15 Temmuz (2016) hain darbe girişiminin üzerinden tam 9 yıl geçti.

Bir hainin ardına takılarak ülkesini, onurunu, ruhunu satan ve kendi milletine kurşun yağdıran, Milli iradenin sembolü olan TBMM’ni bombalayacak kadar büyük bir kin ve nefret içinde olan hainlerin giriştikleri darbe; Allah’ın inayeti, devletin dirayeti ve milletin cesareti ile püskürtülerek dünyada eşi ve benzeri görülmemiş bir direniş örneği sergilendi.

ABD’nin koynunda besleyip 2. Sevr (Atatürk, Nutuk'ta Sevr'den bahsederken, 'Türk milletini yüz yıllardır yok etmek için yapılan büyük suikastın son halkasıdır." Demişti) için gerekli işgal ortamını hazırlama görevi verdiği üniformalı ve üniformasız hainler kendilerine o kadar güveniyorlardı ki yatakta basıp şafakta asmaktan bahsediyorlardı.

Onlar için ABD’ne uşaklık önemliydi, ülkenin işgalinin ve bölünmesinin, halkın iradesinin hiç bir önemi yoktu.

Peşine takıldıkları sümüklüye biat etmenin hem bu dünyada ve hem de ahirette kurtuluş olduğunu inanmış ve inandırılmışlardı.

Bir terziden emir alan general, bir berberden emir alan hâkim ve savcılarla, ne idükleri belirsiz abi denilen soytarıların kefaletiyle rütbe ve makam verilen emniyet mensupları ile beyinleri yıkanmış, ruhları kiralanmış aşağılık/ahmaklardan oluşan ve adına cemaat dedikleri yapı ülkenin işgali ile sonuçlanacak çok büyük bir ihanete kalkıştı.

Kurtuluş savaşı ile çöpe atılan Sevr Anlaşmasını tekrar yürürlüğe koymak isteyen üst akıl bu kez sadık uşağı Fetöyü kullandı ama yine başaramadılar.

Millet ve devlet namuslarına uzanan kirli elleri kırdı attı.

MİT TIR’ları Davası,17/25 Aralık Operasyonları ve Gezi ile yapılan denemeler 15 Temmuz Darbe girişimiyle sonuçlandırılarak ülkeyi işgale ve bölünmeye hazır hale getireceklerdi.

Devletin uzun yıllar süren kayıtsızlığını fırsat bilerek; yargı, emniyet, ordu başta olmak üzere kamu bürokrasisindeki hainlere güvenerek devlete meydan okudular ve darbeyi yüksek sesle dillendirmeye başladılar.

Paralel yapılanmayı fark eden hükümetin Fetö’nün militan yetiştirdiği dershaneleri kapatma kararı almasının savaş ilanı olduğunu söyleyerek niyetlerini açık ettiler.

Nasıl olsa ABD, AB ve NATO arkalarındaydı. Montaj ses kayıtlarını meclis kürsüsünde okuyan; kapatılan gazete, televizyon ve bankalarının önüne gidip açıklama yapan, yalan ve iftiralarını paylaşan siyasilerin destekleri de yanlarındaydı.

İşin içine “Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlılık sosu da” katılınca darbe için gerekten şartlar tamamlanmış oluyordu.

2016 yılındaki Yüksek Askeri Şura toplantısında kendilerine ciddi bir darbe vurulacağı istihbaratını aldıklarında artık başka çarelerinin kalmadığını düşünerek ABD’nin hazırladığı senaryoyu yürürlüğe koydular.

Dışarıdan gelen desteğin yanında içerideki hainler ve işbirlikçileri de boş durmadı, kalkışmanın ilk saatlerinde sokaklara çıkan tankları selamladılar, alkışladılar kimileri de darbenin şerefine(!) kadeh kaldırarak şerefsizliğin kitabını yazdılar.

Gerçek vatan sevdalıları sokaklara çıkıp darbeci hainlerin karşılarına dikilirken ihanet şebekesi ve işbirlikçileri ATM’lerden para çekmek marketlerden makarna ve istasyonlardan yakıt almak için kuyruğa girdiler.

