Vatandaşın cebine, çiftçinin alın terine çöken vurgunculara yargı hesap soruyor
Son yıllarda üreticiden çok düşük fiyatlara aldıkları sebze meyveyi tüketiciye çok yüksek fiyatlarda satarak fahiş kar elde eden akbabalar para cezalarıyla ıslah olmadığından yargının devreye girmesiyle bu tez yaptıkları yanlarına kalmayacak gibi görünüyor.
Ziya Paşanın sözleriyle; “Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir.”
Tarladan sofraya uzanan fiyat zincirinde fiyatları etkileme, Vergi Usul Kanunu’na muhalefet, belgede sahtecilik ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçları yönünden yürüttüğü soruşturmada, piyasadaki hakimiyetlerini kullanarak ürün arzını düşük, maliyetleri ise yüksek gösterdikleri ve fiyatları yukarı yönlü manipüle ettikleri belirlenen 41 büyük dağıtıcı firmanın 41 yöneticisi hakkında İstanbul C. Başsavcılığınca gözaltı kararı verildi ve yazımı tamamlamadan bunların 40’ ı hakkında tutuklama kararı verildiği haberi geldi.
Tutuklama kararı delillerin sağlam ve suç şüphesinin yüksek olduğunu gösteriyor.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturmada, Ticaret Bakanlığı'ndan Hal Kayıt Sistemi, Tarım ve Orman Bakanlığı'ndan Çiftçi Kayıt Sistemi verilerinin temin edildiği; Hazine ve Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu Başkanlığınca kapsamlı bir rapor hazırlandığı, 1029 çiftçinin beyanına başvurularak ürünlerin üreticiden hangi bedelle çıktığı ve tedarikçilere hangi şartlarda ulaştığının incelenmesi sonucunda, hallerin büyük tedarikçileri konumundaki bazı firmaların piyasadaki hakimiyetlerini kullanarak ürün arzını olduğundan düşük, maliyetleri ise gerçeğinden yüksek gösterdikleri; sahte müstahsil makbuzları düzenleyerek gerçeğe aykırı maliyet oluşturdukları ve bu yöntemlerle yaş sebze ve meyve piyasasında fiyatları yukarı yönlü manipüle ederek haksız kazanç sağladıkları yönünde tespitlere ulaşıldı.
Firmaların alış ve satış belgeleri, çiftçi beyanları ve Hal Kayıt Sistemi verileri incelenmesi sonucunda hazırlanan rapora göre; firma yetkilisi A.D.'nin 1 Ocak 2025 ile 31 Mart 2026 arasında, daha önce hayatını kaybeden 49 kişi adına toplam 2 milyon 524 bin 987 lira 35 kuruş tutarında 87 müstahsil makbuzu düzenlediği belirtildi.
Adına 16 milyon 715 bin TL’lik makbuz düzenlenen Sevgi S. “Herhangi bir zirai faaliyeti ve ürettiği ürün bulunmadığını, Göknur Gıda şirketinde sigortalı çalışan olarak paketleme yaptığını, adına kesilen 12 milyon 676 bin TL’lik müstahsil makbuzları hakkında bir bilgisi olmadığını, herhangi bir ürün satmadığını ve herhangi bir zirai faaliyet ve üretimi olmadığını belirterek adına düzenlenen makbuzun sahte olduğunu söyledi.
Adına 357 bin lira makbuz kesilen Recep E.: Ilgın Ceypa isimli şirketin kestiği makbuzla alakası olmadığını, küçükbaş hayvan yetiştiriciliğiyle iştigal ettiğini, ekip biçtiğim herhangi bir yer olmadığı gibi zirai faaliyeti de olmadığını, hiçbir şirket veya şahsa yaş sebze, meyve ve benzeri zirai mahsul satmadığını ifade etti.
Adına 325 bin TL makbuz kesilen Ali İhsan D.: Ticari amaçla herhangi bir mahsul üretmediğini, üretip sattığım herhangi bir ürün bulunmadığını, adıma düzenlenen müstahsil makbuzlarından haberdar olmadığını, adına 263 bin TL makbuz düzenlenen Hasan Y’ de sadece ailesine yetecek kadar zirai faaliyeti olduğunu, ilgili dönemlerde herhangi bir zirai ürün satışı olmadığını, adına düzenlenen müstahsil makbuzları hakkında bilgisi olmadığını, çilek, kayısı, portakal üretim kapasitem olmadığını belirtti.
Raporda, firmanın bu alış için düzenlediği makbuzlarda kilogram fiyatını 18,70 ile 23,95 lira arasında gösterdiği, ürünü ise ortalama 17,98 liradan sattığı kaydedildi. Alış fiyatının yüksek gösterilmesiyle satış fiyatının makul olduğu izlenimi oluşturulmasının ve elde edilen karın gizlenmesinin amaçlandığı değerlendirildi.
