Terör devleti soykırımcı katil İsrail ve kuyruğuna takıp parmağında oynattığı ABD; bütün ahlaki, dini, insani ve hukuki değerleri yerle bir ederek; çıkarları önünde engel olarak gördükleri her ülkeye kuduz köpek gibi saldırıyorlar.

Tarih kitaplarında kaldığını sandığımız barbarlıkların, vahşetin ve işkencelerin yüz kat daha fazlasının günümüzde pervasızca sergileniyor olması uluslararası hukukun sadece güçsüzlere işletilmesi ve gücü ellerinde bulunduran zorbalara yaptırım uygulanamamasından kaynaklanıyor.

26 Haziran 1945'te BM Şartı'nın imzalanmasıyla kurulan, uluslararası barış ve güvenliği korumak, devletler arasında dostane ilişkiler geliştirmek, uluslararası işbirliğini teşvik etmek ve devletlerin bu hedeflere ulaşmada eylemlerini uyumlu hale getirmek gibi bir misyona sahip olan Birleşmiş Milletler, ABD ve İsrail’in katliamlarını/işgallerini/zorbalıklarını sadece seyrediyor.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) veto hakkına sahip beş daimî üyesi (Amerika Birleşik Devletleri, Çin Halk Cumhuriyeti, Rusya Federasyonu, Fransa ve Birleşik Krallık /İngiltere) sözde uluslararası barış ve güvenliği koruma amacıyla daimî olarak konseyde yer alıyorlar ama uluslararası barışı ve güvenliği korumaktan yerine kendi çıkarlarını koruduklarını yaşanan olaylardan anlıyoruz.

Demokrasilerin en büyük düşmanı olan ABD, işine gelmeyen yönetimleri darbeyle/silah zoruyla devirerek demokrasi ve özgürlük getirdiğini iddia ediyor.

Venezuella’nın petrolüne çökmek için ülkenin seçilmiş liderini evinden alıp kaçırıyor ve yargılıyor.

Rejimi değiştirmek iddiasıyla İran’ın dini liderini ve üst düzey sivil ve askerlerini öldürdüğü yetmezmiş gibi yerlerine gelecekler içinde ölüm tehditleri yapıyor.

Kanada’yı, Grönland’ı, Meksika’yı ilhak etmeyi hak olarak görüyor.

Sözde güvenliğini sağlamak karşılığında Ukrayna’nın tüm yeraltı zenginliklerine el koyuyor.

Tarihin hiçbir döneminde görülmemiş bir eşkıyalık, barbarlık kol geziyor.

Kendi halkına karşı uyguladığı acımasızlıklar, paranoyak tavırları ve işkence yöntemleriyle tanınan Rus çarı IV. İvan ("Korkunç İvan"), muhalifleri diri diri gömmesi ve acımasız yasalarıyla bilinen Çin imparatoru Qin Shi Huang, düşmanlarını ve suçluları kazığa oturtarak öldürmesiyle tanınan Rumen prensi III. Vlad (Kazıklı Voyvoda) bile asrın katili, soykırımcısı Netanyahu ve kuyruğuna takılarak soykırıma/katliama ortak olan Trump’la kıyaslanamazlar.

Organize suç tarihine damga vuran Al Capone, Lucky Luciano ve Pablo Escobar; Netanyahu ve Trump kadar pisliğe bulaşmadılar.

Bu iki ahlaksız yanında 20 yüzyılın en ünlü fahişesi Elizabeth Adams onların yanında heykeli dikilecek bir namus abidesi gibi duruyor.

Filistin’de kadınlar, çocuklar öldürülüyor; hastaneler, camiler, kiliseler, okullar bombalanıyor.

Yardım almaya gelen insanların üzerine bomba yağdırılacak kadar şeytanın bile aklına gelmeyecek alçaklıklar yapılıyor.

Masum kadınlara tecavüz ediliyor, öldürdükleri insanların organları çalınıyor.

Bütün bu alçaklıklar İsrail’in savunma hakkı olarak meşrulaştırılırken, Filistinlilerin topraklarını savunma hakları terör olarak niteleniyor.

Her şey hepimizin gözü önünde oluyor ama ABD, İsrail ve medeni(!) batı soykırım için yeterli kanıt olmadığını söylüyor.

Elli binden fazla masumun katledilmesi batıyı ikna etmiyor.

Ahlak, vicdan ve erdem yerlerde sürünüyor.

Batı için penguenler, foklar ve balinalar Filistin’lilerin canından daha önemli.

Yarından fazlası kadın ve çocuk olan ellibinden fazla Filistinlinin öldürülmesini aşağılık bir şehvetle izliyorlar.

