Ankara’daki Çankırı Caddesi nihayet üzerindeki kirli yükten kurtuldu.

Sevgili kardeşim Metin yıllar önce “Keçiören Çankırı Haber” Gazetesinde yazdığı bir yazıyla Ankara’nın Ulus semtindeki kirli işlerin döndüğü mekanların yer aldığı Çankırı Caddesinin isminin değiştirilmesini ya da bu caddedeki sözde eğlence mekanlarının kapatılmasını istemişti.

Bu çok haklı talebe, Çankırı sivil toplum örgütleri ve siyasi partilerden hiçbir destek verilmedi, daha doğrusu kimse bunu dert edinmedi.

O zaman hayatta olan Gazeteci Nihat Genç Leman Dergisinde “adamın derdine bak” diyerek Metin’i eleştirmişti. (Sonraki süreçte Metin’le bir araya gelen Nihat Genç meselenin aslını anlamış ve aralarında uzlaşma sağlanmıştı)

Genellikle resmi toplantılarda, bayramda seyranda iki süslü lafla Çankırı sevdasından bahsedilerek vefa görevi yerine getirildiği için Çankırı caddesindeki kirli yapılarla uğraşmak kimsenin işine gelmiyordu.

Hem gözünüzü kapattığınızda bu çirkinlikler görünmüyor ve ortada bir sorun da kalmıyordu.

Yıllarca Ankara’da Çankırı günleri yapıldı, sivil toplum örgütleri toplantılar düzenledi ama kimse bu konuda kayda değer bir tepki/çaba göstermediğinden, Çankırı Caddesindeki içki, kumar, uyuşturucu ve fuhuş merkezleri faaliyetlerini sürdürdüler.

Binlerce azgın teke sattıkları evlerinin, tarlalarının, arabalarının paralarını bu mekanlarda bir gecede kaybettiler.

Adları eğlence mekânı idi ama yapılanlar eğlence ile kamufle edilmiş pis işlerdi.

Her gece bu mekanlarda yaşanan adli vakalar ertesi gün medyada; “Çankırı Caddesinde bulunan filanca mekânda çıkan olayda” başlıklarıyla haber oldu.

Aslında mesele sadece Çankırı ile de ilgili değildi.

Hacı Bayram Veli Hazretlerinin Türbesinin ve Camisinin, ilk TBMM’nin yanı başındaki bu mekanların Ankara’nın tarihi semtin Ulus’ta adeta habis bir ur gibi yer almaları yıllardır kimseyi rahatsız etmedi.

Bırakın rahatsız etmeyi fuhuş, müstehcenlik, uyuşturucu ve çocuk istismarına aracılık eden bu sözde eğlence mekanları yakın geçmişte kapılarında tavlanan delegelerle parti yönetimini ele geçirenler için bir demokrasi(!) mabedi(!) olarak görülecek kadar itibar gördü.

Neyse ki yılların ihmali son buldu ve vatandaşın huzurunu sağlamak ve aile yapısını korumak adına 'Ailem Güvende' adı verilen operasyonlar kapsamında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde denetlenen çevre ve görüntü kirliliği oluşturan eğlence mekânları, süresiz olarak kapatıldı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, süresiz mühürlenen işletmelere ilişkin adli ve idari süreçlerin çok yönlü olarak sürdürüldüğünü bildirdi.

Soruşturma dosyasında ayrıca fuhuş, müstehcenlik, uyuşturucu ve çocuk istismarı iddialarına yönelik somut delillerin elde edildiği 38 eğlence yeri kapatılırken, genel güvenlik ve asayiş bakımından sakıncalı olduğu bildirilen dört yapı da Altındağ Belediyesi ekiplerince yıkıldı.

Böylece Çankırı’mızın adına yakışmayan o kirli görüntüler ortadan kaldırılırken sevgili kardeşim Metin’in yıllar önce dile getirdiği haklı tepkisi de karşılık bulmuş oldu.

Ankara’da yaşayan bir Çankırılı olarak her geçtiğimde içimin sızladığı o rezil mekanların kaldırılmasına yönelik iradeyi ortaya koyan ve gereğini yapan Ankara C. Başsavcılığına ve İçişleri Bakanımıza teşekkür ediyorum.

Pavyonların kapatılmasının demokrasiye vurulmuş bir darbe olduğunu düşünenler Ankara’nın muhtelif semtlerindeki eğlence(!) mekanlarının pavyonlarının hizmetlerinden yararlanabilirler.

Sonuç itibariyle Çankırı caddesindeki pavyonlar kapatıldı.

Oldu ya delege tavlanacak pavyon kalmadı.

Dert değil. Beş yıldızlı oteller, ultra lüks yatlar ve de gökyüzünde pavyon hizmeti veren her türlü konforu taşıyan jetler ne güne duruyor?

