Demokrasi yabancıların lütfu ise neden seçim yapılıyor?
CHP’den kopmak için mağduriyet sömürüsü yapabileceği bir kovulma bekleyen Manisa Milletvekili Özgür Özel kendilerini iktidara taşıyacak gücün dış destek olduğu inancıyla yabancı yayın organlarında kaleme aldığı yazılarında ülkesini, iktidarı ve yargıyı şikâyet etmeye, bunu yaparken de pervasızca yalan söylemeye devam ediyor.
Kendilerinin Cumhurbaşkanı adayı olan ve gözyaşları ile destekledikleri Kemal Kılıçdaroğlu’nun kaybettiği seçimde yüzde 52 oy alan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın meşruiyetini sorgulayacak kadar despotik bir tavır sergileyen Özgür Özel The Economist, Newsweek ve Financial Times gibi küresel sermayenin sözcüsü yabancı medya organlarında yayımlanan makalelerinde partisinin belediye başkanlarının birbirinden utanç verici yolsuzluklarını ve yine müştekilerin partilileri olduğu şaibeli kurultay davası sonucunda çıkan butlan kararından söz etmezken, post modern mandacılığın birbirinden ucuz örnekleriyle efendilerine aradığınız en sadık köle biziz mesajı veriyor.
Kadayıf kutularından çıkan eurolar, kaynağı belli olmayan para destelerinden yapılmış kuleler, bedavadan ucuza peşkeş çekilen villalar, mavi valizlerde teslim edilen, adaylık için alınan milyonlarca liralar, çuvallarda unutulan dövizler, belediye vurgunlarıyla elde edilen paralarla havada, denizde karada sunulan içki, uyuşturucu ve VİP fuhuş hizmetleri sanki hiç yokmuş da yargı bu çağdaş Jöntürklerin iktidara gelmesini önlemek için davalar açmış gibi ancak ahmakların inanabileceği, Türkiye düşmanlarının ise inanmak istedikleri yalanlarla yabancılara şirin görünmek ve onlardan medet ummak, mandacı zihniyetin dünden bugüne değişmez özelliği olarak dikkatlerden kaçmıyor.
Özgür Özel’in masallarının aksine Türkiye’de bir demokrasi krizi yok ama boyutu ülke sınırlarını aşmış bir hırsızlık ve yolsuzluk krizi var.
Özgür Özel yabancılara şirin görünmeyi öylesine içselleştirmiş ki Türkiye’de iktidara müdahale etmez iseler kendi güvenliklerinin bile tehlikede olduğunu söyleyecek kadar kendisinden geçebiliyor.
Emanetçiliğini yaptığı Ekrem İmamoğlu tutuklanınca BBC’ye verdiği röportajda İngiltere Başbakanı Keir Starmer'a ve İngiliz İşçi Partisi'ne ithafen "İstanbul'un Belediye Başkanı'nı alıp hapse koyuyorlar ve İngiltere buna ses çıkarmıyor. O zaman bu nasıl dostluk, bu nasıl kardeş parti? Gerçekten çok kırgınız, terk edilmiş hissediyoruz" diyerek tepki göstermiş, bununla yetinmeyip “İngiltere’nin menfaati AK Parti’de değil, CHP’dedir” açıklamasıyla sadakatini açıkça ortaya koymuştu.
Tek parti faşizminden kalan alışkanlıkla onların hiçbir zaman yanlışları olamazdı ve yargı onlara asla dokunamazdı.
Dokunmaya kalkarsa da harici dostları derhal duruma müdahale eder, bunun da adı demokrasi olurdu.
Silivri’yi her ziyaretinde emir ve talimatlar aldığı patronu Ekrem İmamoğlu da İstanbul’da milyonların kar esareti yaşadığı gün, İngiliz Büyükelçisi ile rakı balık keyfi yapıyor, inkâr ettiği görüntüleri ortaya çıkınca “İngiliz Büyükelçisi ile yediğim yemek, karla mücadeleden daha önemsiz değildi” demişti.
6 milyon İstanbullunun verilerini İsrail uzantılı İngiliz firmasına satmasından ve İkinci adamı Ertan Yıldız’ın ifadesiyle sadece hafriyattan İngiltere’ye 200 milyon dolar para taşınmasından rakı balık keyfinin karla mücadeleden çok daha önemli olduğunu gördük.
