Bu memlekette kendilerinde güç vehmedenler, bir başka ifadeyle postalseverler geçmişte arkalarına aldıkları güç odaklarına sözcülük ederek bildiri yayınlayarak irticanın hortladığı, gericiliğin alıp başını gittiği, laikliğin tehdit altında olduğundan bahseder, bu karanlık gidişe asla izin verilmeyeceği tehdidinde bulunur, ordu içindeki darbeci damar da onlardan aldıkları cesaretle iktidara meydan okurdu.
Bu bildiriler darbe ortamının oluşmasını sağlar hatta TÜSİAD bildirisi gibi (1979 Bülent Ecevit) hükümetin düşmesine bile neden olurdu.
O Dönem TÜSİAD başkanı olan Feyyaz Berker yıllar sonra bir kitap tanıtımında yaptığı açıklamada; “O ilanlar hazırlandığında TÜSİAD’ın 120 üyesinin tek tek onayı alındı. Hazırlanan ilanları Nejat Eczacıbaşı, Sıkıyönetim Komutanlığı’na götürdü. Yayın için onların izni alındı. O sırada Sayın Ecevit’e de ilanlarla ilgi bilgi gitti. Bülent Bey’in bu ilanları daha evvel gördüğünü, okuduğunu, fakat önemsemediğini biliyoruz. Biz 7 gün sürecek ilanlar hazırlatmıştık. 4’ü yayınlandıktan sonra durduruldu. 3’ünü yayınlayamadık. Yayınlayamadığımız ilanları şimdi kitabımıza koyduk.” Diyerek darbecilerle organik bağları bulunduğunu itiraf etmişti.
Uğur Mumcu’nun ifadesiyle “Bu ülkede banka soyarken kar maskesi, ülke soyarken Atatürk maskesi takılır.” Ve devran böyle sürüp giderdi.
Bunlar eski Türkiye’de olağan işlerdi.
Ama artık Lale devri sona erdi.
Ortalıkta ne “höööt deyince şapkasını alıp giden bir iktidar, ne de kaderine razı olup diz çöken bir millet var.
Sözü fazla uzatmadan balık hafızalılar için küçük bir hatırlatma yapalım.
2007'deki cumhurbaşkanı seçimleri bahane edilerek aynı gece saat 23.30'da Genelkurmay Başkanlığı internet sitesine, Türk demokrasi tarihine "e-muhtıra" olarak geçecek bir basın açıklaması konuldu.
"Türkiye Cumhuriyeti devletinin, başta laiklik olmak üzere, temel değerlerinin aşındırılması için bitmez tükenmez gayret gösterildiği, hatta milli bayramlara alternatif kutlamalar yapıldığı" ifade edilen bildiride, özetle şunlar kaydedilmişti.
Son günlerde, Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde öne çıkan sorun, laikliğin tartışılması konusuna odaklanmış durumdadır. Bu durum, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından endişe ile izlenmektedir. Unutulmamalıdır ki, Türk Silahlı Kuvvetleri bu tartışmalarda taraftır ve laikliğin kesin savunucusudur. Ayrıca, Türk Silahlı Kuvvetleri yapılmakta olan tartışmaların ve olumsuz yöndeki yorumların kesin olarak karşısındadır, gerektiğinde tavrını ve davranışlarını açık ve net bir şekilde ortaya koyacaktır. Bundan kimsenin şüphesinin olmaması gerekir. Özetle, Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün, “Ne mutlu Türküm diyene!” anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır. Türk Silahlı Kuvvetleri, bu niteliklerin korunması için kendisine kanunlarla verilmiş olan açık görevleri eksiksiz yerine getirme konusundaki sarsılmaz kararlılığını muhafaza etmektedir ve bu kararlılığa olan bağlılığı ile inancı kesindir. Kamuoyuna saygı ile duyurulur.”
Bu muhtıra-bildiriye karşılık dönemin Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, 28 Nisan saat 15.00'te, "Başbakana bağlı bir kurum olan Genelkurmay Başkanlığının herhangi bir konuda hükümete karşı bir ifade kullanması demokratik bir hukuk devletinde düşünülemez." Açıklamasıyla muhtırayı muhtıracıların suratına çarpıvermişti.
2021 yılında da 104 emekli amiral bir gece yarısı Montrö anlaşmasını bahane ederek bir e muhtıra yayınlamak suretiyle aba altında sopa göstermeye kalkmışlar ancak anında haklarında soruşturma açılarak tehditlerine pabuç bırakılmamış, Milli Savunma Bakanlığınca konuya ilişkin olarak yapılan açıklamada; 'Böyle bir bildiri yayınlamanın demokrasimize zarar vermekten, Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin moral ve motivasyonunu olumsuz etkilemekten ve düşmanlarımızı sevindirmekten başka bir işe yaramayacağı vurgulanmıştı.
