“Rum diyarı diye bilinen Anadolu dünyanın en güzel memleketi. Allah Teala güzellikleri öbür ülkelere ayrı ayrı dağıtırken burada hepsini bir araya toplamış.” İbn Battuta
İbn Battuta’nın tam ismi; Ebu Abdullah Muhammed b.İbrahim Levati Tanci’dir. 25 Şubat 1304 senesinde Fas’ın Tanca şehrinde doğup, 1368’de Merrakeş kadısı iken vefat etmiştir. Orta çağ tarihi ile ilgili birinci elden kaynak niteliğindeki Rıhletü İbn Battuta isimli seyahatnamesi ile çağının en büyük Müslüman seyyahıdır. Çağdaşı olan Marko Polo’dan daha geniş bir alanı gezmiş, Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarında bulunan en önemli kültür merkezlerine ulaşmıştır.
Mağrip Sultanı Ebu Said Merini döneminde 14 Haziran 1325 senesinde hac vazifesini yapmak niyetiyle Tanca’dan yola çıktığında 22 yaşındaydı. 28 yıl boyunca Afrika, Mısır, Arap Yarımadası, İran, Irak, Suriye, Anadolu, İstanbul, Orta Asya, Hindistan, Maldivler, Çin ve Endülüs olmak üzere toplam 117.000 km yol gitmiştir.
Anadolu topraklarını Ahiliğin yaygınlaştığı yıllarda gezen İbn Battûta Ahilik konusunda ana kaynaktır.
Çağatay sultanı Tarmaşirin'e dair verdiği ayrıntılı bilgi başka kaynaklarda yoktur.
Delhi Türk Sultanlığı ile ilgili olarak İbn Battûta tarafından verilen bilgiler çok kıymetlidir. İç çekişmeler, "Rây" denilen Hint asıllı krallarla yapılan savaşlar, devletin kriz zamanları için aldığı ekonomik tedbirler ve dış politika; sultanın daha çok Horasan kökenli olan Müslüman yabancılara "eizze" deyişi ve onlar aracılığıyla kudretini artırmak isteyişi diğer kaynaklarda pek rastlanmayan bilgilerdir.
İran'da İlhanlı Devleti'nin etki alanı altında olmakla birlikte nispeten özerk bir yapı arzeden Afrasiyablılar, Gûrîler gibi çeşitli atabekler hakkında verilen bilgiler de gayet zengindir. Pasifik'te Cava ve Sumatra'nın siyasî durumu, Maldiv Adalarının Müslüman halkı, kadın hükümdarı, ticarî teâmülleri, kültürel tarihi ve Hindistan'daki Türk Sultanlığı'nın bu adalara olan etkisi Rıhle'de ayrıntılı bir şekilde işlenmiştir.
Afrika'nın doğu kıyıları yani bugün Swahili olarak bilinen bölgeyle ilgili verdiği bilgiler de kıymetlidir. İbn Battûta kıyı şeridinden güneye doğru inmiş; önce Mogadişu'ya sonra Mombassa ve Kulva'ya varmış, bugünkü Tanzanya'nın sahil şehirlerini dolaşmış, yerli halkın âdetlerinden ve ticarî kabiliyetinden uzun uzun bahsetmiştir.
Kuşkusuz Rıhle'nin en önemli kısımlarından biri, İç Batı Afrika'da Malli Sultanlığı ile ilgili bölümdür. İbn Battûta bu bölgenin asıl kâşifi olarak gösterilir.
İbn Battûta'nın yaşadığı döneme Türk-Moğol asrı dense yeridir. Tabiî ki Moğolların epey zamandır Türklerle kaynaştıkları, birçok bölgede kendi dillerini unutarak Türkçe konuşmaya başladıkları unutulmamalıdır; nitekim Deşt-i Kıpçak'ta yani Altın Ordu hükümdarı Uzbek Han'ın ülkesinde böyle olmuştur. Seyyahımız, Avrupa dışında eski dünyanın neredeyse tümünü gezmiştir ve dolaştığı ülkelerin çoğunda Türkler egemendir. İbn Battûta dünyanın yedi büyük hükümdarını sayarken ilk sırayı kendi hükümdarı Ebû İnan Merinî'ye verir ve diğerlerini şöyle sıralar:
Memlûk Türklerinden Mısır ve Suriye bölgesinin hükümdarı Nâsır,
İlhanlı soyundan gelen Moğol asıllı Irakayn hükümdarı Ebû Saîd,
Deşt-i Kıpçak hükümdarı Uzbek Han,
Türkistan ve Mâverâünnehir'de halk ve kültür bakımından Türkleşmiş Çağatay Hanlığı'nın başında bulunan Tarmaşirin,
Hindistan'da Horasan asıllı Türk memlûklerden Muhammed Tuğluk Şah,
Moğol hanedanından olan Çin hükümdar Başay.
Anadolu'da ise Osmanlı henüz yeni doğmuştur. Bu tablo Cengiz sonrası İslâm dünyasında, hattâ Avrupa dışında tüm eski dünyada siyasî erkin genellikle Türklerin ve Moğolların elinde olduğunu gösteriyor. Moğolların dehşetengiz yıkıcılığının izleri Buhara gibi şehirlerde hâlâ mevcuttur ancak hızlı bir imar ve kültür hareketine girişerek Türk, Fars ve Arap üstatların eliyle medeniyet tarihine geçecek olgun eserler vermeye başladıkları da görülmektedir.
İbn Battûta, Türklerin siyaset, bilim, ticaret ve şehircilikle ilgili üstünlüklerini hiç gocunmadan anlatır. O kendi toprağını, kendi sultanını çok sever ama buradan yola çıkarak topyekûn bir Arap veya Berberî üstünlüğü iddiasını hiç gütmemiş; hatta şehirleşememiş Arapları –emir bile olsalar– kıyasıya eleştirmiştir.
Rıhle'de Anadolu'nun o günkü durumu hakkında zengin bilgiler vardır. Beyliklerin iç anlaşmazlıkları, Umur Bey'e karşı düzenlenen Haçlı saldırıları, Alanya'nın uluslararası bir liman oluşu, Germiyanoğullarına karşı hissedilen güvensizlik, Eretna Devleti'nin refahı, Sinop'un stratejik önemi, Erzurum ve Erzincan'da birbirleriyle çarpışan Türkmen oymakları, Anadolu'da Hanefî mezhebinin yaygın oluşu, İlhanlıların Anadolu siyaseti; Emir Çoban ve Çobanoğlu'nun siyasî ihtirasları, son olarak Ahiliğin yükselişi hakkında İbn Battûta birinci el kaynaklardandır. Rıhle'nin kaydettikleri, başka kaynaklarla yeterli derecede karşılaştırılarak incelenmemiştir. Gerçi o devirde İbn Fadlullah Ömerî ve Kalkaşandî gibi Arap kaynaklarında da Anadolu hakkında kayda değer bilgiler vardır ama bunlar İbn Battûta kadar derli toplu değildir.
İbn Battuta’yı halk ve ulema nezdinde sempatik kılan özelliği İbnü’l Hatib’in dediği gibi daima derviş tarzında giyinmiş olması, devlet adamlarına, sofilere ve zahitlere yakınlık duyması, insan öğelerine, giyim, kuşam, örf, adet ve inançlara detaylı yer vermesi, şehirlerin imar ve iskanı ile coğrafi durumlarını detaylı olarak tasvir etmesi olarak kabul edilebilir.
İbn Battuta’nın seyahatnamesini okuduğunuzda 1300’lü yılların dünyasının içerisinde kendinizi bir kervanda seyahat ediyorken bulabilirsiniz..