Foncular vurgun yaparken, denetlemekle görevli olanlar uyuyor muydu?
Bu millete rahat yüzü göstermemeye yeminli ve bir türlü doymak bilmeyen azgın bir azgın azınlık var.
Bunlar ülkenin her türlü nimetinden kepçeyle kürekle yararlanırlar ama iş külfete gelince bir gramlık katkıları olmadığı gibi faturayı hep millete ödetmeye kalkarlar.
Fon krizi de azgın azınlığın vurgun hırslarından kaynaklandı.
Mütevazi birikimleriyle yatırım yapmaya çalışan küçük tasarruf sahipleri meze olarak kullanılırken, denetlemekle görevli olanların derin uykuya dalmaları nedeniyle vurguncular servetlerine servet kattılar.
Bu filmin benzerini geçmişteki banker krizinde de görmüştük.
Piyasa şartlarıyla açıklanamayacak çok yüksek faizlerle girişi sağlanan sıcak paranın kesilmesiyle kriz patlak vermişti.
Gündemdeki krizde böyle başladı.
Pusula Portföy fonlarından 28 Ağustos’tan sonra yaklaşık 132,7 milyar TL’lik çıkış talebi geldi. Pusula, 15 Eylül’de bazı fonlarında yatırımcılara yapılması gereken iade ödemelerinde temerrüde düştüğünü açıkladı. Ardından Tera Portföy’de de iki fonda benzer ödeme problemi ortaya çıktı. Bu durum satış baskısını artırdı ancak binlerce kişi de hissesini satamamaya başladı. Çünkü söz konusu fonlar ve işlem yapılan şirketler olağanüstü büyümüş, sahip olmadıkları halde şişirilerek yüksek hisse değerlerine sahip gibi gösterilmişti.
Peki, bütün bu kirli işler pervasızca yapılırken, onları denetlemekle görevli kurumların yöneticileri ne yapıyorlardı?
Oturdukları koltuk onlara keyif yapsınlar diye mi verildi?
Bu ihmallerinin bedeli denetlemekle görevli ve yetkililere en ağır bir şekilde ödettirilmelidir.
Geliyorum diyen skandal patlak verdikten sonra SPK 17 Eylül’de yedi portföy yönetim şirketinin TEFAS’ta işlem gören fonlarında alım-satımı durdurdu ve tasfiye sürecini başlattı, 131 fon da tasfiye kapsamına alındı.
Sermaye Piyasası Kurulu’ndan yapılan açıklamada, 17 Eylül tarihinde tasfiye kararı verilen 131 fondaki tekil yatırımcı sayısının 455 bin 758 kişi olduğu bildirildi.
SPK, temel finansal büyüklüklerle açıklanamayan fiyat hareketleri nedeniyle 28 Ağustos’ta yeni yatırım fonu rehberi hazırladı ama çok geç kaldı.
Oysa Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, 4 Kasım 2025’te “Özellikle bazı fonlar üzerinden manipülasyonların yapıldığını biliyoruz” açıklamasını yapmasına rağmen SPK’nın 9 ay sonra harekete geçmesinin Fon vurguncularının motivasyon kaynağı olduğu anlaşılıyor.
TEFAS verilerine göre Bakan Şimşek’in açıklamayı yaptığı tarihte 131 fonda 297 milyar lira varken Eylül 2026’da bu büyüklük 800 milyarın üzerine çıkmış.
Aradaki farkın 500 milyardan fazla olması vurgunun ve ihmalin büyüklüğünü gösteriyor.
Örneğin; TLY fonu 2021’den günümüze 524 kat arttı.
Yani o gün 1 milyon lira yatıran birinin parası, Ağustos 2026’da 524 milyona çıktı.
Bu vahşi artışın makul bir açıklaması olabilir mi?
Ortada böylesine büyük bir vurgun olmasına rağmen süslü makam odalarının muhterem yöneticileri bunu neden görmediler?