Yaşananlardan ders alınmamış ve eski alışkanlıklardan vazgeçilmemiş olacak ki yine laiklik bahane edilerek ve tam da mübarek Ramazan ayının başında 168 yazar, sanatçı, akademisyen, gazeteci ve meslek odası temsilcisi, “Laikliği Birlikte Savunuyoruz” başlıklı bir bildiri yayınladılar.
Bildiride şunlar ifade edildi.
Ülkemiz ABD ve İsrail planları doğrultusunda bölgemizdeki gelişmelerle birlikte “Talibanlaştırma” baskısı altına girmiş durumda. ABD güdümlü bu gerici saldırı ülkemizin önündeki en yakıcı tehdide dönüşmüştür.
Siyasal İslamcı rejim, ABD ve Trump'ın ipine sarılarak Türkiye’yi adım adım Orta Doğu’nun gerici bataklığına sürüklemektedir.
Laik eğitimi, laik hukuk düzenini ve laik kamusal hayatı adım adım ortadan kaldırmaya yönelik hamleler ivme kazanmıştır. Bu hamleler toplumdan yükselen laiklik çağrılarına karşı gerici azınlığın provokasyon ve saldırılarını göz ardı etmeye; laik cumhuriyeti savunanların -Anayasa’yı hiçe sayarak- “suçlu” gibi cezalandırılmasına kadar gelmiştir. Laikliği savunmak suç değildir. LAİKLİĞİ birlikte savunuyoruz, şeriatçı dayatmaları reddediyoruz! Karanlığa teslim olmayacağız!"
Bildirici abiler ablalar sanki olup biteni görmüyormuşuz gibi ülkemizin ABD ve İsrail planları doğrultusunda Talibanlaştırma baskısı altına girdiği palavrasına sarılmışlar.
Bu ülkede bütün darbeler ABD’nin desteğiyle ve ABD’nin işbirlikçisi olan sivil/ üniformalı beslemeler tarafından gerçekleştirilirken postal yalayanların, Biden isimli bunak pedofili Türkiye’de iktidarı değiştireceklerini ve bunu muhalefetle birlikte yapacaklarını açıklarken sesleri solukları çıkmayanların, İsrail Filistin’de asrın katliamını, soykırımını, vahşetini, yıkımını yaparken hiç bir tepki vermeyerek İsrail’e destek olanların, İsrail ve ABD’nin beslemesi FETÖ bu ülkede darbeye kalkışırken şerefe kadeh kaldıranların, sokaklara çıkan tanklara selam duranların bugün ABD ve İsrail’in planları doğrultusunda bir Talibanlaştırma baskısından söz etmeleri tam bir siyasal yobazlık ve utanç verici bir ikiyüzlülüktür.
Dün ABD ve İsrail’in hangi planlarına karşı çıktınız?
Türk ordusuna kimyasal silah kullandığı yalanları atacak kadar ülkesine ihanet eden müfterilere sahip çıktınız.
Madem ABD ve İsrail’in planlarından rahatsızsınız Fetö denilen besleme hainin iade edilmemesine neden tek bir kelime etmediniz.?
ABD’nin Trump’a kadar olan başkanları ile can ciğer kuzu sarması iken ne kadar mesuttunuz?
Bunları Bağdat’ta hurma yerken düşünecektiniz.
Ortadoğu’da milyonlarca vatandaşını işkence ve kimyasal silah kullanarak katleden, Kürtlere vatandaşlık hakkı vermeyen ve PKK/İsrail ile can ciğer kuzu sarması olan asrın zalimi Esed devrilip yerine gelen ve Suriye’de yaşayan herkese eşit vatandaşlık veren ve uygulamaları ile de halkının güvenini kazanan Ahmet Şara’nın sakalı mı size batıyor?
Başkası olacağına sınırımızda PYD olsun diyerek terör örgütüne güzelleme yapan yapılırken her şey güllük gülistanlıktı da şimdi mi bataklık oldu?
Trump Suriye’den askerlerini çekerek bataklığı kuruttuğu için mi bu kadar öfkelisiniz.
Asrın katili Esed’in devrilmesinde Türkiye’nin başat rol oynaması belli ki ayarlarınızı bozmuş.
Suriye’de rejim değişikliği ile birbuçuk milyondan fazla Suriyeli geri döndü.
Bataklık olsaydı dönerler miydi?
Türkiye sınırlarını kontrol altına alarak hem Ortadoğu’da ve hem de diğer coğrafyalarda söz sahibi olarak sözüne güvenilir bir ülke olunca mı gerici bataklığa sürükleniyor?
ABD ve İsrail yıllardır güneyimizde bir terör devleti kurmak için olağanüstü çaba harcarlarken her şey güllük gülistanlıktı da şimdi terör örgütü kendisini feshedince mi bataklık oluşmaya başladı?
Öğrencilerin ramazanı karşılamalarıyla, coşkulu ilahiler söylemeleriyle, camiye gitmeleriyle, toplu iftar programlarıyla laiklik tehdit altında olmaz.
