Devlet Vatandaş İçin Vardır

Devletin var oluş sebebi vatandaşa hizmettir. Bu hizmet kanunlar çerçevesinde yürütülür, kimseye ayrım yapılmadan, herkese eşit mesafede sunulur. Kamu kurumlarının kapısından giren her insan, hangi görüşten, hangi inançtan, hangi sosyal çevreden olursa olsun aynı muameleyi görmeyi bekler. Bu bir lütuf değil, hakkıdır.

Vatandaş olmadan devlet olmaz. Kurumlar onun ödediği vergilerle ayakta durur, memurun maaşı o vergilerden çıkar. Bu yüzden nazik ve saygılı davranmak bir incelik değil, temel görevdir. Kapıdaki insan bir "başvuru sahibi" değil, kurumun asıl sahibidir.

Bu vatan kolay kazanılmadı. Canıyla, kanıyla, malıyla kendini bu devlet için harcayan bir milletin torunları bugün bir dilekçe için saatlerce bekliyor, kanunda yazan hakkını almak için kapı kapı dolaşıyor. Bu millet en adil hizmete layıktır.

Makam Emanettir

Ne var ki bazı görevliler makamı emanet değil, kişisel iktidar sanıyor. Vatandaşı alt tabaka görüyor, kendini patron zannediyor. Kanunu kimi zaman karşısındaki kişiye göre, kimi zaman kendi keyfine göre yorumluyor; aynı mevzuat birine kolaylık, bir başkasına engel oluyor. En çok da esnaf, üretenler ve iş sahipleri zarar görüyor.

Daha vahimi, bazı çevrelerin kamu kurumlarında kendilerine yer edinmeye çalışmasıdır. Ekmeğini yediği devlete sadakat göstermesi gerekenler, bağlı oldukları cemaat ve yapıların çıkarını kollayıp vatandaşı dışlıyor. Devleti kendi mülkü gibi görme hastalığı, bu memleketin geleceğini tehdit ediyor.

Dün Doğru Olan Bugün Neden Yanlış?

Somut örnekler var. Yıllarca noterlerde yapılan satış vaadi sözleşmeleri bugün aynı şekilde yapılmıyor. Tapu müdürlükleri yıllarca yaptıkları işlemleri bugün yapmıyor. Öncekilerin hepsi mi yanlıştı, yoksa doğruyu şimdi mi keşfettiler? Bir uygulama değişiyorsa dayanağı kamuoyuna açıklanmalı; açıklanmıyorsa vatandaş bunu haklı olarak keyfîlik sayar.

Çelişki bununla bitmiyor. Milyonlarca lira harcanarak TAKBİS ve e-Devlet kuruldu, vatandaşa "evinizden, tek tıkla" denildi. Ama emlak beyan değeri için hâlâ ıslak imzalı kâğıt isteniyor, veraset ve intikal beyannameleri ortaçağdan kalma bir usulle evrak dolaştırılarak işliyor. Dijital altyapıya yatırım yapıp kâğıda dönmek, güvercinle haberleşmeye dönmekten farksız.

Sebep nedir? Alışkanlık mı, atalet mi, koordinasyonsuzluk mu, yoksa devletin itibarını zedelemeye yarayan başka bir irade mi? Cevap ne olursa olsun vatandaş şunu sorar: Devlet kendi kurduğu sistemi kendisi mi kullanmıyor?

Tapuda İptal Değil, Ret

Tapu müdürlüklerinde eksik ya da hatalı bulunan başvurular çoğu zaman doğrudan iptal ediliyor. Vatandaş yeniden randevu alıyor, yeniden harç ve masraf yapıyor, nedenini de tam öğrenemiyor. Oysa yapılması gereken, gerekçesi yazılı bir ret kararı vermektir. Ret kararına karşı itiraz ve dava yolu açıktır; iptal ise vatandaşı sessizce kapının önüne koyar. Uygulamanın gerçekten böyle yürüyüp yürümediği denetlenmelidir.

Daire Daire Koşturulmamalı

Veraset ve intikal vergisi ilişiği kesilmeden tapuda işlem yapılmıyor. Vatandaş bir dairede belge alıp diğerine taşıyor, oysa iki kurum da aynı devletin. Vergi dairesi ilişiği kendisi düzenleyip elektronik olarak tapuya göndermeli.

Tarım Arazisi ve Köy

Tarım arazilerinin devri ve satışında Tarım Müdürlüklerinin kararları hızlı ve denetlenebilir olmalıdır. Aynı nitelikte iki başvurunun farklı sonuçlanması, bekletilen dosyalar sorgulanmalıdır. Tarımı korumak elbette önemlidir, ancak bedelini mağdur edilen çiftçi ödememelidir.

Köy yerleşim yerlerinde arsa satışı ve ev yapımı kısa ve anlaşılır bir usule bağlanmalı, harç yükü kaldırılmalı ya da ciddi biçimde azaltılmalıdır. Köye dönmek isteyen insanı cezalandırmak yerine teşvik etmek devletin kendi yararınadır.

Şehirde 50 katlı gökdelenlere izin verilirken köyde "iki katı geçemezsin" denmesi hakkaniyetle bağdaşmaz. Sınırlama gerekiyorsa gerekçesi açıkça söylenmeli ve orantılı olmalıdır. Hayvancılık ve tarım yapan bir ailenin evinin bitişiğinde garaj, ambar, kümes ve ahır olabilmelidir; köy evi, apartman dairesi gibi düşünülemez.

Öfkenin Adresi

Bu tablo çaresizlik ve öfke doğuruyor. İnsanlar haksızlığı yapan kişiyi değil, çoğu zaman kurumun kendisini suçlamaya başlıyor. Oysa devlet bu haksızlıkların sorumlusu değil, asıl mağdurudur. Onu vatandaşa düşman gösteren, kanunu çarpıtan görevlilerdir.

Çözüm

Çözüm liyakatten ve hesap verebilirlikten geçer. Kanun herkese aynı uygulanmalı, keyfîliğin hesabı sorulmalı, elektronik sistemle çelişen ıslak imza şartları kaldırılmalıdır. CİMER, Kamu Denetçiliği Kurumu ve idari yargı gibi başvuru yolları vatandaşa gerçekten sonuç vermelidir.

Devlet önce kendi içinde tutarlı ve güçlü olmalı ki dışarıda sözü dinlensin. Kamu görevlisi, hizmet ettiği kişinin karşısında değil, yanında durduğunu bilmelidir.