“Yalancılık meslek dalı olarak ilan edilmeli artık, çünkü çok fazla ustası var." (Balzac).

Üniversite diploması iptal edilen Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul 5. İdare Mahkemesi'nde açtığı dava sonucunda Mahkeme, üniversite geçişinde sistematik usulsüzlükler bulunduğu gerekçesiyle diplomanın iptali kararını oy birliği ile hukuka uygun buldu.

Avukatı tarafından Nöbetçi İdare Mahkemesine sunulan dilekçede; İstanbul Üniversitesi Yönetim Kurulu tarafından 18 Mart 2025'te alınan İmamoğlu'nun yatay geçişinin, mezuniyetinin ve diplomasının iptaline yönelik kararın öncelikle yürütmesinin durdurulması talebi Mahkemenin 25 Temmuz 2025 tarihli kararıyla reddedilmişti.

İmamoğlu ve avenesinin “19 yaşındaki bir genci yargılıyorlar” diyerek görmezden geldiği (geçmişte kim bilir hangi çıkarların karşılığında yapılan) hukuksuzluklar ve keyfilikler mahkeme kararında tek tek ortaya konularak diplomanın neden geçersiz olduğu sınırda zekâsı olanların dahi anlayabileceği bir açıklıkta ifade edildi.

İmamoğlu’nun son derece net ve somut hukuksuzluklara rağmen cumhurbaşkanı adayı olmak istemesi ne kadar yanlış ise (üstelik seçime daha üç yıl varken) -nasıl olsa dokunamazlar-varsayımıyla onun adaylığında ısrarcı olmak da bir o kadar yanlıştır.

Süleyman Demirel’in bilinen ifadesiyle siyasette 24 saat bile çok uzun bir süredir.

5. İdare mahkemesi kararında da vurgulandığı üzere; "Bahsi geçen Yükseköğretim Kurumları Arasında Önlisans ve Lisans Düzeyinde Yatay Geçiş Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin ilk hali ve sonraki yıllarda değişikliğe uğrayarak yatay geçişin yapıldığı tarihte mevcut olan halinde, yatay geçişlerin eş değer eğitim programları uygulayan yükseköğretim kurumları arasında yapılabileceği, geçişin üniversitece belirlenen ve kamuya ilan edilen kontenjan sayısıyla sınırlı olarak yapılacağı, geçiş başvuru sayısı üniversitece belirlenen ve kamuya ilan edilen kontenjanı aşmakta ise başarı sıralaması yapılarak en başarılı öğrenciden başlanarak geçişi kabul edilecek öğrencilerin belirleneceği, yabancı ülkelerdeki yükseköğretim kurumlarından yapılacak yatay geçişler için ayrılan kontenjan sayısının ise ülkemizdeki yükseköğretim kurumları arasındaki geçiş için ayrılan kontenjan sayısının 3'te 1'ini geçemeyeceği kurala bağlanmıştır.

Danıştay 8. Dairesinin muhtelif kararlarında zikredildiği üzere, hukuka aykırı olarak tesis edilen idari işlemlerden dolayı ilgili yararına hak veya korunması gereken yerleşmiş bir durum veya hukuki statü doğmuş ise, bu işlemin ancak yokluk ve mutlak butlan halleri ile malul olması, kişinin gerçek dışı beyan veya hilesinin ya da idarenin mevzuatta açıkça öngörülen hükmün uygulanmasında hataya düşmesi sonucunda tesis edildiğinin anlaşılması hallerinde, idare tarafından herhangi bir süre şartına bağlı olmaksızın geriye doğru yürür şekilde her zaman geri alınabileceği doktrin ve içtihatlarda kabul edilmektedir.

