Dün hukuk çiğnenirken alkışlayanlar bugün hukukun üstünlüğü masalı anlatıyorlar…
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İngilizce yayımlanan Pensilvanya merkezli ABD dergisi, Journal of Democracy'de "Türkiye'nin Demokrasisini Nasıl Yeniden İnşa Ederiz" başlıklı bir yazı kaleme aldı.
Geçmişlerinde Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’yu idam eden darbecilere destek vererek yerle bir ettikleri demokrasiyi yeniden inşa etme iddiası kulağa hoş gelse de, açık oy gizli sayım gibi bir dünyanın hiçbir demokrasisinde bulunmayan bir ayıbı gerçekleştiren zihniyetin demokrasiyi yeniden inşa etmeyi düşünmesi tam bir siyasi kara mizah örneğidir.
Siyasetçilerin fikir ve düşüncelerini kendilerine fırsat veren her platformda dile getirmelerinde bir yanlışlık yok ama ifade ettikleri hususlar ya da iddiaları gerçeklerle bağdaşmıyorsa elbette eleştirilmeyi de göze almaları gerekiyor.
Yöneticilerinden beş dakikalık randevu almak için kapılarında nöbet tuttukları ülkelerin yayın organlarının Türkiye ve Türk demokrasisine yönelik eleştirilere sempatiyle yaklaşması, eleştiri adı altında ortaya atılan gerçek dışı iddialarla ülkemizin karalanmasını haklı göstermez.
Özel makalesinde, 'Türkiye'nin, demokrasi ve hukukun üstünlüğü için tarihsel bir mücadelenin ortasında olduğunu, 2013’ten bu yana ülkenin sürekli bir demokratik gerileme sürecinden geçtiğini' iddia ederken, demokrasinin baş düşmanı olan vesayet odakları, darbe yapacak kadar gözleri dönmüş sözde cemaat ama gerçekte silahlı terör örgütü Fetö ve DAEŞ/PKK terör örgütleri ile sürdürülen mücadeleyi görmezden gelmesi tipik bir siyasal miyopluk örneğidir.
Özgür Özel’in makalede yer alan; “İlk kez, geniş halk desteği ve ülkenin ekonomi ile siyasetini reform etme vaadiyle iktidara gelen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, zaman içinde demokratik kurumları sistematik biçimde zayıflattı, hukukun üstünlüğünü aşındırdı, basın özgürlüğünü kısıtladı, geniş müşteri ilişkilerine dayalı ağlar kurdu ve kendisine bağlı bir iş dünyası elitini teşvik etti. Cumhurbaşkanının halk desteği azaldıkça, iktidarı daha baskıcı hale geldi; çünkü artık iktidarda kalmanın demokratik bir yolunu görmüyor.” İfadeleri tam bir saptırma olup, hakikati perdelemeyi amaçlamaktadır.
Bu ülkede Anayasa Mahkemesi 367 kepazeliğine imza atarak halkın iradesini çiğnerken, atanmış üniformalılar laiklik elden gidiyor nakaratlarıyla muhtıra vererek hükümeti düşürmeyi amaçlarken sayın Özel ve partisi bırakın tepki göstermeyi açıkça hukukun çiğnenmesinin destekçisi oldular.
Cumhurbaşkanlığı seçimine her türlü müdahalenin önlenebilmesi için gerçekleştirilen referandumla Cumhurbaşkanını halkın seçmesinin önü açıldı.
Karar alma/sorun çözme/uygulama sürecinde anlamsız gecikmelere, kirli pazarlıklara neden olan ve ülke yönetiminde zafiyet doğuran parlamenter sistem yerine halkın oyları ile Başkanlık Sistemine geçilmesi ve bu sistemde kazanmak için yüzde elli artı bir oy alınmasının zorunlu olması milletin iradesinin en üst düzeyde temsili değil midir?
Meclisin üzerinde savaş uçakları uçurup milletvekillerini tehdit etmek, istemedikleri kişilerin aday olmasını önleyerek adaylıklarını dayatmak çok ileri bir demokratik uygulama mıydı?
Yıllardır sinsi sinsi sızdığı yargı ve emniyet bürokrasisi aracılığı ile devleti ele geçirmeye çalışan Fetö’nün yayın organlarına ve finans kurumlarına açık destek veren, Fetö’nün düzmece tapelerini grup toplantısında okuyarak onlara itibar kazandıran, işi MİT müsteşarının tutuklanmasına, MİT TIR’larına operasyon çekilmesine varacak kadar ağır bir ihanete götüren cemaat denilen terör örgütüne sahip çıkılarak hukukun üstünlüğüne saygı mı duyuluyordu?
Düzmece soruşturmalar/davalarla insanları sindirmeye çalışan Fetö beslemesi kasaptan manavdan, amir ve talimat alan hâkim ve savcılar bağımsız(!) yargının temsilcileri mi oluyorlardı?
Özgür Özel’in demokratik kurumları sistematik biçimde zayıflatıldığı, hukukun üstünlüğünü aşındırıldığı ve basın özgürlüğünün kısıtlandığı iddiaları kendileri tarafından ortaya atılıp yine kendilerinin inandığı ve başkalarının da inanmalarını istediği kuyruklu yalanlardan sadece bir kaçıdır.