Tayyip Erdoğan devrilsin de ülke batarsa batsın diyecek kadar şuurunu yitirmiş aşağılık yaratıklar güvenli mekânlarda darbenin başarılı olduğu haberini dört gözle beklerken Fetöye her fırsatta destek veren siyasal unsurlar da gecenin ilerleyen saatlerinde “görev tebligatı” beklentisiyle çaylarını kahvelerini içerek televizyon izlediler.

İstanbul’da işgal edilmiş havaalanından darbecilerin özel izinleri ile sıyrılarak gittiği Bakırköy belediye Başkanının evinde televizyon seyrederek çay/kahve içen ana muhalefet partisi genel başkanı havaalanında mavi renkli olan kravatını o evde kırmızı renkli kravatla değiştirecek kadar rahattı.

Hainler uçakla, helikopterle ve en ağır silahlarla halka saldırırlarken ana muhalefet lideri ayağında terlik, üstünde beyaz gömlek ve kırmızı kravatıyla dizi izler gibi televizyon izliyordu.

Bu rahatlık bir görev beklentisinden mi kaynaklanıyordu bilmiyoruz ama sonraki süreçte Fetö’ye aynı dili kullanarak kontrollü darbe ve tiyatro nitelemesinde bulunmasını beklentisine kavuşamamasının yarattığı hayal kırıklığı ile açıklayabiliriz.

Marmaris’te tatil yaptığı otelde öldürmek için gönderilen ihanet timi gelmeden oradan ayrılan ve Face-time aracılığı ile Gazeteci Hande Fırat’a yaptığı açıklamada halkı sokaklara davet ederek kendisinin de İstanbul’a gelmek üzere yola çıktığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan hayatta olduğunun öğrenilmesi milletin sokaklara akın etmesinde etkili olmuştu.

Cumhurbaşkanının öldürülemediğini gören darbeci hainler iletişim ortamlarında halkın askerin karşısına çıkartılmasının çok büyük bir sorumsuzluk olduğunu söylüyorlardı.

Ülkelerinin namusuna göz dikerek sorumsuzluğun ve ihanetin en büyüğünün sergileyen hainler, beklemedikleri bir tepki ile karşılamışlardı.

Darbeciler paylaşım gruplarından sık sık yardım ve destek çağrıları yapılıyordu. İşler istedikleri gibi gitmiyordu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım’ım hayatta olduklarının öğrenilmesi, darbenin emir komuta zinciri içinde yapılmadığının anlaşılmasıyla ordu içindeki darbe karşıtı şerefli askerlerin darbecilere açık tavır koymaları, halkın sokaklarda ölümüne bir mücadele vererek çıplak elleri ile tankları durdurmaları, belediyelerin ellerindeki tüm araçlarla askeri garnizonlardan araç çıkışını önlemeleri ve hepsinden önemlisi Ömer Halisdemir isimli yiğit vatan evladının şehit olma bahasına Özel Kuvvetler Komutanlığı’nı ele geçirmek için gelen Tuğgeneral Semih Terzi’yi vurarak öldürmesi darbeci alçaklarda büyük bir moral çöküşe neden oldu.

Güvendikleri dağlara karlar yağmıştı. Her şeyi hesaplamışlardı ama milletin cesaretini, inancını ve kararlılığının hesaplayamamışlardı.

Onlara göre bu millet sokağa filan çıkmazdı ama yanıldılar.

Ülkesini, bayrağını, milletini seven herkes kadın erkek, yaşlı genç sokaklara çıkarak ölümüne direndi ve darbeci hainlerin iradesini/namusunu çiğnemelerine izin vermedi.

Sahadaki bu güçlü direnişi kırmak için helikopterler ve savaş uçakları ile havadan bombardımanlar yaptılar.

Sığınak delici bombaları halkın üzerine atacak kadar alçaklıkta sınır tanımadılar.

Türksat’ı, Özel Harekât’ı, Ankara Emniyet Müdürlüğü’nü bombaladılar ama başaramadılar. 252 şehit 2734 yaralı ile bu kalkışma sabah olmadan bastırıldı.

Cüppesini, iradesini ve onurunu satmayan cumhuriyetin gerçek savcıları/hâkimleri harekete geçerek darbeciler hakkında hızla yargı sürecini başlattılar.

Milletin verdiği şerefli üniformayı bir sümüklünün talimatıyla satan onursuzların bir kısmı yurt dışına kaçtı, büyük bir kısmı yakalanarak yargıya teslim edildi.