Söylemeye dilim varmıyor ama acaba diyorum, onlarda mı fırsattan istifade ettiler?
Akın Gürlek’in İstanbul Başsavcılığı döneminde SPK’na yazılan 26 Şubat 2025 tarihli yazıda borsadaki manipülasyon ve 19 Ağustos 2026 tarihli müzekkerede fonlarda 100 kata varan anormal fiyat hareketleri isim isim yazılmışken SPK neden gereğini yapmadı, dolandırıcıların para ve mallarını yurtdışına kaçırmasına fırsat verdi?
Başsavcılık, “soruşturmanın gizli yürütülmesi” gerektiğini belirterek, SPK tarafından yapılacak incelemeler sonucunda elde edilecek tüm bilgi ve belgelerin de ivedilikle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesini istedi ama gizli yürütülmesi istenen soruşturma sızdı ya da sızdırıldı ve son bir ayda fonlardan çıkan vurguncular yüklü miktarlarda para ve mallarını yurtdışına kaçırdılar.
Fon soruşturması kapsamında 8 Nisan 2022- 18 Nisan 2026 arasındaki dört yıllık dönemde SPK Başkanlığı yapan Ömer Gönül, “şüpheli” sıfatıyla çağrıldığı ifadeye gitmeden önce Hürriyet Gazetesinden ’ten Musa Kesler’e yaptığı açıklamada; “Biz kendi dönemimizde gereken denetimleri yaptık. Adı geçen fonlardan bazılarına para cezası da kestik. "Manipülasyonun veya kural dışı bir hareketin gözden kaçması olmaz. Tabii hiçbir şey yüzde 100 de değildir. Ayrıca öncelikle delillendirmek gerekir. Halk teveccüh eder de bir hisseye yığılma olursa onu hemen ‘manipülasyon’ olarak sınıflandıramayız." Demişti ama gördüğümüz kadarıyla ortada halk yok vurguncu var, teveccüh yok saldırma var, yığılma yok dümen var.
Şüpheli sıfatıyla ifadesi alındıktan sonra Başsavcılık, yatırım fonlarının denetiminde görev ve sorumluluklarını yerine getirmediğine ilişkin “açık ve yeterli emareler” bulunduğunu belirttiği SPK eski Başkanı İbrahim Ömer Gönül hakkında “görevi kötüye kullanma” suçundan soruşturma izni verilmesi için Hazine ve Maliye Bakanlığı'na başvurdu.
Maliye Bakanlığı da Müfettiş görevlendirerek süreci başlattı.
****
Soruşturma kapsamında tutuklanan Pusula Portföy Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Yarız’ın İsviçre’deki bir hesaba yaklaşık 25 milyon euro transfer ettiği, Serdar Turhan’ın İsviçre’deki bir hesaba 15 milyon dolar gönderdiği, Yarız’ın hesabıyla İsviçre’deki Edmond de Rothschild Bankası’ndaki bir hesap arasında 1 Eylül’de yaklaşık 2,889 milyar TL tutarında transfer gerçekleştiği ortaya çıktı.
(Vurgunun baş aktörü Tera Holding fon skandalı patlamadan 3 hafta önce borsa spekülatörü İngiliz etki ajanı Timothy Ash'i Bodrum'a getirmiş "Boring People" isimli organizasyon, Yalıkavak'taki MGallery The Bodrum Hotel'de düzenlenmişti. Timothy Ash, o dönem Tera-Peker GYO yönetiminde bulunan Feyzan Ersinan'ın organize ettiği etkinlikte Başkan Erdoğan'ı katil Netanyahu ile bir tutup "Sosyopat" iftirası atmasına rağmen salonda bulunanlar Ash'e tepki göstermek bir yana alkış tutmuşlardı. O sırada Tera Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen de salondaydı. Bu yaşananlar tesadüfle açıklanabilir mi? Öyle anlaşılıyor ki seçim ayarlı bir proje yürütülüyordu ancak Savcılığın meseleye el koymasıyla plan deşifre oldu.)