Başörtülü annelerin asker olan çocuklarını orduevlerinde ziyaret edememeleri, sadece başları örtülü olduğu için insanların üniversitede eğitim görme, hastanede muayene olma ve devlet kurumlarında işe girme haklarının ellerinden alınması ileri demokrasi örnekleri miydi?
Kürtçe şarkı söyleme yasağından Kürtçe yayın yapan devlet kanalına geçiş, demokraside gerileme midir?
Cemevlerinin Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı'na bağlanarak yasal statüye kavuşturulması ve elektrik su giderlerinin devlet tarafından karşılanması, imar yönetmeliği değişikliği ile cemevlerinin "kültürel tesis" alanı olarak tanımlanması demokraside gerileme midir?
Kurultayda İmamoğlu’nu destekleyen CHP eski Muş Gençlik Kolları Başkanı Erkan Çakır, Kurultay salonunda Kılıçdaroğlu’nu destekleyen CHP Ankara Milletvekili Deniz Demir ile kavga ediyorlar. “Ekrem İmamoğlu divan odasına çağırdı beni. Bana ‘S...et kazandık, kuduruyorlar. Alevi lobisini yıktık’ dediğini” iddia etmiş İmamoğlu da bunu yalanlamamıştı.
İstanbul’da yerel seçimde Alevi kökenli adayları tasfiye eden ve bu tavrıyla iddiayı doğrulayan ve mezhep ayırımı yapan İmamoğlu ileri demokrasinin inşasına katkıda mı bulunuyordu?
Her gün onlarca yalan ve uydurma habere imza atan muhalif yayın organlarına herhangi bir engel getirilmezken bu yayın organlarında yer alan yalan haber, küfür, hakaret ve iftiralar için ancak dava açılabilmesi basın özgürlüğünü engellemek midir?
Bu ülkede sayın Özel bile kendi partisinin belediye başkanına gecenin bir yarısı "s..ir git, alçak, köpek, yalaka, karaktersiz p..ç" diyebilecek kadar özgür değil midir?
Belediye başkanlarının sevgilileri belediyelerde işe yerleştiriliyor, belediye bütçesinden gezilere götürülüyor, yine belediye bütçesinden pahalı hediyelere boğuluyor.
Nepotizm altın çağını yaşıyor, bazı belediye başkanları işe almadıkları makam vermedikleri akraba bırakmıyorlar.
Çöp toplamaktan, işçisinin memurunun maaşını vermekten aciz ama sevgilisini tropik adalarda tatile götüren belediye başkanları alınlarından öpülerek taltif ediliyor.
Ülkede pavyon/meyhane kapılarında parayı bastırıp delege tavlanabilecek kadar özgür ve demokratik(!) bir ortam var.
O kadar geniş bir özgürlük var ki çorba döküldüğü görülmesin diye kameralar bantlanabiliyor.
Haraçlardan elde edilen para destelerinden kuleler inşa ediliyor.
Demokratik kurumlar ve demokrasi böylemi güçlendiriliyor?
Özellikle İBB’nin sunduğu kişiye ÖZEL fırsatlarla paraya boğulan haramzadelerin organizesinde artık sadece karada değil özel jetlerde, içki, kumar, uyuşturucu ve fuhuş alemleri yapılabiliyor.
Lise diploması olan Cumhurbaşkanı adayı olarak ilan ediliyor.
Millet teleferikte can derdinde iken partili yöneticiler yatlarda rakı balık keyfi yapabiliyor.
Keyif yaparken utanmayanlar rezaletin ortaya çıkmasının ardından İHA’ların kendilerini takip ettiği zırvasıyla milleti aptal yerine koymaya kalkıyorlar.
Ordumuza kimyasal silah kullandığı iftirasını attığı yargı kararıyla sabit olan suçluları makamlarında kabul ederek taltif edenlerin ülkede hukukun üstünlüğünün zayıflatıldığı iddiaları çok ucuz bir yalandan ibarettir.
Adalet Bakanı sayın Akın Gürlek’in mal varlığını hukuka aykırı bir biçimde araştıran, bu hukuksuz işlemi yapanların 4 gayrimenkul tespit ettiklerini bildirmelerine rağmen 12 gayrimenkul ve Lüksemburg’da limanda bağlı yat yalanını söyleyen Özgür Özel’in yaptığı hukuk tanımazlık değil de nedir?
İşlerine gelmeyen yargı kararlarını tanımayacaklarını söyleyenler demokrasi filan inşa edemezler.
Etseler etseler para destelerinden kuleler inşa ederler.
Onu da ellerine yüzlerine bulaştırıp mahkemelere düşerler.
Siz bırakın demokrasiyi yeniden inşa etmeyi, gölge etmeyin yeter.
Şu meşhur darbımesel (kelâm-ı kibar) hallerini ne güzel anlatıyor;
“Kendisi muhtâc-ı himmet bir dede, nerde kaldı gayrıya himmet ede",