Ankara/Çankaya Kocatepe Mimar Kemal Anadolu Lisesi'nde eğitim gören (eğitim gördüklerini zannettiğimiz) öğrenciler (zorbalar), fizik öğretmeni M.C. ile alay ettikleri, aşağıladıkları ve saygısızlık yaptıklarına dair utanç verici görüntüleri sosyal medyada paylaşarak çok daha büyük bir terbiyesizliğe imza atmışlardı.

Haberlerde o utanç verici görüntüleri izlerken insanlıktan nasibini almamış öğrenci kılıklı serserilerin davranışlarından ne kadar rahatsız olmuşsam öğretmenin acizliğinden de o kadar rahatsız olmuştum.

Hoşgörü, anlayış, empati nezaket ne derseniz deyin bu kavramların hiç birisi acizlikle beraber anılamaz.

Çünkü acizliğin olduğu yerde bu kavramlar değerini yitirir.

O nedenle her yüksek okul mezunu öğretmenlik yapamıyor, öğretmenlik yapacaklar için ayrıca pedagojik formasyon eğitimi veriliyor.

Pedagojik formasyon programı, Türkiye'de öğretmenlik mesleğini icra etmek isteyenler için düzenlenen bir sertifika programı olarak sunulmakta iken 2023 yılı başında YÖK'ün aldığı bir kararla pedagojik formasyon eğitimi lisans programları bünyesinde de seçmeli ders olarak verilmeye başlandı.

Bu program, öğretmenlik lisans programları dışında kalan lisans programlarının öğrencilerine/mezunlarına pedagojik bilgi ve beceriler kazandırmayı amaçlıyor.

Program kapsamında, öğretmen adaylarına eğitim psikolojisi, öğrenme ve öğretme ilkeleri, sınıf yönetimi, ölçme ve değerlendirme gibi pedagojik konular hakkında temel bilgiler veriliyor.

Pedagojik formasyon programını başarıyla tamamlayanlar, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından düzenlenen sınavlara girerek öğretmenlik mesleğine atanma şansına sahip oluyorlar.

Bu ifadelerden de anlaşılacağı üzere her ne kadar pedagojik formasyon sertifikası olsa da M.C’nin sınıf yönetme konusunda yetersiz ve aciz olduğunu görüntülerden anlıyoruz.

Öğretmen sınıfı yönetemezse sınıf öğretmeni yönetir.

M.C.’nin öğrenci kılıklı zorbalardan şikayetçi olmadığını söylemesi, olgunluk gösterisi olarak ifade edilerek bu davranışıyla örnek bir öğretmen olduğu iddia edilmişti.

Kimse kusura bakmasın ama bu denli ağır bir aşağılamayı yapanların affedilmesi olgunluk değil acizliktir.

Çünkü kendisine yönelik aşağılayıcı davranışlarda bulunan öğrenciler ve onların bu tavırlarından birinci derecede sorumlu olan aileleri M.C. den özür dilemedikleri gibi pişmanlıklarını da ifade etmemişlerdi.

Her ne kadar M.C. şikayetçi olmasa da okul yönetiminin başlattığı disiplin soruşturması sonucunda olaya karışan beş öğrenciye örgün eğitim dışına çıkarılma cezası verilirken iki öğrenciye de okul değiştirme cezası verildiği açıklandı.

Beş öğrencinin okulla ilişkilerinin kesilmesi son derece isabetli olmuştur.

Öğretmenine saygısı olmayan öğrencilerin okula devam etmelerinde fayda yoktur.

Fuzuli’nin sözleriyle;

“Mey biter saki kalır,

Her renk solar haki kalır,

Diploma insanın cehlini alsa da,

Hamurunda varsa eşeklik, baki kalır.”

Fiilen sorumlu öğrencilerin okuldan uzaklaştırılmaları ne kadar isabetli ise öğretmenlerine saygısızlık yapılırken rezaleti gülerek hatta eğlenerek izleyen, video çeken ve bu kepazeliğe karşı çıkmayan sınıfın diğer öğrencilerine ceza verilmemesi o kadar isabetsizdir.