Daha dünkü çocuk diyebileceğimiz insanların olağanüstü gösterişli hayatları, özel jetler, yatlar ve lüks otomobillere olan düşkünlükleri sorgulanmadan piyasa şartları ile açıklanamayacak yüksek rakamlı getirilerin büyüsüne kapılarak paralarını bu aç kurtlara teslim edenlerin de masum olmadıklarını unutmamak gerekiyor.
*****
14 Eylül’de Pusula Portföy Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Yarız, Bodrum’da savcılığa ifade verdi ve aynı gün sevk edildiği mahkemece tutuklandı.
Soruşturmanın devamında 17 Eylül’de SPK, Tera, Pusula, Hedef, Atlas, A1, Pardus ve Bulls portföy şirketlerinin kurduğu ve TEFAS’ta işlem gören fonlarla ilgili işleme kapatma ve tasfiye kararları aldı.
Soruşturmanın ilk aşamasında Muhammed Yarız’ın yanı sıra Destek Holding A.Ş. sahibi Altunç Kumova, Tera Holding Genel Müdür Yardımcısı İbrahim Bekçi ve Hedef Holding Yönetim Kurulu Başkanı Namık Kemal Gökalp hakkında da tutuklama kararları verildi.
Başsavcılığın 17 Eylül’de MASAK’a gönderdiği yazıyla Pusula Finans Holding, Tera Yatırım, Hedef Holding ve Bulls Yatırım ile bunların bağlı şirketlerinin yöneticilerinin 2024’ten bu yana gerçekleştirdiği para ve kripto varlık transferlerinin incelenmesini istedi. Birinci derece yakınların mali hareketlerinin de araştırılması talep edildi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında, Sermaye Piyasası Kurulu’nun Katılımevim Tasarruf Finansman (KTLEV), Destek Holding ve Hedef Holding paylarındaki işlemlere ilişkin piyasa dolandırıcılığı tespitleri doğrultusunda 22 Eylül’de yeni dalga operasyon düzenlendi. İstanbul ve Aydın’da düzenlenen eş zamanlı operasyonlarda, 15 kişiden 14’ü gözaltına alındı. Bir kişinin de yurtdışında olduğu tespit edildi.
Doğa Sigorta’nın sahibi ve Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Kırmızı ile Tera Holding Yönetim Kurulu üyeleri Bülent Uygun ve Abdülkadir Özkan tutuklandı.
Yazıyı gönderdiğim ana kadar tutuklananların sayısı 85 idi.
Önümüzdeki günlerde gelecek yeni dalga operasyonları ile tutuklanan sayılarının artacağı tahmin ediliyor.
Fon krizi kapsamındaki soruşturmada yer alan fon hesaplarındaki 387 milyon 461 bin 359,86 lira hakkında dondurulma kararı verildi.
Pusula Portföy Yönetimi A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Yarız’a ait 105 milyon lira varlığa el konuldu. Ayrıca QNB Finansbank nezdinde TERA Portföy üzerinden transfer edilmek istendiği tespit edilen 257 milyon lira için de el koyma tedbiri uygulandı.
Tutuklanan Pusula Portföy’ün 28 yaşındaki sahibi Muhammed Yarız ile Tera Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen’e ait olduğu belirlenen 2 özel jete el konuldu.
Özel jetlerin TC-YRZ kuyruk numaralı Bombardier BD-700-1A11 ve TC-TRA kuyruk numaralı Bombardier Learjet 60 tipi olduğu belirlendi.
Ayrıca Pusula patronu Serdar Turhan’a ait olduğu belirlenen "LORETA" isimli 2026 model lüks yata da el konuldu.