Kararda, yatay geçiş sürecindeki kontenjan işlemleri "sehven yapılan hata" olarak değil, bilinçli ve planlı uygulamalar olarak nitelendirildi. Buna göre: Fakülte Yönetim Kurulu'nun 27.06.1990 tarihli kararıyla ilan edilen kontenjanlar, yeni bir ilan yapılmaksızın, 12.09.1990 tarihli kararla değiştirildi. İngilizce İşletme bölümünde 3. ve 4. sınıflar için ayrılan kontenjanlar sıfırlanarak tamamı 2. sınıfa aktarıldı. Toplam kontenjan sayısı, hangi makam tarafından artırıldığı belli olmaksızın 55'ten 80'e çıkarıldı.

Yürürlükteki yönetmeliğe göre, yurt dışındaki üniversitelerden yapılacak yatay geçişlerde, ayrılan kontenjanın en fazla üçte biri yabancı üniversitelere ayrılabiliyordu. Ancak somut olayda, İngilizce İşletme 2. sınıf için 3 kişilik yurt dışı kontenjanı olması gerekirken, 48 öğrenci kabul edildi. Mahkeme, bu durumu "açık, bariz ve ölçüsüz mevzuat ihlali" olarak değerlendirdi.

Aksine sayıca fazla olması, birbiri ardına yapılarak her hatanın bir diğeriyle uyumlu olacak şekilde süreklilik arz etmesi ve adeta belirli bir hedefin gerçekleşmesini temine yönelik yapılmış izlenimi doğurmasının dikkate değer olduğu kaydedilen kararda, açık hatalı işlemlerin yoğun ve yüksek düzeyde sakatlık halini içerdiğinin görüldüğü vurgulandı.

Kararda, davacı tarafından, mevzuata aykırı bu işlemler yapılmasaydı yabancı yükseköğretim kurumundan geçiş için ayrılması gereken 3 kişilik kontenjana gireceği, davacı ile birlikte yatay geçiş yapan ve diploması iptal edilmeyen İ.H.M'nin 3,54, H.U'nun 2,75, İ.K'nin 2,63, davacının ise 2,50 not ortalamasına sahip olduğunun beyan edildiği, aksinin davacı yanca iddia ve ispat edilmediği, idarece yapılan bu tespite ve beyana göre başarı sıralaması yapılması halinde dahi davacının kontenjan dışında kaldığı kaydedildi.

Kararda, iyi niyete yönelik yapılan inceleme ve irdelemelere göre ise Girne Amerikan Üniversitesi kurucusu olan ve davacının referansları arasında yer alan Özalp Tozan tarafından verilen ifadede, söz konusu dönemde Girne Amerikan Üniversitesinin denkliğinin olmadığı, üniversitenin diploma veremeyeceği ve YÖK tarafından tanınmadığı, özel bir şirket tarafından kurulan Girne Amerikan Üniversitesinden Türkiye'de bulunan devlet üniversitesine geçişin mümkün olmadığı, bu hususların üniversiteler ve 1986 ile 1992 yılları arasında öğrenim gören öğrencileri tarafından bilinmekte olduğunun vurgulandığı aktarıldı.

İstanbul Üniversitesi bünyesinde kurulan İnceleme Komisyonu raporunda, öğrenci kütük defterlerine ilişkin çarpıcı bir tespit de yer aldı. GAÜ tanınmadığı için İmamoğlu ve diğer 8 öğrencinin kütük defterine, gerçekte gelmedikleri halde "Doğu Akdeniz Üniversitesi'nden geçiş" yapmış gibi kayıt düşüldüğü belirlendi. Mahkeme, bu kaydın basit bir hata değil, gerçeğe aykırı ve bilinçli bir işlem olduğu kanaatine vardı.

