‘’Tanrı devlet güneşini Türklerin burcunda doğdurmuş, göklerdeki dairelere benzeyen devletleri onun saltanatı etrafında döndürmüş, Türkleri yeryüzünün hâkimi yapmıştır.’’
‘‘Divanu Lugati’t Türk’’ eserinde Türk Cihan Hakimiyeti ülküsünü bu ifadelerle aktaran Mahmud el-Kaşgari, Karahanlılar Devleti alimlerindendir.
Karahanlılar, miladi 840-1212 yılları arasında hüküm sürdü. Satuk Buğra han döneminde İslamiyet’i resmi olarak kabul ederek, kitleler halinde Müslüman olan ilk Türk Devleti oldular.
Günümüzden yaklaşık bin sene önce gerçekleşen bu hadisenin akabinde, ‘Güneş bayrağımız, gökyüzü çadırımız’ düşüncesiyle Türkistan bozkırlarında özgürce ilerleyen Türk boylarının büyük kısmının Kızıl Elma’sı İslamiyet’in sancaktarlığını yaparak, kâinat üzerinde benzeri olmayan bir medeniyetin temellerini atmaktı.
Kendi genlerinde taşıdıkları cihan hakimiyeti ülküsüne göre; Hakanlarının Gök Tanrı tarafından yeryüzünü yönetmekle görevlendirildiğine inanan Türkler, İslamiyet’i kabul ettikten sonra Selçuklular devrinde İlay-ı Kelimetullah anlayışını da benimseyerek, yöneticilerini ‘’ Yeryüzü ve Gökyüzü arasındaki bütün insanların Hakanı’’ olarak konumlandırdılar.
Osmanlılar devrinde Nizam-ı Alem davasına evrilen cihan hakimiyeti ülküsü ile Allah’ın emir ve yasaklarının uygulandığı, kişinin kendi nefsine, ailesine, çevresine, devletine ve bütün insanlığa (din, dil, ırk gözetmeksizin) huzur ve refah getirmek için çalışması olarak ifade edilen manevi boyuta ulaştı.
Selçuklular devrinde Sultan Tuğrul Bey ve Sultan Melikşah’a halife tarafından ‘’Doğunun ve Batının Hükümdarı’’ unvanı verilmesi,
Sultan Sancar’ın halifeye yazdığı mektupta ‘’ Allah’ın dünyayı kendi tasarrufuna emanet ettiğini, bütün emir ve hükümdarların kendisinin memuru olduğunu’’ belirtmiş olması,
Selçuklu Devletinin kurucusu Selçuk beyin rüyasında ‘’ Ateşe dokunduğu anda ateşten çıkan kıvılcımların doğu ve batıya doğru yayıldığını görmesi’’,
Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazinin rüyasında ‘’ Şeyh Edebali’nin koynundan bir ayın doğup kendi koynuna girdiği vakit göbeğinden bir ağaç çıkarak, dallarının bütün dünyayı sardığını, gölgesinde dağların sıralanıp, her dağın dibinden suların çıktığını görmesi’’ gibi devletlerin kurucularına atfedilen anlatılar, atalarımızın tarihin her devrinde cihan hakimiyeti ülküsünü sürdürdüklerini göstermektedir.
Türk Cihan hakimiyeti ülküsünün adı her devirde değişse de temel ölçüsü ‘’Adalet’’ olarak tesis edilmiştir. Adaletin kaynağı da İslamiyet’tir.
Ebed müdded Devlet ancak terazinin bir kefesine Adaleti, diğer kefesine Nizamı koyarak mümkündür.
Adaletsiz Nizam Zulüm doğurur.!
Adalet ve Nizam; Fütüvvet müessesesinde varlığını sürdürebilir.
Selçuklu Sultanı I. İzzeddin Keykavus ve I. Alaaddin Keykubad Fütüvvete resmi olarak dahil oldular.
Fütüvvetin Anadolu’da yaşayan Türk Topluma entegre edilmiş hali Ahilik’tir.
Ahilik;
Hoca Ahmed Yesevi,
Hacı Murad-ı Veli,
Hacı Bektaş-ı Veli,
Şihabettin Sühreverdi,
Şeyh Mecdüddin İshak,
Ahi Evran,
Mevlâna Celaleddin Rumi,
Evhadüddin-i Kirmani gibi dönemin alimleri vasıtasıyla Türk-İslam Medeniyetinin temellerini oluşturan, devletin ve toplumun beslendiği ana damar olarak yüzyıllarca varlığını sürdürdü.
Gelecek yazılarımızda, Fütüvvet ve Ahilik meselesini daha detaylı ele alarak, ideal toplum yapısını, ideal devlet yönetim modelini irdeleyeceğiz.