El konulan 2 özel jet ile lüks yatın toplam piyasa değerinin yaklaşık 1 milyar 8 milyon TL olduğu değerlendiriliyor. NTV
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada tutuklanan Pusula Portföy Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Yarız'a ait toplam piyasa değerinin 200 milyon lira civarında olduğu öğrenilen McLaren, Bentley, Rolls-Royce, Maybach ve Audi marka araçların ilk operasyonun yapıldığı tarihten hemen önce 7-8 Eylül tarihlerinde dört faklı kişiye toplam 26 bin 280 lira taşıt satış bedeli karşılığında devredildiği öğrenildi.
Hakkında el koyma tedbiri uygulanan dört araç muhafaza altına alınırken, Audi Q8 marka aracın yakalanmasına yönelik çalışmaların devam ettiği bildirildi.
Bu arada Cumhurbaşkanlığının koordinesinde ilgili bakanlıkların ve kurumların hızlı müdahale ve tedbirleri, Türkiye Emlak Katılım Bankası’nın, Katılımevim, Birevim ve İktisat Katılım Bankası'nın pay devri için Rekabet Kurumu'na resmi başvurusunu yapmasıyla çözüm odaklı sürecin başlaması ve bir milyon liraya kadar tutarların fon yatırımcılarına ödenecek olmasıyla yaklaşık 400 bin yatırımcının mağduriyetinin giderilecek olması, büyük bir ekonomik kriz umuduyla ellerini ovuşturarak bekleyen finansal akbabalar ve kuyruklarına takılan kifayetsiz muhterislerin kaos beklentilerini boşa çıkardı.
*****
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen fon soruşturmasında kapsamlı bir mali inceleme başlatıldı.
Başsavcılık, 22 Eylül 2026 tarihli yazıyla Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) Genel Müdürlüğünden soruşturma kapsamındaki fonların yatırımcıları ile gerçekleştirilen işlemlere ilişkin ayrıntılı kayıtların gönderilmesini talep etti.
Savcılığın yazısında Pusula Finans Anonim Şirketi, Tera Yatırım Menkul Değerler A.Ş., Hedef Portföy Yönetimi A.Ş., Bulls Yatırım Menkul Değerler A.Ş., A1 Capital Menkul Değerler A.Ş., Atlas Menkul Kıymetler Yatırım Ortaklığı ve Pardus Menkul Kıymetler A.Ş. bağlantılı fonların kayıtlarının incelenmesi istendi.
Soruşturmanın, Türk Ceza Kanunu’nun 282’nci maddesinde düzenlenen suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama ile 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’na muhalefet suçları kapsamında yürütüldüğü belirtildi.
Başsavcılık, yatırımcıların gerçekleştirdiği fon alım ve satım işlemlerinin TL karşılıklarının yanı sıra mevcut hesaplardaki katılma payı değerleri, pay oranları ve benzeri kayıtların gönderilmesini talep ederken özellikle Temmuz, Ağustos ve Eylül 2026 döneminde fonlardan çıkış yapan yatırımcıların adet, tutar ve bakiye bilgilerinin ayrıca tespit edilerek ivedilikle gönderilmesini istedi.
Savcılık, soruşturma kapsamında 46 tüzel kişi, 18 fon ve 42 gerçek kişi olmak üzere (aralarında eski bakan Fatma Betül Sayan Kaya ve Eşi İlyas Kaya da olmak üzerde) toplam 106 kişi ve kuruluş hakkında mal varlığı tedbiri uygulanmasını talep etti. Talep yazısında, ilgili kişilerin sermaye piyasası araçlarının dondurulması, yüksek tutarlı para transferleri ile malvarlığını azaltıcı işlemlerin engellenmesi istendi.
Fon soruşturması kapsamında şarkıcı Mustafa Sandal'ın eşi Melis Sütşurup Sandal ile babası Cihan Sütşurup haklarında yakalama kararı verildi ve mal varlıkları donduruldu.