İ.D.’nin yetkilisi olduğu firmaya ürün satan A.K. de kilogramını en fazla 11,50 liradan sattığı kapya biberin makbuzlarda ortalama 18,70 lira gösterildiğini belirtti. Aynı firmanın adına 1 milyon 236 bin 522 liralık makbuz düzenlediği E.B. ise kapya biberi hiçbir zaman üretmediğini ve satmadığını beyan etti.
Aynı firmaya salçalık domates satan H.A., kilogramını 2-3 liradan toplam 70 ton ürün sattığını, ancak adına 171 bin 544 kilogram ürün için ortalama 4,87 liradan makbuz düzenlendiğini söyledi.
Yetkilisi Y.Ç. olan firmaya ilişkin incelemede de hayatını kaybeden 27 kişi adına müstahsil makbuzu düzenlendiği tespit edildi. Bu firmanın 2026’nın ilk 3 ayında faturayla yaklaşık 13,5 milyon kilogram ürün satmasına rağmen Hal Kayıt Sistemi’ne yaklaşık 8,4 milyon kilogramlık satış bildirdiği belirlendi. Firmanın aynı dönemdeki sanayi tipi portakal satışlarının kayıtlı alımlarını yaklaşık 2,2 milyon kilogram aştığı, dönem başı stokunun da bu farkı karşılamadığı rapora yansıdı.
Gıda sektöründe 41 tedarikçiye yönelik yürütülen soruşturma kapsamında hazırlanan 394 sayfalık rapor, tarım ürünleri ticaretindeki usulsüzlük iddialarına ilişkin dikkat çekici ayrıntıları ortaya koydu. Raporda, aracıların köyleri dolaşarak çiftçilerin Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) bilgilerini ve kimlik numaralarını topladığı, bu bilgiler üzerinden çiftçilerin bilgisi dışında yüksek miktarlarda ürün sevkiyatı yapılmış gibi gösterildiği belirlendi. İncelemelerde, ölen kişilerin adına düzenlenen makbuzlardan gerçekte üretilmesi mümkün olmayan miktarlardaki ürün alımlarına ve düşük kaliteli ürünlerin yüksek fiyatlarla gösterilmesine kadar çok sayıda tespit yer aldı.
Soruşturma raporunda, aracıların Anadolu'daki köylerde "T.C. Kimlik Toplama Şebekesi" kurarak Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) bilgilerini suistimal ettiği saptandı.
İfadelerde yer alan detaylara göre Emrah Y. adlı bir aracının köylere giderek "Sizin ÇKS kaydınız var, ürünleri fabrika veya meyve suyu tesisleri için sizin üzerinizden gönderelim, hiçbir sıkıntı olmaz" bahanesiyle köylülerin kimlik numaralarını topladığı belirlendi. Toplanan kimlik bilgileri üzerinden çiftçilerin bilgisi dışında adlarına milyonlarca liralık hayali sevkiyatlar yazıldığı tutanaklara geçti. Vergi Denetim Kurulu (VDK) müfettişlerinin sahaya inerek yaş sebze ve meyve sektöründe araştırma yapmaya başlamasıyla komisyoncuların büyük bir panikle köylere koştuğu, çiftçilerin eline milyonluk makbuzlar tutuşturarak sahte belgeleri meşrulaştırmaya çalıştıkları ortaya çıktı.
Müfettişlerin hazırladığı raporlar, sahteciliğin sistematik bir yöntem olarak kullanıldığını kanıtladı. İncelemelerde binlerce e-Müstahsil makbuzu kesilen kişiler arasında 20 yıl önce hayatını kaybedenlerin olduğu görüldü.
Yılda sadece 3 ton kestane üreten çiftçiden 91,9 ton, 70 ton armut satan üreticiden 530 ton, 60 ton sarımsak yetiştiren bir üreticiden ise 800 ton ürün satın alınmış gibi makbuz kesildi.
Çiftçilerin tarlada kalan çürük, suluk, bozuk veya döküntü elma, şeftali ve portakallarının meyve suyu yapmak için kilosu 2 liradan alındığı, ancak e-Müstahsil makbuzlarında fiyatın 12 lira olarak gösterildiği belirlendi.
Zincir marketlere doğrudan ürün satabilecek gücü olan tedarikçilerin, araya kendi kurdukları komisyoncu şirketleri sokarak fiyat artırdığı belirlendi.
Fransa'da yaşayan gurbetçi İdris Ö. adına 871 bin liralık, hiç tarım yapmamış aşçı Birsen Çaraman adına 18,1 milyon liralık sahte makbuz tanzim edildi.
