İt ürür kervan yürür..
İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen "Ekrem İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü" davasının 11 Haziran 2026 tarihli duruşmasında dinleyici olarak yer alan Avrupa Parlamentosu Üyesi ve Yeşiller Grubu'nun gölge Türkiye raportörü Vladimir Prebilic'e Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu Danışmanı Sarah Henkel ile Prebilic'in danışmanı Dorde Bojovic eşlik ettiler.
Duruşmanın ardından Dilek İmamoğlu tarafından yapılan sosyal medya paylaşımında yer alan "Bugün dayanışmamıza destek vermek üzere Silivri'de bizleri ziyaret eden Avrupa Parlamentosu Milletvekili, Yeşiller / Avrupa Özgür İttifakı Üyesi Vladimir Prebilič'e destekleri ve dayanışması için teşekkür ederiz" ifadeleri bu ziyaretin amacını gösteriyor.
Yarısı partilileri olmak üzere yetmiş civarında itirafçının tek tek ortaya koydukları maddi boyutu dudak uçuklatan asrın yolsuzluğunu savunamayanlar meseleyi sulandırıp siyasi operasyon masalları ile toksik sosyolojiyi konsolide ederlerken hariçten gazel okuyan yabancı destekçilerle iş birliği yapmaktan da geri durmuyorlar.
Muhalif T24'e Cansu Camlıbel’e konuşan Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu üyesi Vladimir Prebilic, insan hakları ve temel özgürlüklerin ciddi ve kasıtlı ihlallerinden sorumlu Türk yetkililere, AB'deki mal varlıklarının dondurulması da dahil olmak üzere yaptırım uygulanmasını talep ettiklerini açıklaması eko sistem savunucularını mutlu etmişti.
Çamlıbel’in; "Türkiye’deki muhalif toplum kesimlerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın otoriterleşmesinde Avrupa Birliği’nin umursamazlığının, pragmatizminin, demokrasi konusunda bilinçli biçimde kafayı öteki tarafa çevirip görmezliğe gelmesinin çok büyük etkisi olduğu izlenimi var. Bu algının farkında mısınız? Avrupa Birliği gelinen noktada bu konuda bir özeleştiri verebiliyor mu?" Sorusuna Prebilic’in verdiği aşağıdaki cevaba bakıldığında dertlerinin ne olduğu kolaylıkla anlaşılır.
"Evet haklısınız, Avrupa Birliği belli bir noktaya kadar bu oyunu Erdoğan’la siyasi oportünizm nedeniyle oynadı. Çünkü Türkiye’ye ihtiyaç vardı. Bir mülteci akını vardı, Suriye’de istikrarsızlık vardı, IŞİD ile mücadele vardı. Avrupa Birliği açısından Erdoğan ve Türkiye Ortadoğu’da bir çeşit “istikrar” unsuru olarak görüldü. “Demokrasinin bazı unsurları zedeleniyor olsa da istikrar önemli” diye bakıldı. Bana kalırsa kesinlikle yanlış bir yaklaşımdı.
İkincisi, Trump öncesinde Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği'nin benzersiz bir ilişkisi vardı. Biz Avrupa tarafı olarak güvenlik konusunda biraz bedavacıydık. Amerikalılar güvenliği sağlardı, biz de onların güvenlik şemsiyesi altında olacağımızı bilirdik. Türkiye de NATO üyesi olarak bu şemsiyenin önemli bir üyesiydi. Bu yüzden de “demokratik sorunlara rağmen Türkiye’nin içerde olması gerekiyor” diye bakıldı. “Hoş olmayan dosyaları açmayalım” denildi. Yine bir tür pragmatizm işte. Üçüncü ise şuydu; Türkiye’ye her zaman doğuya açılan kapı olarak bakıldığı için “iyi komşuluk” ilişkileri önemsendi.
Mülteci akınının önlemek için, İŞİD’le mücadele için, Suriye’deki istikrarsızlığın önlenmesi için, kendi ülkelerinin güvenliği için vazgeçilmez olan Türkiye; baş aktörleri batının sevimli dostları olan yolsuzluk ve hırsızlıklarla mücadele etmeye başlayınca demokrasi zedeleniyor ve yargı bağımsızlığı dumura uğruyor ve batı için tehdit oluşturuyor.
Bizden de bu palavraya inanmamız isteniyor.
Aslında açıklamada yer alan BEDAVACIYDIK ifadeleri meseleyi gayet güzel özetliyor.
Batının utanç verici ikiyüzlülüğü bundan daha güzel ortaya konulamazdı.
****
Avrupa Parlamentosu 2026 Türkiye Taslak Raporu'nda şunlar yer alıyor:
Türkiye'de, başkanlık sisteminin derinden yerleşmiş otoriter yorumu çerçevesinde, hukukun üstünlüğünün ve yargı bağımsızlığının ciddi şekilde aşınmasından duyduğumuz büyük endişeyi dile getiriyoruz.