Geçin bu palavraları.
Sizin hazmedemediğiniz, gerici diyerek aşağıladığınız insanlar harikalar yaratıyorlar.
Siz meyhane köşelerinde demlenirken onlar ülkeleri için en iyisini üretmek için çaba gösteriyorlar.
Dünya İHA SİHA pazarında Türkiye söz sahibi.
5. Nesil savaş uçağı KAAN şimdiden sipariş almaya başladı.
İspanya Hürkuş’u tercih etti.
Uçaklar, gemiler sizin adını bile bilemediğiniz çok gelişmiş, teçhizat silah ve mühimmatı Türkiye’nin o beğenmediğiniz evlatları üretiyor.
Gabar’da çıkartılan petrol günlük yüzbin varile yaklaştı.
Karadeniz’de çıkartılan doğalgaz milyonlarca aileye ulaştı.
Milli otomobilimiz TOGG yollarda gururla dolaşıyor.
Otoyollar, barajlar, havalimanları, devasa hastaneleri sizin gerici dedikleriniz yapıyor.
Üç yılda depremzedelere 455 bin ev yapılarak teslim edildi.
Sizin laik arkadaşlarınız tek çivi çakmadı 200 çöp konteynırı ile övünüyor.
Ülkemiz sizin hayal edemeyeceğiniz kadar güçlü.
Bataklığa filan sürüklenmez merak etmeyin.
Siz yeter ki gölge etmeyin.
Asıl batıklığa sürüklenen sizsiniz.
Aynı şeyi tekrar tekrar yapıp, farklı sonuçlar beklemenin, delilik belirtisi olduğunu hala anlayamadınız mı?
Kim sizin meyhanenize, içkinize karışıyor?
Kim size İslam’ı dayatıyor?
İsteyen istediği gibi giyiniyor, kim karışıyor?
Talibanlaşma baskısı olan bir ülkede mezar başında kadeh tokuşturulur mu?
Talibanlaşma baskısı olan bir ülkede belediye başkanları torbacılarla yanak yanağa poz verip, uyuşturucu partilerine katılır mı?
Laik genel başkanınınız partili belediye bakanına “p.ç” diyecek kadar Özgür değil mi?
Daha ne istiyorsunuz?
İnsanların inançlarının gereğini yapmaları size neden batıyor?
İBB’yi hortumlayarak servetlerine servet katan, yerdeki mekanlar dar gelerek havada jetlerde meyhane, kumarhane ve genelev hizmeti veren dostlarınızın yaptıkları laikliğe yakışıyor da öğrencilerin Ramazan’ı karşılamaları mı laikliğe zarar veriyor?
Eko sistemin rüşvet, zimmet, haraçları, kaynağı belirsiz para destelerinden kuleleri, pavyon kapılarında meyhane masalarında tavlanan delegelerin yaptıkları laikliğe zarar vermiyor da meslekleri ne olursa olsun kadınların başlarını örtmeleri mi zarar veriyor?
Baklava, kadayıf ve pasta kutularında verilmen rüşvetler, deli dumrul misali alınan haraçlar, yoldaşlarınızın villa sevgileri laikliği tehdit etmiyor da çocukların coşkuyla ilahi okumaları mı laiklik için tehdit oluşturuyor.
İstanbul’un güzide mekanlarında fuhuş, uyuşturucu ve kumar partileri pervasızca yapılırken, çakarlı araçlarla il il dolaştırılan sözde sevgili özde metresler laikliğe yakışıyor da ibadetini yapan inancını yaşayan Müslümanlar mı laikliğe zarar veriyor?
Şu son birkaç ayda haklarında uyuşturucudan, yasa dışı bahisten ve sanal kumardan haklarında işlem yapılanların hepsi sizin bahçenin gülleri değil mi?
İzmir’de toplanmayan çöpler, ödenmeyen işçi ücretleri, kooperatif vaadiyle halkın dolandırılması, denize lağım boşaltılması, önlenemeyen lağım kokusu, pislikten ölen balıklar, halkı günlerce susuz bırakmak laikliğe yakışıyor da teravih namazına gitmek mi laikliğe tehdit oluşturuyor?
Uzun lafın kısası sizin derdiniz laikliği savunmak değil.
Sizin derdiniz artık ayar verememek, dayatmada bulunamamak.
Boşa kürek çekmeyin.
O günler mazide kaldı.
Artık alışsanız iyi olur.
Yazımızı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın duygularımıza tercüman olan sözleri ile bitirelim.
"Türkiye'de laiklik tartışması yokken özgürlük alanları hiçbir surette kısıtlanmadığı halde milletimizin inancını özgürce yaşamasına tahammül edemeyen azgın güruhun hezeyanlarına kulak asmadan doğru bildiğimizden asla ayrılmayacağız. Yayımladıkları bildirilerle Ramazan-ı Şerif’te insanımızı kutuplaştırmasına eyvallah demeyeceğiz"