Eko sistemin arkanızda duran devasa efektif gücü varken size her yer pavyon..

"Koviy misin ağam?"

"Kovmirem ulan kovmirem! Var mı diyeceğin?"

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel Fon vurgunu ile ilgili olarak TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada partisinin milletvekillerine seslenerek ellerindeki her türlü bilgiyi ve belgeyi kamuoyuyla paylaşmalarını, bilgilerin doğruluğunun ya da yanlışlığının tartışılma yerinin iddiaların muhatapları olduğunu belirterek, "Koyacaksınız ortaya, doğru mu yanlış mı onlar söyleyecek." demişti.

Bu; “gerçek olup olmadığına bakmadan kulağınıza fısıldanan her şeyi dillendirin, masum olan kendisi ispatlasın ya da çamur at izi kalsın” demekti.

Genel başkanından ilham alan İzmir Milletvekili Ümit Özlale Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mühinur Göktaş’ın babası ile Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın adlarının fon vurgununa karıştığını iddia etmiş, bununla da yetinmemiş 6 sene önce bakanlık görevinden ayrılan Berat Albayrak’ı fon vurgunuyla ilişkilendirmeye kalkmıştı.

Her iki bakan ve Berat Albayrak’ın avukatı açıklama yaparak iddianın gerçek olmadığını belirttiler ve Savcılığa suç duyurusunda bulundular.

Özgür Özel Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Göktaş’ın Fon vurgunuyla ilgisi olmayan ve isim benzerliği nedeniyle iftira atılan babasından özür dilerken Ümit Özlale iftira atmaktan utanmak bir yana, bakana piar yapma fırsatı verdiğini söyleyecek kadar pişkin bir tavır sergilemişti.

Milletvekili filan olmaya gerek yok ortalama ahlak sahibi herkesin bilmesi gereken bir gerçek vardır ki iddia eden, iddiasını ispatlamak zorundadır ilkesi, Roma hukukundan günümüze gelen en temel evrensel hukuk hükmüdür.

Türk hukuk sisteminde bu ilke, Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesinde ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 190. maddesinde "İspat Yükü" başlığı altında düzenlenmiştir.

İddiasını ispat edemeyene de müfteri denildiğini ve bu eylemin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 267. maddesinde "İftira Suçu" olarak nitelendiğini bilmek için hukuk okumaya filan gerek yok, sınırda zekâ ve ortalama ahlak yeterlidir.

Müfterinin sadece müfteri olmadığını Napolyon’un; “ikiyüzlülüğü, dalkavukluğu beceren; iftirayı da becerir” sözlerinden anlıyoruz.

Sizin anlayacağınız üçü birada ama bu kahve değil.

Eğer ortada bir iftira varsa yanında bonus olarak ikiyüzlülük ve dalkavukluğun bulunması müfterinin(!) karakteri hakkında bilgi sahibi olmamızı da kolaylaştırıyor.

Şimdi buraya bir nokta koyup devam edelim.

Yolsuzluk, kara para aklama ve gizli ortaklık iddialarıyla gündeme gelen Yeni Parti Milletvekili Mustafa Sarıgül'ün yakın koruması Beşir Ömer Demir’in savcılığa verdiği ifadesinde şunları söylüyor.

“Mustafa Sarıgül ile tanıştıktan sonra iletişimim devam etti. 2015 yılında aktif olarak ekibinde çalışmaya başladım. 2020 yılında askere gidip geldikten sonra ise evlendim. Evliliğimde de nikâh şahidi Mustafa Sarıgül’dür.

Mustafa Sarıgül ile tarafıma ait görüntüler 2024 yılında basına yansıdı. 2021 yılından itibaren Mustafa Sarıgül’ün tarafıma çok sayıda cinsel amaçlı müdahalesi oldu. Tüm bu cinsel saldırı müdahaleleri konusunda korktuğumdan ve bakmakla yükümlü olduğum ailem olduğundan şikâyetçi olamadım.

2024 yılında da görüntüler çıktıktan sonra Mustafa Sarıgül’ün avukatları tarafından düzenlenen evrakın içeriğinde de Mustafa Sarıgül hakkında konuşursam 100.000 Euro cezai şart ödeyeceğim belirten kâğıdı imzaladığımdan dolayı konuşamadım.

Mustafa Sarıgül’ün üç yıl sayısız kere cinsel saldırısına maruz kaldım. İtibarım zedelendiğinden, intiharı düşündüğümden dolayı avukatı tarafından 150.000 dolar çocuğumun geleceği için para ödendi. Mustafa Sarıgül milletvekili olup YENİ Parti’de güçlü bir siyasetçi olduğundan dolayı bu olayların gerçekliği ortaya çıkmadı.