CHP'nin mevcut cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nun, onlarca soruşturma, üst üste binen adli davalar ve keyfi idari kararlar da dahil olmak üzere, uzun süredir hedef alınmasını kınıyoruz. Son olarak “siyasi casusluk” suçlamasıyla açılan bir başka iddianame ve Türkiye Cumhurbaşkanı adayı olabilmesi için gerekli olan üniversite diplomasının hukuka aykırı ve siyasi amaçlı olarak iptal edilmesini kınıyoruz.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin İmamoğlu'nun iddia edilen hukuka aykırı gözaltına ilişkin başvurusunu 'öncelikli dava' prosedürü kapsamında kabul etme yönündeki önemli kararını memnuniyetle karşılıyoruz.
Türk yargısını, özellikle yüksek profilli davalarda sıkça tekrarlanan ve delillerin doğrulanmadan kabul edildiği, adil yargılanma hakkının açık bir ihlalini oluşturan ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına aykırı olan gizli tanıklardan elde edilen delillerin kullanımına son vermeye çağırıyoruz. Bu tür kötüye kullanılan hukuki süreçler, uluslararası hukuki sorumluluklara ve Türk iç hukukuna aykırı olarak, masumiyet karinesinin ciddi ihlallerine yol açıyor.
Türkiye'de yargı süreçlerinin kalitesinde, özellikle de iddianamelerin kalitesinde hem ulusal hem de uluslararası hukuk standartlarını ihlal eden ciddi bir bozulma olduğuna dair raporlardan endişe duyuyoruz.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun hâkim ve savcıların seçimi, atanması ve terfi ettirilmesinde hükümetten bağımsızlığının bulunmamasının, muhalefeti bastırmak için yargının kasıtlı olarak bir silah olarak kullanılmasına olanak sağlayan temel bir faktör olduğuna işaret ediyoruz.
TBMM’deki büyük çoğunluğu muhalefet partisi üyelerini etkileyen, mevcut milletvekillerinin parlamenter dokunulmazlığının kaldırılmasını talep eden fezlekelerden derin endişe duyuyoruz. Türkiye'deki tüm siyasi aktörleri, TBMM’yi çoğulcu bir meclis olarak güçlendirmek, Türk toplumunun karşı karşıya olduğu zorlukları ele almak ve demokratik bir geleceğin temellerini atmak için çaba göstermeye davet ediyoruz."
Rapor taslağında yer alan hususlara bakıldığında yapılanın açık bir iç işlerimize müdahale ve dertlerinin demokrasi filan değil sadık dostlarının çıkarlarını korumak olduğunu görürüz.
Başkanlık sistemi, yargı süreçlerinin işleyişi Avrupa Parlamentosunu neden ilgilendiriyor?
AB’de hırsızlık, soygun, vurgun, yolsuzluk, kamu kaynaklarını kişisel ikbal için kullanmak serbest mi?
AB’de adaylık için rüşvet vermek, belediye çalışanlarından metresler tutmak, otel odalarında alemler yapmak serbest mi?
AB’de genel başkanlar rüşvetçi müteahhitlerin tahsis ettiği makam arabalarına mı biniyorlar?
AB’de partilerin makam araçları belediye başkanları tarafından mı dizayn ettiriliyor?
AB’de belediye kaynaklarının peşkeş çekildiği işbirlikçilerin lüks otellerde, jetlerde, çakarlı araçlarla tur attıkları eğlence mekanlarında fuhuş, uyuşturucu ve içki partileri vermeleri serbest mi?
AB’de belediye başkanı adayı olmak için siyah sırt çantalarında, mavi valizlerle haraç veriliyor mu?
AB’de siyasiler çorba içerken kamera bantlanıyor mu?
AB’de belediye başkanları lüks otellerin kral dairelerinde yaptıkları toplantılarda jammer kullanılıyor mu?
AB’de belediye başkanlarına 15 Milyon TL. sına 50 milyon Dolar tutarında üç villa hediye edilip, bu villaların manzarası kapanmasın diye önündeki şahıs arazileri 156 Milyon TL ödenerek kamulaştırılıyor mu?
AB’de siyasiler mahkeme kararlarını tanımıyor mu?
AB’de pavyon/meyhane kapılarında tavlanan yakınları belediyelerde işlere yerleştirilen delegelerle kongre kazanan genel başkan var mı?
AB’de siyasilerin rüşvet vermeleri almaları serbest mi?
Yargı AB’de süs biberi mi?
Daha da uzatabileceğimiz bu can alıcı sorulara AB raporunda yer verilmemesi, niyetin üzüm yemek değil bağcıyı dövmek olduğunu açık bir şekilde ortaya koyuyor.
Nasreddin Hoca’nın sirke satarken kıçına vurduğu eşeği gibi Türkiye içeride hesap soruyor ses Avrupa’daki işbirlikçilerinden çıkıyor.