Haklarını yemeyelim, Fetö’nün borazanı dışındaki medya da darbeye direnerek, her türlü baskı ve engellemeleri rağmen darbe karşıtı yayınlar yaparak demokrasinin yanında tavır aldılar.

Başlangıçta darbeye ve darbecilere karış imiş gibi görünen bazı siyasi figürler, Fetö’ye yönelik önlemlere esas teşkil eden kararnameleri bahane ederek Fetöcülere destek vermeye devam ettiler. Onların yalan ve iftiralarını dillendirdiler, Fetöye destek veren isimleri milletvekili/danışman yaptılar.

Ve en önemlisi Fetöcülerle aynı dili kullanarak 15 Temmuz direnişini “kontrollü darbe ve tiyatro” diyerek itibarsızlaştırmaya çalıştılar.

Fetö’nün yeğeni bile darbe yaptıklarını doğrularken, tiyatro ve kontrollü darbe ısrarlarını sürdürenler bu kanlı örgütün işbirlikçisidir.

Darbe girişimi başarılı oysaydı bu işbirlikçilere görev verileceğinden zerre kadar kuşkumuz yoktur.

Darbecibaşı uşaklığını yaptığı ABD’de öldü ve Hristiyan adetleri ile oraya gömüldü ama beslemelerinin ihanet için fırsat kolladıklarını biliyoruz.

Yaşanan bunca ihanete rağmen bu terör örgütü ile bağını kopartmayanlara acırsak acınacak hale geliriz.

Aradan geçen dokuz yıla rağmen Fetö artıklarının bürokrasiden tam olarak temizlemedikleri yapılan operasyonlardan anlaşılıyor. Huylu huyundan vazgeçmiyor.

Çünkü ihanet Fetö’nün temel karakteridir.

Eğer 15 Temmuz’daki şanlı direniş olmasaydı bugün Türkiye Ankara’da ve bir kaç şehirden ibaret garson bir devletti.

İş savaş çıkartılacak kardeş kardeşe kırdırılacaktı.

Eğer 15 Temmuz direnişi olmasaydı Suriye asla özgürlüğüne kavuşamazdı.

PKK kendisini feshetmez, Güneydoğu illerimizi de içine alacak bir PKK terör devleti kurulurdu.

Karabağ’daki Ermeni işgali sonlandırılmaz, Libya ile mavi vatanı garanti altına alacak deniz yetki alanları anlaşması imzalanmaz, Türkiye Antalya Körfezinden burnunu çıkartamaz hale gelirdi.

15 Temmuz direnişi Türkiye’nin işgali ve parçalanması senaryosunun çöpe atılmasını sağlarken Türkiye’nin bölgede oyun kurucu bir rol üstlenmesini sağladı.

Yüce dinimiz istismar edilerek örülen ihanet ağı 15 Temmuz’da parça parça edilirken ruhlarını ve onurlarını satmış altın(!) neslin vatanlarının namusuna göz dikecek kadar aşağılık bir katil nesil olduğunu göstermiştir.

Sonuç olarak; 15 Temmuz 2016’da Türkiye ikinci Kurutuluş savaşından zaferle çıkarak hiç bir şartta iradesine ipotek konulamayacağını, istiklal ve istikbalini korumak için ölümü bile göze alabileceğini, namusuna uzanan elleri kıracağını iç ve dış düşmanlara göstermiş, emperyalizmin Fetö eliyle 2. Sevr beklentileri suratlarına çarpılmıştır.

Siyasal ve kişisel çıkarları uğruna iki de bir sokak tehdidiyle millete parmak sallayanlar, hazırlıksız olduğunda bile böylesine büyük bir direniş gösteren milletin hazırlıklı olduğunda neler yapabileceğini unutmamalı, terörle, zorbalıkla, tehditle millet iradesini çiğneyebileceklerini zannedenler de vatını ve milleti için canını feda edebilecek binlerce Ömer Halisdemir olduğunu asla akıllarından çıkartmamalıdırlar.

15 Temmuz gecesi bu ülkenin bağımsızlığı için canlarını veren tüm şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi ve gücü neye yetiyorsa onu yaparak direnen her bir ferdimizi de saygı ve minnetle anıyorum.