Biz bu sınır tanımayan alçaklığın, ABD/İsrail ve batının ikiyüzlü yöneticilerinin üstün(!) meziyetleri(!) olduğunu zannediyorduk.

Meğer Hindistan Başbakanı Nerandra Modi de bu üstün(!) meziyete(!) sahipmiş

2017 yılındaki ilk ziyaretinin ardından ikinci kez gittiği Ben Gurion Havalimanı'nda kendisini karşılayan Netanyahu’ya sarılıp, onun tarafından karşılanmaktan onur duyduğunu söyleyerek onuru kirleten Modi yönetimindeki Hindistan hükümeti, dünyanın en büyük deniz tatbikatlarından biri olan MILAN 2026'ya katılmaları için İran Donanması'nı "Şeref Konuğu" olarak davet etmesi üzerine İran, en seçkin 200 denizcisini Hint Okyanusu'na göndermişti.

Ancak tatbikat sürerken, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik hava saldırıları başlaması üzerine ülkesine dönen geminin rotası ve koordinatları Yeni Delhi yönetimi tarafından "İranlılar arka bahçemizde" denilerek Amerikan Donanması'na ihbar edildi.

Uluslararası deniz harp hukuku gereği, bir çatışma bölgesinden çok uzakta olan, barışçıl bir tatbikattan dönen İran savaş gemisinin direğinde, saldırı ihtimaline karşı transit geçişi simgeleyen "Beyaz Bayrak" dalgalanıyordu.

Beyaz bayrak çeken bir gemiyi vurmak, Cenevre Sözleşmeleri ve uluslararası hukuka göre açık ve net bir savaş suçu olmasına rağmen bu suçu işleyen ABD olunca ne uluslararası hukuk ve ne de Cenevre sözleşmelerinin hiçbir anlamı yok.

ABD’ye (ve elbette İsrail’e) yalakalık yapan Hindistan'ın verdiği koordinatları takip eden bir ABD nükleer taarruz denizaltısı, Sri Lanka açıklarında seyreden gemiye pusu kurdu.

Güvenli sularda ve beyaz bayrak altında seyreden gemi mürettebatı, oruçlarını açmak için İftar sofrasında toplanmışken, denizaltıdan ateşlenen peş peşe birkaç ağır torpido geminin gövdesini parçaladı ve iftar sofrasındaki denizciler, kısa süre içinde okyanusun karanlık sularına gömüldüler.

200 kişilik mürettebattan 80 denizcinin cansız bedenine ulaşılırken okyanusun akıntılarına sürüklenen 120 denizcinin kayıp olduğu ifade edildi.

Hindistan Genelkurmay Başkanı General Upendra Dwivedi; İran donanmasına ait bir geminin konum bilgilerini İsrail ile paylaştıklarını itiraf ederek, geminin batırılmasını "talihsiz bir durum" olarak nitelendirirken, veri paylaşımının operasyonel bir zorunluluk olduğunu, İsrail ile yaptıkları yeni stratejik anlaşma doğrultusunda geminin tam koordinatlarını İsrail makamlarına iletmenin Hindistan'ın resmi görevi olduğunu vurguladı.

Sormazlar mı adama? madem İsrail ile stratejik bir anlaşma yaptınız, ne diye İsrail’in düşman olarak gördüğü ve geçtiğimiz yıl 12 gün savaştıkları İran denizcilerini üstelik şeref konuğu olarak tatbikata davet ettiniz?

200 insanın göz göre göre öldürülmesi sadece talihsiz bir durum mu?

Bu nasıl aşağılık bir savunmadır?

Şeref hiç bu kadar ağır bir şekilde kirletilmemişti.

Bir soru da İran’a.

Netanyahu denilen asrın katili ve soykırımcısına sarılarak onur duyduğunu söyleyen Modi’ye nasıl güvendiniz?

Geçmişte sosyal medyada Türkiye aleyhine açıklamalar yapan üst düzey askeri yetkilileriniz uykuda mıydı?

200 askerin ölümünden ABD, ispiyoncu hain Hindistan ve ne yazık ki İran’ın Genel Kurmayı da sorumludur.

İsrail ve ona dost olan hiçbir ülkeye güvenilmez.

30 Ocak 2026 tarihinde İran, Çin ve Rusya kapsamlı bir stratejik anlaşmayı resmen imzaladılar.

Bu anlaşmanın amacı, üç gücü açık biçimde koordineli bir çerçeve içinde bir araya getirerek; nükleer egemenlik, ekonomik iş birliği, askerî koordinasyon ve diplomatik strateji gibi başlıklarda açık bir uyum sağlaması olmasına rağmen Rusya ve Çin ABD/İsrail saldırıları karşısında İran’a stratejik ortaklığın gerektirdiği desteği vermediler.