Adana'da 630 dönümlük arazisinde mandalina, greyfurt, portakal ve limon üretimi yapan İsmail Övünç, "Topraktan Group sanki benden elma ve nar da almış gibi müstahsil makbuzu düzenlemiştir. Oysaki benim elma ve nar üretimim yok." dedi.
Hakan Doğan da MCK Ensar Tarım Ürünleri şirketine 2025'te yaklaşık 40 ton elmayı kilosu 45 liradan sattığını ancak makbuzda Ilgın Ceypa Tarım'ın göründüğünü, ödeme için verilen çekin de karşılıksız çıktığını anlattı. Doğan, "Alacağımı almak için mahkemeye verdim, bu sefer de çekteki imzanın kendisine ait olmadığını beyan etmiş." diyerek isyan etti.
Konya'dan Ali İhsan Duman, arazisinde 10 yıldır zirai faaliyet yapmadığını, sadece 10 yıl önce 500 kilogram vişne sattığı firmanın kendisi adına yeni gibi fatura düzenlediğini aktardı.
Dosyadaki sahtekarlıkların hepsini yazsak sayfalar tutar.
Yargılama aşamasında nasıl olsa bunların hepsi ortaya çıkacak.
Sizin anlayacağınız haksız kazanç şebekesinin yapmadığı sahtekarlık, ahlaksızlık ve namussuzluk kalmamış.
Rüşvetçi ve uçkuruna düşkün belediye başkanları gibi onlar da kendilerine dokunulamayacağını zannederek pervasız davranmışlar.
Vatandaşın cebine ve üreticinin alın terine göz diken bu hainlerin yaptıklarının yanlarına kar kalmayacağı, silahlı terörü bitiren devletin, ticari terörü de bitirmek için de kararlı olduğu İstanbul C. Başsavcılığı’nın son derece kapsamlı soruşturmasından ve ilgili bakanlıkların son derece ayrıntılı müfettiş raporlarından anlaşılıyor.
Vurgun şebekesinin tutuklanan yetkililerinin demir parmaklıklar arkasında paralarını çaldıkları tüketiciler emeklerini çaldıkları üreticiler ve vergisini çaldıkları devletin haklarını nasıl ödeyeceklerini düşünecekleri bol bol vakitleri olacak.
Görsünler bakalım serbest piyasa demek vurgun demek miymiş?
Kaşif Kozinoğlu’nun katili Fetö, onu itibarsızlaştırarak dizide öldürenler de işbirlikçi haindir
Milli İstihbarat Teşkilatı'nın (MİT) eski yöneticisi Kaşif Kozinoğlu'nun Silivri Cezaevi'ndeki ölümüyle ilgili soruşturmada Kozinoğlu'nun koğuş arkadaşları Hasan Atilla Uğur ve Hasan Ataman Yıldırım hakkında ev hapsi şeklinde adli kontrol kararı verilirken eski Silivri Başsavcısı Ali İşgören ve eski cezaevi savcısı Necip Doğan 'suç örgütüne üye olma' suçlamasıyla tutuklandı.
Soruşturmada tutuklu sayısı 6'ya yükseldi
MİT'in eski bir yöneticisi olan Kâşif Kozinoğlu, 2011 yılında Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanmış, ifadesine kısa bir süre kala tutukluluğunun sekizinci ayında 12 Kasım 2011 günü cezaevinde yaşamını yitirmiş ölüm nedeni kalp krizi olarak açıklanarak dosya kapatılmıştı.
****
"Siyasi ve askeri casusluk" suçundan 13 yıl 4 ay, " Fetö silahlı terör örgütüne üyelikten" ise 10 yıl hapis cezasına çarptırılan eski MİT’çi Enver Altaylı Fethullah Gülen’e yazdığı ve yıllar sonra ortaya çıkan mektupta; “Şenkal Atasagun’un Özbekistan görevlisi olarak çalışan Kâşif Kozinoğlu, terfi ettirilmiş ve merkezi Taşkent’te bulunan Orta Asya istihbaratını koordine etmekle görevli büronun başına getirilmiştir. Okulların kapatılma sürecinde en büyük ihanet payı adı geçen bu şahsa aittir.” Diyerek Kozinoğlu’nun açıkça hedef olarak göstermişti.
Bilgisayarda ele geçen başka bir belgede ise Altaylı, Kaşif Kozinoğlu'nun MİT müsteşarı veya müsteşar yardımcısı olmaya çalıştığını, o da olmaz ise operasyon daire başkanı olmak için çaba harcadığından bahsettikten sonra "Eğer böyle bir şey olursa Allah memleketi, devleti, Fethullah hoca efendiyi, cemaatin önde gelenlerini korusun. Bu bir felaket olur." Demişti.