****
Adalet Bakanı Akın Gürlek yargı sistemine ve kendisine yönelik haksız ifadelere tepkisini şu sözlerle dile getirdi.
Türkiye Cumhuriyeti, demokratik hukuk devleti ilkesine bağlı, köklü devlet geleneğine sahip, bağımsız ve egemen bir ülkedir. Türk yargısı, kararlarını anayasa, kanunlar ve milletimiz adına sahip olduğu yargı yetkisi çerçevesinde verir.
Türkiye’de devam eden yargı süreçlerini çarpıtarak, henüz kovuşturması devam eden dosyalar üzerinden siyasi kampanya yürütmek; Türk yargısına ve şahsıma yönelik mesnetsiz ithamlarda bulunmak, ancak ideolojik ön yargılarla izah edilebilir bir tutumdur.
Avrupa Parlamentosu’nun bazı çevrelerince körüklenen bu siyasi içerikli yaklaşım, bu kişilerin temsil ettiği kurumların güvenilirliğini zedelemektedir. Bizim için asıl olan, aziz milletimizin vicdanı ve bağımsız Türk mahkemelerinin kararlarıdır.
Avrupa Parlamentosu raporları ise tavsiye niteliğinde siyasi metinlerdir. Bu metinler üzerinden Türkiye Cumhuriyeti’nin yargı kurumlarını hedef almak, milli iradeye ve devletimizin egemenlik haklarına yönelmiş beyhude bir çabadır.
Rapor taslağında kullanılan ifadelerin kabul edilemez olduğunu vurgulayan AK Parti sözcüsü Ömer Çelik; "Bir Avrupa Parlamentosu üyesinin Türkiye Cumhuriyeti hakkında konuşurken “sömürge komiseri” üslubuyla konuşması, kendisi için siyasi bir utanç ve parlemento değerlerini istismardır. AP’nin bu seviyesizliği ciddi bir şekilde ele alması gerekir Siyasi bir niteliği olmadığı konuşmasından anlaşılan bu şahsın ciddiye alınacak bir tarafı yoktur, Türkiye Cumhuriyeti Kabinesini, Adalet Bakanımız Sayın Akın Gürlek’i ve Kabinemizin herhangi bir üyesini saygısız bir dille hedef göstermek kimsenin haddi değildir. Avrupa Parlementosu adına yapılan bu saygısızlığın arkasındaki saikler, bu köklü kurum tarafından ciddi şekilde sorgulanmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik haklarına saygı, bir tartışma konusu olamayacağını” ifade ederek Pirebilic’e haddini bildirdi.
İsrail’in vahşi soykırımı ve hukuk tanımazlığı karşısında üç maymunu oynayarak soykırıma ortak olan Avrupa Parlamentosunun bu aşağılık tavrının hesabını vermeden Türkiye Cumhuriyeti ve onun bakanına söz söylemesi haddi değildir.
Ömer Çelik’in ifadesiyle Avrupa Parlamentosu “yaptırım” araçlarını doğru ve saygın biçimde kullanmak istiyorsa, siyonistlerin Gazze’deki soykırım suçlarını destekleyen Avrupalı siyasetçileri gündemine almalıdır. Avrupa’daki siyonist soykırım destekçisi siyasetçilere yaptırım kararı almayan AP’nin diğer konularda söz söyleme zemini yoktur.”
Türkiye’yi hedef alan ve Avrupa Parlamentosu üyesi sıfatı taşıyan “SİYASİ Yobazların acilen temel insani ve ahlaki değerler eğitimine alınması Avrupa’nın da yararınadır.
Trump’ın şamar oğlanına döndürdüğü ve itibarlarını yerle bir ettiği, Putin korkusundan geceleri altlarına kaçıran AB ülkeleri Türkiye ile savunma iş birliği anlaşması yapmak ve Türkiye’den savunma sanayii ürünleri almak için sıraya girmişken Pirebilic gibi müptezel siyasi yobazların zırvalarının beş kuruşluk değeri yoktur.
Birileri ne kadar medet umarsa umsun ne kadar teşekkür ederse etsin ne AB eski AB ne de Türkiye eski Türkiye’dir.
Parmak sallayarak tehdit ettikleri, beslemelerine on yılda bir darbe yaptırdıkları, hükümet düşürüp hükümet kurdurdukları, kafalarına göre ambargo uyguladıkları, teröristlere destek vererek ülkeyi karıştırdıkları, mezhep ayrımcılığı yaparak kardeşi kardeşe kırdırdıkları, sadık uşakları sayesinde sömürdükleri eski Türkiye artık yok.
15 Temmuz’da eski Türkiye defteri kapanmış, güçlü, kararlı ve azimli yeni Türkiye’nin defteri açılmıştır.
Pirebilic ve onun gibi azgelişmiş siyasal yobazlar ne derlerse desinler, it ürür kervan yürür.
Anlayacakları dilden söylersek;
Dogs bark, but the caravan goes on