Mustafa Sarıgül, fiili müdahalelerde bazen vücuduma dokunurdu, bazen de vücudumu öpmek isterdi.

İstanbul’daki evi Platin Konutları’nda ve Ankara’daki Angora Evleri’nde sayısız kere cinsel saldırısı olmuştur. Bu olaylar ile ilgili (HTS) bazlarıma bakıldığında ortaya çıkacaktır. Ayrıca basına yansıyan video incelendiğinde mağduriyetim ortaya çıkacaktır.

Mustafa Sarıgül’ün tarafıma yaşattığı cinsel saldırılar kendi rızam ile gerçekleşmedi. Korktuğumdan dolayı zevk almadığım olaylara karşılık vermedim. Bir bakıma kendisinin zevk aldığı, benim mağdur olduğum ilişkiler yaşandı."

Sarıgül ailesinin mal varlığına ilişkin yürütülen soruşturmada tutuklu bulunan Emir Sarıgül, ek ifadesinde Özgür Özel ile 6-7 milletvekilinin Ankara Ümitköy’de bir restoranda yemek yediği sırada, babası Mustafa Sarıgül’ün restoranın önünde park halindeki Özel’in aracının arka kısmına 250 bin dolar bıraktığını, bu bilgiyi babasından duyduğunu, ikinci para teslimatının ailenin Ankara’daki evinde verilen bir yemekte yapıldığını, babasının isteği üzerine İstinye Park’taki bir mağazadan 2 şal aldığını, babasının 100 bin doları bu şalların bulunduğu hediye paketinin içine gizlediğini paketin yemeğe davetli olan Özel’e verildiğini ertesi gün babasından öğrendiğini söyledi.

Bunlar dedikodu değil bizzat muhatapların ve açık tanıkların beyanları.

Şimdi yine başa dönelim.

Fon vurgunu ile ilgili olarak sapla samanı ayırt etmeden suçlama yapılması talimatı veren Özgür Özel "Koyacaksınız ortaya, doğru mu yanlış mı onlar söyleyecek” demişti.

Ama iş Mustafa Sarıgül ile ilgili olarak mağdurlar tarafından dile getirilen son derece ağır iddialara gelince keskin bir U dönüşü yaparak şunları söyledi.

“Mustafa Sarıgül bana büyük bir kumpasa, büyük bir haksızlığa uğradığını söyledi.
Kendisi bunların tamamen iftira olduğunu, büyük bir haksızlığa uğradığını son derece dramatik bir şekilde, gözyaşlarına hâkim olamayarak anlattı. Gerçekten ben de içinde bulunduğu durumu gördüm. Zor bir durum. Haklıyı haksızı, gerçeği duymadan veya gerçek ifadeleri görmeden bir şey diyemeyiz.”

Ama fon meselesinde haklıyı haksızı, gerçeği duymadan ve görmeden bir şey diyemeyiz demiyordu.

Hani kanıt olsun olmasın kulaklara fısıldananlar ortaya konulacak haklı olan kendisi ispatlayacaktı?”

Ne oldu?

Kendilerine gelince sevdanın yolları, başkalarını gelince kurşunlar.

Ucuz etin yahnisi ucuz siyasetin de memlekete faydası olmaz.

Neden Ümit Özlale iftira atmasına rağmen, partisi gerçeği duymadan ve görmeden bir şey diyemeyiz diyerek Ümit Özlale hakkında disiplin işlemi yapılmadı ve iftiraya göz yumdu?

Sarıgül hakkındaki para ve taciz iddiaları birkaç yıldır gündemdeydi.

Ama nedense bu çok ağır iddialar partisi için bir sorun teşkil etmiyordu ki Yeni Parti kurucusu bile oldu.

Başkalarına ahlak ve fazilet dersi verenler Sarıgül ile ilgili iddiaları özel hayat diyerek görmezden geldiler.

Savcılık soruşturma başlatınca önce kumpas dediler, baktılar ki işin aslı çok vahim parti üyeliğinin askıya alınması isteğine saygı duyarak olumlu karşıladılar.

Sonra baktılar ki iş saygı duyulmakla kapanacak gibi değil, Sarıgül’ün partiden istifa etmesinde anlaştılar. Onca vahim iddiaya rağmen partiden kovamadılar.

1978 yapımı Kibar Feyzo filminde Maho ağa (Şener Şen) ile Kibar Feyzo (Kemal Sunal) arasında geçen o unutulmaz replik hallerini ne güzel anlatıyor

Kibar Feyzo ; "Koviy misin ağam?"

Maho Ağa : "Kovmirem ulan kovmirem! Var mı diyeceğin?"

Sizce niye kovamadıkları oğul Emir Sarıgül’ün ifadelerinden anlaşılmıyor mu?