Sadece bu iki mektup bile Kozinoğlu’nun neden öldürülmek istendiğini ve katilin Fetö olduğunu açık açık ortaya koymaktadır.
****
Kozinoğlu’nun öldürüleceği, Osman Sınav diziden uzaklaştırıldıktan sonra Fetö’nün algı oluşturma ve mesajlarını verme misyonu üstlenen “Kurtlar Vadisi” isimli dizide asla tesadüfle açıklanmayacak ve gerçekle birebir örtüşen sahnelerle belli edilmişti.
Soruşturma dosyasında yer alan tespitlere göre, dizinin 10 Kasım 2011 tarihinde yayınlanan 136. bölümünde, "Kazım Kaşifoğlu" isimli karakter bir hücrede tutulmakta ve Polat Alemdar karakterinin hediyesi olarak Yaşar Ağa karakterine teslim edilmektedir. Yaşar Ağa tarafından darp edilen Kaşifoğlu hakkında, yanındaki adamı İlhan'ın "Kaşifoğlu! Azrailin benim, Kaşifoğlu seni ben öldüreceğim" şeklinde tehditler savurduğu belirlendi. Bu bölümün yayınlanmasından yalnızca iki gün sonra, yani 12 Kasım 2011 tarihinde Kaşif Kozinoğlu Silivri Cezaevi'nde hayatını kaybetti.
Dizinin Kozinoğlu'nun ölümünden sonra, 08 Aralık 2011 tarihinde yayınlanan 139. bölümünde ise daha dikkat çekici bir sahneye yer verildiği saptandı. İlgili sahnede Kazım Kaşifoğlu karakterinin spor yaptıktan sonra nabzının yüksek olduğunu belirttiği, duş aldığı ve sonrasında "Kara" karakteri tarafından koluna şırıngayla hava enjekte edilerek öldürüldüğü ekranlara yansıdı.
17 Mayıs 2012 tarihinde yayınlanan 159. bölümdeki bir mezarlık sahnesinde "ERDOĞAN" yazılı mezar taşının ekrana getirildiği tespit edildi.
Ayrıca dizinin 04 Şubat 2010 tarihli 79. bölümünde "34 FG 7061" plakalı aracın görüntülendiği, 2014 yılında yayınlanan 202. Bölümde ise o tarihte örgütün parolası olduğu henüz bilinmeyen 1 Dolar’ın görüntülenmesi kayıtlara geçti.
Bu kadar benzerlik asla tesadüfle açıklanamaz.
Bunun adı tesadüf değil, ihanettir.
Onların tesadüf dedikleri ihanet örnekleri bunlarla da sınırlı değil.
Milliyet Gazetesinden Ali Eyüboğlu’ndan öğrendiğimize göre; Darbe kalkışmasından bir ay sonra ‘Kurtlar Vadisi’nin Polat Alemdar’ı Necati Şaşmaz, “15 Temmuz darbe girişimini dizi veya sinema filmi olarak yansıtmamızı arzulayan kamuoyunun yoğun isteğini değerlendiren şirketimiz ‘Kurtlar Vadisi Darbe’ sinema filmini yapmaya karar vermiştir.” Açıklaması yaptı
Oysa Pana Film, Türk Patent Enstitüsü’nden ‘Kurtlar Vadisi Darbe’nin patentini ve kurtlarvadisidarbe.com’un domain hakkını 24 Mayıs 2016’da almış.
Bunun üzerine Ali Eyüboğlu 16 Ağustos 2016’da, “Necati Şaşmaz, ‘Darbe’nin patentini iki ay önce aldı” diye yazmış.
Pana film darbe olacağını nereden biliyordu?
Kulaklarına kim fısıldadı?
Osman Sınav gibi bir ustayı bu diziyi bırakmaya zorlayan güç(!) nedir?
Osman Sınav’ın uzaklaştırılmasından sonra dizi; Fetö’nün algılarına ve mesajlarına hangi çıkarlar karşılığında hizmet etmiştir?
Savcılık Kurtlar Vadisi dizisinin Fetö bağlantısı incelemek üzere bilirkişi heyeti görevlendirdi.
Bildiklerimizden çok daha fazlasını bu inceleme sonrası öğreniriz.
Sayın Cumhurbaşkanının iradesi ve Sayın Adalet Bakanının kararlı tutumuyla faili meçhul cinayetleri bir bir aydınlatan Yargının, bir vatanseveri itibarsızlaştırarak alçakça katleden hainlere ve o hainlere hizmet eden işbirlikçilere hak ettikleri cezaları vereceğine inancımız tamdır.
Yazımızı Uğur Işılak’ın o çok güzel şarkısının sözleriyle bitirelim.
Yarına kalır kimsenin kalmaz yanına
Kader bir gün hak edenin okur canına