Seyirci kalarak sorumsuzluğu göz yuman diğer de öğrenciler de ibreti alem için cezalandırılmalıydılar.

Hani, okul bize hayatımızda gerekli olan bilgi, beceri, iyi alışkanlık ve davranışları kazandırırdı?

Hani, okul ailemize ve topluma yararlı bireyler ve iyi yurttaş olmamızı sağlardı?

Hani, okul tarafından sağlanan eğitim, bireysel potansiyeli besler, karakteri geliştirir ve yaşam boyu öğrenmeyi teşvik ederdi?

Hani, okul bir çocuğun geleceğini şekillendirmeye ve hem entelektüel hem de kişisel gelişim için temel oluşturmaya yardımcı olan hayatının önemli bir parçasıydı?...

Okumasında yarar görülmeyen çocuklar/insanlar için ısrar etmek beyhude bir çabadır.

Fuzuli’nin söylediği gibi hamurunda eşeklik olanlar okula giderseler en fazla okumuş eşek olurlar.

Milletin okumuş eşeklere değil, ülkesini seven ve onun ilerlemesi için çaba gösteren dürüst, çalışkan ve hukuka saygılı insanlara ihtiyacı olduğu unutulmamalıdır.

Okumuş eşeklerle uğraşmak yerine insanlığa faydalı hayvanları eğitmek çok daha isabetlidir.

****

Mersin'in Anamur ilçesinde Rüştü Kazım Yücelen Ortaokulu'nun önünde oturan okul müdürü Ender Kaya’ya 12 yaşındaki M.K. tüfekle ateş etti.

Ağır yaralanan Kara, ambulansla hastaneye kaldırıldı. Baba ve oğlu savcılıkta ifadesi alınmasının ardından tasarlayarak, kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle öldürmeye teşebbüs ve azmettirme suçlarından nöbetçi mahkemeye sevk edildi. Şüpheli baba azmettirme, oğlu ise öldürmeye teşebbüs suçlarından çıkarıldıkları mahkemece tutuklandılar.

Hayati tehlikeyi atlatan müdür Ender Kaya servise alındı, tedavisi devam ediyor.

İnşallah en kısa sürede iyileşir ama ruhundaki yaranın kapanması kolay olmayacak.

Medyada yer alan haberlere göre M.K. kendisini elektrikli bisikletle okula gelmemesi için uyardığı gerekçesiyle Ender Kaya’yı vurmuş.

M.K. olaydan bir gün önce sosyal medyada; "Önümde arkamda babam olduğu sürece ağa da benim, paşa da benim" notunu paylaşmış.

Belli ki 12 yaşındaki çocuk babasından destek ve belki teşvik almış.

Muhtemelen babası “sen vur ben sana hapiste aslanlar gibi bakarım” demiştir.

Bu ülkede hapis yatmayı CV’sine başarı olarak yazdıran gözü dönmüşler var ve ne zaman nerede kimin canını yakacaklarını bilmeden onlarla birlikte yaşamak zorunda kalıyoruz.

12 yaşındaki bir çocuk(!) sadece kendisini uyardığı için okul müdürünü öldürmeyi düşünecek kadar insanlıktan çıkmışsa o zaman doğduğuna pişman olacak bir cezanın verilmesi şarttır.

Bir baba 12 yaşındaki çocuğunun eline silah vererek öldür diyorsa o baba da hapislerde çürümelidir.

Suçu kim işlerse işlesin mutlaka bedel ödemelidir.

Öldürmek gibi dünyanın en aşağılık eylemini tasarlayanların çocuk olmaları eylemi masumlaştırmadığı gibi faili de masumlaştırmaz.

Artık çocuk romantizminden vazgeçmenin vakti gelmiş geçmektedir.

Sınırsız özgürlük anlayışı ile yetiştirilen çocuklardan olsa olsa suç makinesi olur.

Ve sınırsız özgürlük Hindistan’daki ineklerde bile yoktur.