Sonuç olarak, dava dosyasındaki bilgi, belge ve tespitlere göre davalı idare elemanlarınca, yatay geçiş sürecinde bilinçli, sistemli ve belirli bir organizasyon içerisinde hareket edilmesi nedeniyle ağır ve açık hukuka aykırılık hallerinin bulunduğu belirtilerek;

"Yukarıda yer verilen tespitler neticesinde mahkememizce, davacının iyi niyetinin varlığından uzaklaşıldığı, yatay geçiş sürecindeki böylesine ağır hukuki sakatlık halleri ile hatalı durumların davacı tarafından bilinmiyor olmasının beklenemeyeceği ve hayatın olağan akışına uygun olmadığı, yatay geçiş sonrasında dahi idareyi aydınlatma noktasında gösterilmesi beklenen özenin ihmal edildiği, dolayısıyla açık hataya vücut veren söz konusu hukuka aykırılık hallerinin yoğunluğu, düzeyi ve niteliği ile geçiş süreci ve sonrasına dair iyi niyet ve özen yükümlülüğünün yerine getirilmediği dikkate alındığında, açık hatalı şekilde yapılan yatay geçiş işlemi, yukarıda sözü edilen Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu kararları uyarınca süreye bağlı olmaksızın idarece her zaman geri alınabileceğinden, yatay geçiş işlemi ile yatay geçişe dayalı kazanımlardan olan mezuniyet ve diplomasının iptaline ilişkin dava konusu, İstanbul Üniversitesi Yönetim Kurulu'nun 18 Mart 2025 tarih ve 3/1 sayılı işleminde hukuka aykırılık bulunmadığına oybirliği ile karar verildiği ifade edildi.

İmamoğlu'nun "zincirleme şekilde resmî belgede sahtecilik" suçundan 2 yıl 6 aydan 8 yıl 9 aya kadar hapisle cezalandırılması, ayrıca işlemiş olduğu kasıtlı suç nedeniyle hapis cezasına mahkûm edilmesi halinde Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 53. maddesinde yer alan belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasına karar verilmesi istemiyle hazırlanan İddianame doğrultusunda İstanbul 59. Asliye Ceza Mahkemesince açılan davada İdare Mahkemesinin kararının beklenmesine karar verilmişti.

İdare Mahkemesinin kararına paralel olarak 59. uncu Asliye Ceza Mahkemesinden de bir mahkûmiyet kararı çıkması sürpriz olmayacaktır.

Hani sütte leke vardı ama bunlarda yoktu?

Hani diploma alın teriyle alınmıştı?

Hukukun paspas gibi çiğnendiği bu olağanüstü(!) iyilik(!) acaba neyin karşılığında yapıldı?

2025 yılı şubat ayında CHP Erzincan İl Başkanlığı’nı ziyaret eden Özgür Özel Bir gazetecinin; "Ekrem İmamoğlu'nun diplomasıyla ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatıldığı ve İmamoğlu'nun ifadeye çağrıldığı öğrenildi. Değerlendirmeniz nedir?" sorusuna şu cevabı vermişti.;

"Buna da tenezzül ettiler demektir. Recep Tayyip Erdoğan'ın diploması 23 yıldır konuşulur, konuşulur, konuşulur. Üniversite arkadaşı bulunamaz, konuşulur. Hatırlayan çıkmaz ve konuşulur. Birisi 'Ben hatırladım ders vermiştim' der.

Hatta muhalefetten bir milletvekili olarak tek başına onu hatırlar, söyler, sonra görülür ki o gider parti değiştirir, AK Parti'nin büyükşehir belediye başkanı adayı falan, öyle değişik ödüllendirmeleri olur. Mesela AK Parti'nin son Muğla Büyükşehir Belediye Başkan adayı, Recep Tayyip Erdoğan'ın diploması tartışılırken onu okulda hatırlayan tek kişiydi. CHP milletvekiliydi, Allah Allah dedik. Sonra bunu hatırladı, sonra parti değiştirdi, AK Parti'den Muğla Büyükşehir Belediye Başkan adayı oldu.

Onun dışında şahidi yoktur ama Ekrem İmamoğlu ile ilgili orada burada, bir iki yerde yalandan siteler yazıyor, bunu ciddiye alıp araştırmaya kalkıyorlar.”

