ÇİFTÇİNİN TAPUSU VAR AMA HAKKI YOK!

Anadolu’da bugün binlerce çiftçi aynı sessiz çığlığı atıyor…

Toprak onun…
Tapu onun…
Emeği onun…
Vergiyi o ödüyor…
Mazotu o alıyor…
Gübrenin altında o eziliyor…
Kuraklıkla o savaşıyor…
Borçla o boğuşuyor…

Ama iş krediye gelince bir masa başında iki dudak arasına sıkıştırılıyor:

“Bu tarlaya kredi çıkmaz.”

Neden?

Çünkü bir gün devlet bir yazı gönderiyor…
Köy “tarım reformu uygulama alanı” ilan ediliyor…
Tapulara şerhler işleniyor…

Ve o günden sonra çiftçi şunu yaşamaya başlıyor:

Kendi toprağında yabancı muamelesi!

Bugün Anadolu’nun birçok yerinde insanlar dedesinden kalan tarlaya kredi çekemiyor.
Devletin dağıttığı araziyi almamış…
Kendi alın teriyle ekip biçtiği toprağa sahip…

Ama banka diyor ki:

“Riskli.”

Çiftçi soruyor:

Ben üretirken risk yok da,
kredi isterken mi risk oluyorum?

Mazot olmuş servet…
Gübre fiyatı uçmuş…
Tohum desen ayrı dert…
Elektrik, sulama, işçilik zaten çiftçinin belini kırmış…

Üretici zaten can çekişiyor!

Bir de üstüne:
“Senin tapun teminat sayılmaz”
deniyor.

Peki çiftçi ne yapacak?

Tarlasını mı bırakacak?
Traktörünü mü satsın?
Ekin ekmeden nasıl üretim yapsın?

Bu ülkede çiftçi artık yalnız bırakılmış durumda.

Televizyonlarda “tarım destekleniyor” deniliyor…
Kürsülerde “çiftçi baş tacımız” deniliyor…

Ama gerçekte çiftçi:

  • bankanın kapısında bekliyor,
  • kredi için dosya taşıyor,
  • kendi tapulu malına güvence bulamıyor.

Ve en acısı ne biliyor musunuz?

Kanunların amacı çiftçiyi korumaktı.

Toprak bölünmesin…
Üretim devam etsin…
Köylü toprağından kopmasın…

Ama bugün ortaya çıkan sonuç tam tersidir!

Koruma diye getirilen sistem, üreticiyi kilitlemiştir.

Çiftçi artık toprağının gerçek sahibi gibi hissedemiyor.

Çünkü:

  • satarken sorun,
  • ipotekte sorun,
  • kredide sorun,
  • yatırımda sorun.

Üreten insan cezalandırılıyor!

Bugün köylerde gençler neden tarımdan kaçıyor sanıyorsunuz?

Çünkü insanlar görüyor:

Toprak var ama güvence yok.
Tapu var ama tasarruf yok.
Üretim var ama destek yok.

Çiftçi artık şunu söylüyor:

“Biz bu ülkeye yük değiliz.
Bu ülkenin ekmeğini üreten insanlarız.”

Ama ne yazık ki üreticinin sesi duyulmuyor.

Bir memur yazısı…
Bir banka kararı…
Bir şerh…

Ve yılların emeği bir anda değersiz hale geliyor.

Bu sadece ekonomik mesele değildir.

Bu;

  • emeğin değersizleşmesi,
  • köylünün yalnızlaşması,
  • Anadolu’nun sessizce çökmesidir.

Çünkü çiftçi çökerse:
market çöker,
şehir çöker,
ülke çöker.

Bugün yapılması gereken şey çiftçinin elini bağlamak değil, önünü açmaktır.

Çünkü toprağa küsen çiftçi geri dönmez.