İlk iddialar Sütşurup'un fonlardan 11.1 milyar TL çektiği yönündeydi. Ancak Sütşurup'un bir fondan çektiği 13 milyar 673 milyon lirayı Tera'nın TLY fonuna yatırarak kısa sürede 2 milyar 355 milyon 287 bin lira daha kazançla(!) toplam 15 milyar 793 milyon liralık vurgun yaptığı öğrenildi. Muhtemelen önceden haber alarak kaçarken parayı da kaçırdı.
Mustafa Sandal’ın; “Müzik dışında hiçbir gelirim yok, eşimle maddi ortaklığım yok! diyerek bu vurgunun bilgisi dışında olduğunu iddia etmesi hayatın olağan akışıyla uyumlu değil.
Çünkü, yaklaşık 16 milyardan yani 571.428 kişinin asgari ücretinden bahsediyoruz.
Kaldı ki Fon soruşturması başlamadan önce Mustafa Sandal’ın aynı günlerde Dubai’de oturum izni almak için başvuru yapması kaçmayı kafalarına koyduklarını gösteriyor.
Eşi milyarlarca lirayı yurtdışına kaçıran Mustafa Sandal, geçtiğimiz yıl savunma sanayii yatırımları için kart harcama limiti 100 bin lira olanlardan yılda bir kereye mahsus 750 (evet sadece yediyüzelli) lira katkı payı alınmasına dair bir çalışma yapıldığında, kendisi için bahşiş olarak bile nitelenemeyecek bu parayı vermemek için kart limitini 99 bin liraya düşürerek utanç verici bir davranış sergilemişti.
Dün 750 lirayı bu devlete çok gören Sandal bugün eşinin yurt dışına kaçırdığı 6 milyarla ilgisi olmadığını söylüyor.
İlgisi yoksa neden daha düne kadar Türkiye’ye gelmelerini istemediği Arapların ülkesine oturma izni başvurusu yaptı?
Biraz daha sıkıştırsalar; “beni zorla evlendirdiler”, “Ben MelisSütşurupla mı evlenmişim, bunu ilk kez sizden duyuyorum”, “vay canına eşimin o kadar parası mı varmış?” diyebilir.
Kendisinin yıllar öce yaptığı şarkısında yer alan; “kız seni alan yaşadı, dertlerini boşadı ” sözleri bugünlere hazırlıklı olduğunu gösteriyor.
****
Gelelim Fon krizinin bir diğer önemli ismine.
Eski Bakan ve Ak Parti Sosyal Politikalardan sorumlu genel başkan yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya'nın geçtiğimiz Nisan ayında Özata Denizcilik hisselerinden yaklaşık 63,4 milyon TL'lik alım yaptığı, eylül ayında bu hisseleri 1,34 milyar TL'ye sattığı, eşi İlyas Kaya'nın da aynı şirkete 99,7 milyon TL yatırıp, hisselerini 826 milyon TL'ye sattığı, Çiftin toplamda yaklaşık 163 milyon TL yatırım karşılığında 2,17 milyar TL kazanç sağladıkları tespit edildi.
Çok genç yaşta önü açılarak milletvekili ve bakanlık yapması sağlanan ve sonrasında da genel başkan yardımcısı olarak siyasi hayatını sürdüren birisine bu vurgun yakışıyor mu?
Yardımcısı olduğu genel başkanının; “Milletin hakkına ve birikimine el uzatan kim varsa karşısında doğrudan bizi bulur, bunu yapan hiç kimseye müsamaha göstermeyeceğiz” uyarılarına rağmen para hırsına yenik düşen ve kendisine güvenen genel Başkanına ve partililerine ihanet eden Betül Sayan bu ihanetinin bedelini en ağır bir şekilde ödemelidir.
Bu saatten sonra parayı iade etmesi, pişman olması bir anlam ifade etmez.
Çünkü dinen, ahlaken ve siyaseten asla yapmaması gerekeni yapmıştır, bu nedenle de sonuçlarına katlanmak zorundadır.