Rusya, 2025 başında İran'la "stratejik ortaklık" anlaşması imzaladı. Ama söz vermesine rağmen İran’ın çok ihtiyacı olan taşınabilir savunma sistemlerini göndermedi. ...

Şu anda savaşın bitmesi için en büyük çabayı Türkiye göstermesine rağmen bu dostluğun değerinin bilinmediği İran’dan ateşlenen ancak hedefe varmadan imha edilen füzelerden anlaşılıyor.

İran halkı ne çekiyorsa güvenilmez/basiretsiz/ikiyüzlü yöneticileri yüzünden çekiyor.

*****

28 Şubat’ta İran'ın Hürmüzgan eyaletine bağlı Minab kentindeki Şeceretü't-Tayyibe Kız İlkokulu'na ABD tarafından düzenlenen saldırıda 168 çocuk hayatını kaybetmişti.

Saldırıyla ilgili olarak yürütülen ön soruşturma sonucuna göre saldırı ABD ordusunun yanlış hedeflemesinden kaynaklanmış.

Üstün teknolojisi ile övünen ve suikast yapacağı insanları tek tek bulup öldüren ABD yanlış hedefleme yapmış öyle mi?

Bu kargaların bile kıçlarıyla gülecekleri aşağılık bir yalandır.

İran’ın dini Lideri Ali Hamaney ve diğer üst düzey askeri ve sivil yetkililer öldürülürken yapılmayan yanlış hedefleme bir ilkokul bombalanırken neden yapıldı?

NYT'nin araştırmasına göre, söz konusu okul binası, 2013-2016 yılları arasında askeri üsten ayrılarak bağımsız hale gelmesine rağmen okul binasının askeri bir hedef olarak etiketlenmiş.

Yine NYT'nin ulaştığı uydu görüntüleri, binanın çevresindeki gözetleme kulelerinin kaldırıldığını, üç adet halka açık girişin oluşturulduğunu, spor sahası dahil oyun alanlarının asfalt üzerine çizildiğini ve duvarların mavi ile pembeye boyandığını ortaya koyuyor.

Öte yandan, saldırıyı defalarca İran'a bağlamaya çalışan Netanyahu’nun kuklası Donald Trump, "Gördüklerime dayanarak o saldırı İran tarafından yapıldı. Mühimmatlarında hiç isabet kabiliyeti yok." Diyerek yalan söylemişti.

BBC Türkiye’nin haberine göre İran'da 168 çocuğun hayatını kaybettiği ilkokulun yanındaki askeri üsse isabet eden bir füzenin ABD'ye ait Tomahawk füzesi olduğunu gösteren bir video tespit edildi.

BBC'nin araştırma ve teyit birimi BBC Verify tarafından doğrulanan, İran'ın yarı resmi Mehr haber ajansı tarafından dün yayınlanan bir videoda, Minab'daki Şeceretü't-Tayyibe ilkokulunun yanındaki İran Devrim Muhafızları (IRGC) üssüne çarpmadan hemen önce bir füze görülüyor.

BBC Verify, uydu görüntüleri, doğrulanmış videolar ve uzman analizleri aracılığıyla, okulun yakınındaki bölgenin bir dizi saldırıya maruz kaldığını daha önce tespit etmişti.

Bu son videoyu izleyen uzmanlar, Tomahawk füzesinin varlığı ve bölgenin çok sayıda saldırıya maruz kaldığına dair kanıtların, bunun bir ABD operasyonu olduğunu gösterdiğini söylediler.

İran’ın Tomahawk füzesi olmadığına göre bu füzeleri fırlatanın ve masum çocukları bilerek tasarlayarak katledenin ABD olduğu gün gibi ortada.

Saldırının İran tarafından yapıldığını söyleyen Trump’ın yalanlarına kendi ülkesi ve müttefikleri de inanmadı ki hem NYT ve hem de BBC katliamın ABD bombalaması sonucu yapıldığını itiraf ettiler.

Somut kanıtlara dayalı bu itiraflar ABD başkanının alenen yalan söylediğini ortaya koyuyor

Gerçeğin artık saklanmasının mümkün olmadığını anlayan ABD'li yetkililer de başkanlarını yalanlayarak bunun savaş ortamında zaman zaman görülen ve yıkıcı sonuçlar doğurabilen "insani bir hatanın ürünü" olduğunu söylemek zorunda kaldılar.

Savaşları durduracağı vaadiyle işbaşına gelip savaşlar çıkartan ve işgalcilikle/gaspla övünen Trump, Netanyahu denilen soysuz katilin kuyruğuna takılarak utancı yıllarca silinmeyecek alçak bir katliama ima attı.

Tarih onu da masum çocukların öldürülmesinden haz alacak kadar aşağılık bir katil olarak yazacaktır.