Bu ülkede yaşı, görevi, unvanı, statüsü ne olursa olsun herkese “Ağanın da paşanın da Hukuk olduğu” kafalarına vurula vurula hatırlatılmalıdır.

Ziya paşa ne güzel söylemiş;

“Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir.

Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir.”

****

Türkiye’nin en seçkin (olduğu iddia edilen) okullarından İstanbul Erkek Lisesi, taciz ve akran şiddeti iddiaları ile gündeme gelmişti.

Yapılan soruşturma sonucunda taciz iddiaları doğrulanmazken üst sınıf öğrencilerinin, 9'uncu sınıf öğrencilerini iradeleri dışında belirli alanlarda topladığı, darp ettiği, ağır hakaretlere maruz bıraktığı ve korku ile baskı ortamı oluşturduğu, olayların anlık bir kavga olmadığı, iki gece boyunca farklı mekânlarda tekrarlandığı, üçüncü gün ise 10'uncu sınıf öğrencilerinin de sürece dâhil olduğu belirlendi.

Bu süreç sonunda darp edilen öğrenciler okuldan ayrılmak zorunda kaldılar.

Alt sınıf öğrencilerinin darp edildiği, ağır hakaretlere maruz kaldığı, korku ve baskı ortamı oluşturulduğu; bazı durumlarda bıçak ve kol saatinin muşta gibi kullanıldığı, şiddetin, üst sınıf–alt sınıf ilişkisi içinde, çok sayıda fail ve mağdurun bulunduğu hiyerarşik bir yapı çerçevesinde gerçekleştiği belirtildi.

Bazı çevrelerde dile getirilen, şiddete karışan öğrencilerin "kız öğrencileri koruma amacıyla hareket ettiği" ya da "kahramanlık sergilediği" iddialarının somut bulgularla desteklenmediği ve gerçeği yansıtmadığı belirtilirken şiddeti meşrulaştıran ve öğrenciler arasında "kendi adaletini sağlama" anlayışını normalleştiren söylemlerin eğitim ortamı ve hukuk düzeni açısından son derece sakıncalı olduğu vurgulandı.

Nasıl seçkin bir okul ki darp, tehdit, şiddet ve hakaret pervasızca sergilenebiliyor?

Nasıl seçkin bir okul ki şiddet üst sınıf–alt sınıf ilişkisi içinde, çok sayıda fail ve mağdurun bulunduğu hiyerarşik bir yapı çerçevesinde gerçekleşiyor?

Seçkini böyle ise sıradanı kim bilir nasıldır?

Elbette tüm okullar için toptan bir suçlama yapılamaz ama akran zorbalığı ve şiddetin okullarda giderek yaygınlaştığına tanık oluyoruz.

Kopya çekerken kendisini yakalayan hocasını öldüren sonrasında anne babası birlik olup öldürdüğü hocası ve ailesini küfür hakaret ve tehditlerle yıldırmaya çalışan katil kopya çekerken yakalanmasıydı hukuk fakültesini bitirip hâkim ya da savcı olacaktı?

(Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Ana Bilim Dalı'nda araştırma görevlisi olan Ceren Damar Şenel, sınavda kopya çektiğini tespit ettiği öğrenci Hasan İsmail Hikmet tarafından üniversitedeki odasında öldürülmüştü).

Böyle bir zihniyetin adil karar vereceğine nasıl inanacağız?

Son günlerde gündeme gelen, uyuşturucu, gayrı ahlaki ilişkiler, vergi kaçakçılığı, yasadışı bahis, zimmet, rüşvet, irtikap, vurgun, soygun, haraç olaylarının tümünde öznelerin okumuş(!) çocuklar olmaları üzerinde derin derin düşünülmeyi gerektiriyor.

Birilerinin; kendi oyları ile onların oyu bir tutuluyor diye şikayetçi olduğu çobanlar neden okumuşların(!) işledikleri suçları işlemiyorlar hiç düşündünüz mü?

Ne yapsak?

Okumakla adam olamayanları/olamayacakları çobanların yanına mı versek?