinin de şikâyet edilenin de tanıkların da kendi partilileri olduğu, pavyon, meyhane kapılarında tavladıkları para, ev, ev eşyası, belediyelerde işe yerleştirme vaatleri ile satın aldıkları delegelerin oylarıyla kazandıkları seçimin şaibeli olduğu gerekçiyle iptal edilmesine ilişkin yargı kararını efendilerine şikâyet ederek müdahale edilmesini isteyen zihniyet Atatürk’ün karşı çıktığı mandacı zihniyetin ta kendisidir.

Boşuna yalvarmasınlar.

Türkiye eski Türkiye değildir.

NATO’nun ne müdahale edecek gücü ne de bunu başaracak iradesi vardır.

Türkiye’nin özellikle 15 Temmuz’dan sonra ortaya koyduğu mücadele, azim ve kararlılık mandacılara ancak böyle boş hayaller kurdurur.

Orhan Gencebay şarkısıyla her gün gördükleri rüyayı hayra yorarlar.

Ataları İstanbul’a gelen İngiliz elçiyi taşıyan arabayı çekerek efendilerine sadakat gösteriyordu, bunlar beş dakikalık randevu koparmak için kapılarında yatarak, dergilerinde gazetelerinde ülkelerini şikâyet ederek ve iç işlerimize müdahale edilmesini isteyerek sadakat gösteriyorlar ve ne komiktir ki bunu da demokrasi adına yapıyorlar.

El kapısında ülkesine müdahale bekleyen postmodern mandacılara bir kez de biz hatırlatalım.

Ne umarsın bacından, bacın da ölüyor acından.

Bunu beğenmediyseniz şuna ne dersiniz?

Kendisi muhtacı himmet bir dede, nerde kaldı gayrıya himmet ede

Devlet mağdulara ödediği tazminatı Fetöcü hakimler ve savcılardan alacak

CHP içinde yaşanan gelişmeler, karşılıklı restleşmeler, atarlı ergen gösterileri, İfşaatlar, itiraflar, planlar, kumpaslar, hakaretler ve küfürler gündemi yeterince meşgul ettiğinden HSK 2. Dairesince alınan bir karar fazla dikkat çekmedi.

Hain Fetö örgütünün cüppeli beslemelerinin yargıyı araç olarak kullanıp ayak bağı olarak gördükleri herkes hakkında mahkûmiyet kararı vermek suretiyle çok sayıdaki masum insanımızı mağdur ettiklerini yaşadıklarımızdan biliyoruz.

HSK 2. Dairesi, Balyoz kumpasında mağdur edilen ve yeniden yargılamada beraat eden isimlere devlet tarafından ödenen tazminatların, kumpasta görev alan FETÖ irtibatlı eski hâkim ve savcılardan rücu yoluyla tahsil edilmesine hükmetti.

Karara göre, yeniden yargılamada beraat eden sanıklar için oluşan kamu zararı, rücu yoluyla ilgili eski yargı mensuplarından alınacak.

HSK'nın konuya ilişkin ilk kararı 18 Eylül 2025'te verildi. 2025/1436 sayılı dosyada, Balyoz kumpası nedeniyle yıllarca cezaevinde kalan ve beraat eden Osman Kayalar'a ödenen tazminatın eski hâkim ve savcılardan tahsil edilmesine hükmedilmişti.

Konuyla ilgili ikinci karar ise 26 Mart 2026 tarihini taşıyor.

2026/424 sayılı dosyada, kumpas mağduru Ayhan Türker Koçpınar'a ödenen tazminat nedeniyle oluşan kamu zararının da FETÖ irtibatlı eski hâkimlerden tahsil edilmesi kararlaştırıldı.

HSK 2. Dairesi, kararında yer verdiği kritik değerlendirmeye göre, devletin ödediği tazminatların hâkim ve savcılara rücu edilmesi için TCK'nın 257. maddesi kapsamında görevi kötüye kullanma suçundan kesinleşmiş mahkûmiyet kararı aranmayacak.

Karar metinlerinde FETÖ'nün emniyet, yargı ve TSK içindeki örgütlü yapılanmasıyla kumpas davalarını nasıl organize ettiği ayrıntılı bir şekilde ele alınırken, örgütün sahte dijital deliller, yasa dışı dinlemeler, kurgu ihbar mektupları ve gizli tanık ifadeleri üzerinden Balyoz, Ergenekon, Poyrazköy, Amirallere Suikast ile İstanbul ve İzmir Askeri Casusluk davalarını nasıl organize ettiği vurgulandı.

HSK kararına göre, Balyoz davasında görev alan ve FETÖ ile bağlantılı olduğu belirlenen eski hâkim ve savcılardan tahsil edilecek ve süreç rücu mekanizması üzerinden yürütülecek.

15 Temmuz hain darbe girişimi nedeniyle telafisi mümkün olmayan can kayıpları yanı sıra çok ağır maddi hasarın aşağılık darbeci beslemelere ödettirilmemesi onlara ödül olur.

Darbe girişiminde yer alan her hain bu bedeli ödemelidir.

FETÖ’cü alçaklar yesin içsin hesabı devlet/millet ödesin.

Yok öyle yağma!..

Adaletin kürsüsünü bir sümüklünün hizmetine teslim edenler sadece hapis cezaları ile

Kurtulamazlar, kurtulmamalıdırlar.

İşte bu nedenle HSK 2.Daire kararı çok önemlidir ve sadece darbeci hainlerin uşaklığını yapan postal yalayıcılarının değil, görevini adil bir şekilde ifa etmeyerek mağduriyete neden olan yargı mensupları hakkında da benzer bir uygulama yapılmasının önünü açmıştır.

Nasıl ki doğru teşhis koymayan ve yanlış tedavi uygulayarak hastasını mağdur eden doktor bunu bedelini ödemek zorunda ise haksız ve mağduriyete neden olan karar veren hakim de bunun bedelini ödemelidir.

Hiçbir meslek onu uygulayanların keyfine, şahsi çıkarlarına, ideolojik takıntılarına ve Ülkemizin küresel çetelere peşkeş çekilmesine araç edilemez.

Herkese hakkını vermek, haklı ile haksızı ayırt etmek ve gözetmek, toplumsal yaşamın, hukukun ve ahlakin en temel taşı olarak bireylerin hak ve özgürlüklerinin korunmasını ve çatışan çıkarların dengelenmesini sağlamak olan Adaletin sağlanması için asla taviz verilmemelidir.

Çünkü adaletin olmadığı, adalete güvenin olmadığı toplumda huzur da olmaz.

Umarız HSK’nin aldığı bu iki rücu kararı mesleki sorumluluğun daha da yaygınlaştırılmasına vesile olur.