Bütün bu olup bitenlerin üzerine İngiltere dış istihbarat servisi MI6’nın Başkanı Richard Moore’un, emeklilik veda toplantısını İstanbul’da yapmasını da eklerseniz İngilizlerden beklentilerinin ne kadar yüksek olduğunu ve İngilizlere şirin görünmek için (ihanet dahil) ellerinden gelen her şeyi yaptıklarını anlarsınız.
Partisinin belediye başkanına bir gece yarısı piç diyerek hakaret eden, başarılı kadın belediye başkanlarına mobbing uygulayan ve hepsinden önemlisi pavyon köşelerinde tavlanan delegelerin oyları ile seçilen bir siyasi figür ne kadar demokratsa Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un da o kadar demokrattır.
Financial Times’ta yer alan “Erdoğan'ın Demokrasiye Yönelik Saldırısı, Türkiye'nin Müttefikleri İçin Bir Tehdit Teşkil Ediyor” başlıklı yazısında, beş dakikalık randevu koparmak için kapılarında nöbet tuttuğu ve kendi güvenliklerini sağlamaktan aciz, Trump karşısında dut yemiş bülbüle dönen batılı liderlere yaranmaya çalışan Özgür Özel’in bu çabasının hiçbir karşılığı olmadığını Ankara’daki NATO zirvesine katılan batılı liderlerin Türkiye ile işbirliği çabalarını arttırmaya yönelik ifadelerinden anlıyoruz.
NATO toplantısının Ankara’da yapılıyor olması ve bu toplantının hükümetin itibarını arttıracağı endişesi bile Özgür Özel’in uykularını kaçırıyor.
Özgür Özel’in Erdoğan Rusya ile de Çin ile de iş birliği yapabilir sizi satabilir demeye getirdiği Batıya sizin çıkarlarınızı en iyi ben korurum ifadeleri post modern mandacılığın utandıran belgesi olarak tarihteki yerini almıştır.
Financial Times Özgür Özel’in yazısının altına CHP Genel başkanı diye not düşmüş.
Ama biz biliyoruz ki Özgür Özel CHP genel başkanı değil.
Şaibeli olduğu yargı kararıyla tescillendiği, maddi menfaat sağlanan ve pavyon kapılarında tavlanan delegelerin oyları ile genel başkan seçildiği kayıt, belge, ifade ve ikrarlardan anlaşılmasına rağmen Özgür Özel’in genel başkan olduğunu yazan Financial Times Özgür Özel’e “sen bizim adamımızsın” mesajının verse de aynı Financial Times Özel’in makalesinden bir gün sonra gazetenin en itibarlı bölümü olan BİG DEAD de tam sayfa olarak yayınladığı Türkiye’nin hızla büyüyen savunma sanayisi başlıklı yazı ile “Türkiye Avrupa ülkeleri için vazgeçilmez bir ülke, demokrasi açısından bazı sorunlar olsa da Türkler ile iyi geçinmeliyiz” mesajı verdi!
Görüldüğü üzere Efendiler için kölelerin önemi yoktur.
Çünkü ülkelerine ihanet edenlerin fırsat bulduklarında kendilerine de ihanet edeceklerini bilirler.

Devamı olduklarını ifade ettikleri "Jön Türkler İngiliz elçisini Dolmabahçe'den alıp, İngiltere Büyükelçiliği'ne kadar atları çıkarıp kendileri çekmişlerdi.
İhanetin böylesine elçi bile şaşırıp hayretler içinde kalmıştı.

.
.

Dün dedelerinin gururla yaptıklarını (yapay zekaya hazırlattığım yukarıdaki görselde görüldüğü üzere) bugün torunları yapmakta bir sakınca görmüyor ve bunu da demokrasiyi savunmak adına yaptıklarını söylüyorlar.
Demokrasi ancak halkın iradesine sahip çıkmakla korunur.
Demokrasilerde iktidarı Financial Times, The Economist, Newsweek gibi küresel çetenin sözcüleri değil halkın iradesi belirler.
O nedenle halkın iradesine saygısı olmayanların demokrasiyi sahiplenmekten söz etmeleri tam bir ikiyüzlülüktür.
Demokrasi yabancıların lütfu ise neden seçim yapıyoruz?