Baharı bekleyenlere müjde; 1. Cemre havaya düştü…

Bahar aylarından hemen önce, birer hafta arayla havada, suda ve toprakta meydana geldiğine inanılan hararet artışına Cemre denir. Arapça bir kelime olan Cemre, cimin üstünle ve mimin sükunu ile okunduğunda “ateş koru” anlamındadır.

Türk toplumlarında cemrenin önce havaya, sonra su ve toprağa düştüğüne, diğer kavimlerde cemrenin önce toprak, sonra su ve ağaca düştüğüne inanılmaktadır.

Kazvînî’nin (ö. 682/1283) kaleme aldığı Acâʾibü’l-maḫlûḳāt ve ġarâʾibü’l-mevcûdât adlı eserde cemrenin sosyolojik tarihi şu şekilde aktarılmaktadır.; İnsanların kış aylarında hayvanlarıyla birlikte yaşadıkları, birbiri ile bağlantılı iç içe geçmiş üç ev inşa ettiklerini ifade edilmektedir. Bu evlerden her birinin duvarı diğerini çevreleyecek şekilde inşa edilmektedir. Soğuğa dayanıklı hayvanları en dıştaki birinci eve, daha az dayanıklıları ikinci eve, kendileri ve çocuklarını da en içteki üçüncü eve yerleştirirlermiş. Bu evlerde kış boyunca ateş yanarmış. Birinci cemre düştüğünde üçüncü evin ateşini söndürüp ikinci eve yerleşirler, ikinci evdeki hayvanları birinci eve yerleştirirler, birinci evdeki hayvanları ise otlağa gönderirlermiş. İkinci cemre düştüğünde ikinci evin ateşini de söndürerek birinci eve taşınırlar, buradaki hayvanları da dışarı çıkartırlarmış. Üçüncü cemre düştüğünde birinci evin de ateşini söndürüp bütün hayvanları dışarı çıkartırlarmış.

Eski Mezopotamya kavimleri cemrenin düşmesi ile Ay’ın menzilleri arasında bağlantılar kurmuştur. Birinci cemrede Ay’ın cebhe adı verilen onucu menzilinin düştüğüne inanırlardı. Birinci cemreden yedi gün sonra ikinci cemrenin düşmesi Ay’ın zübre denilen on birinci menzilinin düşmesi ile vuku bulurdu. Bu hadiseden yedi gün sonra ise Ay’ın on ikinci menzili olan sürfe sukut ederdi ki bu da üçüncü cemrenin düşmesine tekabül ederdi.

Biruni’nin Tefhim eserinde, Rumilerin cemrelerle birlikte yerin karnının ısındığını ve yerden bir buharın yükseldiğine inandıklarını ifade eder.

Türk toplumları arasında cemre inanışının ne zamandan beri var olduğunu bilinmemekle beraber, 1452 yılında hazırlanmış Takvim ve Ahkamı Sal’de cemreler kaydedilmiştir.

Eski devirlerde bir yıl Kasım ve Hızır günleri olarak ikiye ayrılmaktaydı. 180 gün süren Kasım ayları kış dönemini, 186 gün süren Hızır ayları da yaz dönemini ifade etmekteydi. Kasımın ilk doksan günü en şiddetli günleridir. Halk arasında Kasım’ın yüzüncü gününe gelince “geldik yüze, çıktık düze” sözüyle sert kış günlerinin bittiği ifade edilirdi. Kasımın yüz beşinde (20 Şubat) ilk cemre havaya, yüz on ikisinde (27 Şubat) ikinci cemre suya, yüz on dokuzunda (6 Mart) üçüncü cemre toprağa düşerek sırayla hava, su ve toprak ısınmış olur.

Türk, Arap ve Fars halkları arasında cemreleri düşüş veya yükseliş tarihleri ile ilgili çelişkiler olsa da Rumi olarak 7-14-21 Şubat, Miladi olarak 20 Şubat, 27 Şubat ve 6 Mart tarihleri genel kabul görmektedir. Bu tarihlerin hangi anında cemrenin düştüğü hususunda Mahmud Alusi seher vaktini, Rıza Abdullahi ise gece vaktini işaret etmektedir.

Orta Asya’dan Arap coğrafyasına, Çin’den Yunanistan’a kadar pek çok coğrafyada yılın hemen hemen benzer günlerinde düşerek yer yüzünü ısıttığı kabul edilen Cemre, tarih boyunca çiftçilikle uğraşanlar için toprağın işlenme vakti geldiğini, hayvancılıkla uğraşanlar için hayvanlarını otlaklara çıkartma vaktinin geldiğini, dolayısıyla baharın geldiğini muştulamaktadır.

Nice baharlara erişmek umuduyla..