Recep Tayyip Erdoğan’ın üniversite diplomasının bulunduğu Yüksek Seçim Kurulu kararıyla sabit olmasına rağmen inkâr eden Özgür Özel; İstanbul 5. İdari Mahkemesinin kararıyla İmamoğlu’nun hukuka aykırı yollardan elde edildiği için iptalini uygun gördüğü diplomasının orada burada yalandan haberler yazan sitelerinin iddiaları nedeniyle inceleme konusu yapıldığı yalanını üfürmüştü.

İmamoğlu’nun diplomasının açık hukuksuzluk işlemler ve kişiye özel koruma/kollamalarla gerçekleştirilen yatay geçişle alındığı mahkeme kararıyla netleştirildi.

Bu kadar rahat ve pervasız yalan söylemelerini ancak “ustalıklarıyla” izah edebiliriz.

Hükümete acil bir görev düşüyor.

Bu ustalık(!) karşılıksız kalmamalı, bir meslek(!) dalı olarak ilan edilmelidir.

Honore de Balzac’ın çok güzel ifade ettiği üzere;

“Yalancılık meslek dalı olarak ilan edilmeli artık, çünkü çok fazla ustası var."

Böylece mesleklerini icra eden yalancıların utanmalarına da gerek kalmayacaktır.

CHP; YPG/SDG’NİN NESİ OLUR?

Özgür Özel cellatlarına âşık olmakla suçladığı DEM’e yaptığı ziyarette buzları eritmekle kalmadı, bütün dünyanın meşruiyetini kabul ettiği Suriye Cumhurbaşkanı Ahmet El Şara’yı kravat giymiş terörist olarak suçlayarak şunları söyledi.

“HTŞ’ye kravat giydirmekle, rejimin başına getirmekle dünyanın dört bir tarafında bu uğurda ölüp de cennete gideceğini düşünen, hepimizi düşman bilen, demokrasiyi düşman bilen… Demokrasiyi ‘Allah’a şirk koşmak’ olarak gören bir takım zihniyetteki kişilerin hareket alanı bulacakları bir rejim, bir düzen düzen değildir ve orada kimseye huzur yoktur. En çok da Türkiye’ye huzur yoktur.”

Özgür Özel Avrupalıların kapılarında beş dakikalık görüşme için bile randevu alamazken Ahmet El Şara’nın BM tarafından lider olarak kabul edilmesi, ABD, Rusya ve Almanya başta olmak üzere batılı ülkelerde meşru lider kabul edilerek randevu verilmesi, muhatap alınması ve ağırlanması Özgür Özel’in dünyadaki gelişmelerden ne kadar habersiz olduğunun çarpıcı bir örneğini oluşturmaktadır.

Yüzbinlerce masumun katili Esed’i meşru görüp onun vatandaşlık vermediği Kürtlere vatandaşlık ve eşit haklar vererek çok büyük bir haksızlığı gideren Ahmet El Şara’yı meşru görmemek PKK’nın değirmenine su taşımaktır.

Peki; YPG/SDG=PKK’ye kravat giydirmekle, kendileri gibi düşünmeyenleri düşman bilen ve gözünü kırpmadan katleden, demokrasiyi düşman bilen katillerin hareket alanı bulacakları bir rejim, bir düzen, düzen midir?

Terörist tanımlaması yapılırken PKK’yı özenle görmezden gelme sebebi DEM’e şirin görünmek arzusundan mı kaynaklanıyor?

Hevaller doğayı koruma derneği üyeleri mi?

Ahmet El Şara kravat giymiş terörist ise övmelere doyamadığınız SDG askeri ve idari yapılarının aşamalı olarak Ahmet El Şara liderliğindeki Şam yönetimine entegre edilmesine dair anlaşmayı neden imzaladı?

Devlet içinde devlet olamayacağını anlayan SDG’nin diz çökmesiyle Suriye haritası tamamen yeşerirken aramızdaki destekçilerinin morarmaları, yıllardır stratejik hamlelerle aşama aşama yürütülen Türkiye’nin Suriye politikasının ne kadar isabetli olduğunu gösteriyor.