Sevgili Peygamberimizin (sav) aşağıdaki hadislerdeki uyarılarını neden dikkate almadı?
"Hayber Savaşı günü Resulullah’ın (s.a.v.) ashabından birkaç kişi gelerek 'Filan şehit, filan da şehittir!' dediler. Nihayet bir adamın yanından geçerek 'Bu da şehittir!' dediler. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
'Hayır! Ben onu, ganimetten (kamu malından) aşırdığı bir hırka yahut bir aba içinde cehennemde gördüm.'" (Müslim, Îmân 182; Dârimî, Siyer 48)
Abdullah b. Büreyde’nin babasından naklettiğine göre Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Kimi bir göreve tayin edip ona bir ücret verdiysek, onun bu ücret dışında (haksızca) aldığı her şey hainliktir (ğulûldür)." (Ebû Dâvûd, Harâc 9-10)
Adî b. Amîra el-Kindî (r.a.) rivayet ediyor: "Hz. Peygamber’in (s.a.v.) şöyle buyurduğunu işittim:
"Sizden kimi bir işe memur tayin ederiz de o bizden bir iğneyi yahut ondan daha küçük bir şeyi gizlerse, bu bir hıyanet olur ve kıyamet günü o malı kendi sırtında getirir." (Müslim, İmâre 30)
Asgari ücretle geçim mücadelesi vermelerine rağmen harama bulaşmayan insanların hayal kırıklığını, öfkesini nasıl dindirecek?
Hepsi bir yana onu genç yaştan itibaren destekleyerek bir sürü insanın hayalindeki makamlar getiren Sayın Cumhurbaşkanının hakkını nasıl ödeyecek?
Meseleye bizzat el koyan Sayın Cumhurbaşkanı, kimsenin hakkının yenilmesine göz yumulmayacağının ve sorumlulardan hesap sorulacağını, bu konuda milletin gönlünün rahat olmasını söyledi.
Biz onun sözünü yerine getireceğine ve gerekeni yapacağına inanıyoruz.
Bir yılı aşkın bir süredir her gün yeni bir rüşvet operasyonuyla ve uçkur rezaletleriyle gündeme gelen; tropik adalarda, otellerde, yatlarda ve jetlerde rüşvet ve haraç paralarıyla alemlere dalan, çocukları yaşlardaki kızlardan harem kuran, metreslerini belediyelerde istihdam eden, mavi valizlerde, siyah sırt çantalarında haraçlar alanların, değeri 2 milyar olan üç villayı 15 milyon gibi mütevazi bir ilçede mütevazi daire fiyatına alıp üstüne manzarası kapanmasın diyerek belediye bütçesinden 160 milyon verip kamulaştıran, tespit edilebilen mali tutarı 560 milyon lira olan bir yolsuzluğa imza atan, ruhsat, imar ve iskan başta olmak üzere belediye iznine tabi uygulamaları birer çıkar aracına çevirdikleri, devam etmekte olan dava dosyalarından ortaya çıkan rüşvetçilerin namuslarına kefil olup, alınlarından öpenlerin ve onlarla gurur duyanların fon vurgunuyla ilgili sözlerinde samimiyet yoktur.
Bir yanda eski bakanı da dahil olmak üzere vurguna karışan ve görevlerine yapmayan herkese hesap sormakta ve vatandaşın cebine dokunmadan mağdurların haklarını ödemeye kararlı bir zihniyet, diğer yanda neredeyse bedavaya konduğu üç villası 2 milyar olan ve kurduğu eko sisteme akıtılan rüşvetler; dekontlar, HTS kayıtları, kamera görüntüleri ve yetmişe yakın tanık/mağdur tarafından itiraf edilen lise diplomalı birisini cumhurbaşkanı adayı olarak ilan eden bir zihniyet.
Sizce hangisi inandırıcı?