Karadeniz; bakıp İsrail’in bayrağına mı çırpınacak?
Azerbaycan Cumhurbaşkanı ve Yeni Azerbaycan Partisi (YAP) Genel Başkanı İlham Aliyev, 2 Ekim’de Bakü’deki Haydar Aliyev Merkezi’nde partisinin 8. Kurultayı’nda yaptığı konuşmada; Azerbaycan güçlendikçe ve daha bağımsız bir dış politika izledikçe ülkesine yönelik baskıların artacağını ancak Azerbaycan’a yönelen hiçbir girişimi karşılıksız bırakmayacaklarını belirterek; “Herkes yerini bilsin, bizim işlerimize karışmasın, yaşam tarzımıza burnunu sokmasın ve bize yol göstermesin. Herkes kendi halkının ve devletinin derdine düşsün.” İfadelerini kullandı.
Dış politika stratejisinin de bu yaklaşım doğrultusunda şekillenmesi ve ülkenin iç işlerine müdahaleye izin vermeyecek biçimde yürütülmesi gerektiğini söyleyen Aliyev’in, “Bizim kimsenin yardımına da himayesine de ihtiyacımız yok. Ne aldıysak parayla aldık. Bütün silahları da parayla, dünya fiyatına aldık, bu alımlarda herhangi bir indirim yapılmadığı gibi, bazı durumlarda silahların dünya fiyatının üzerinde bedellerle satıldı, 2020’deki İkinci Karabağ Savaşı’ndaki askeri başarının da “tek başına” elde ettik” sözlerinin muhatabının Türkiye olduğu çok açıktır.
Karabağ’daki askeri başarıda Türkiye’den başka hiçbir devlet yanlarında olmadığına göre Aliyev’in kibirli dilinin hedefi Türkiye’dir.
Türkiye, 2020 yılında yaşanan İkinci Dağlık Karabağ Savaşı boyunca Azerbaycan’a siyasi, askeri ve diplomatik alanlarda güçlü ve açık bir destek vermiş, savaşın başından itibaren Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü savunmuş ve "Tek millet, iki devlet" anlayışıyla her platformda Azerbaycan'ın yanında durduğunu açıklamıştır.
Karabağ’ın kurtarıldığı 44 gün savaşında Türkiye’nin Azerbaycan’a sağladığı askeri iş birliği, özellikle Bayraktar TB2 insansız hava araçları (İHA) ve silahlı insansız hava araçları (SİHA) ile diğer savunma sanayi ürünlerinin savaşın seyrini değiştirmesi Azerbaycan ordusuna önemli bir üstünlük sağlamıştır.
Hal böyle iken, Azerbaycan’ın en çok ihtiyaç duyduğu ve hiçbir ülkenin destek vermediği bir dönemde onlara silah ve mühimmat satması ve stratejik destek vermesi sıradan bir olay mıdır?
Aralarının çok iyi olduğu İsrail neden Azerbaycan’a ihtiyacı olan silah ve mühimmatı satmamış ve neden yıllardır işgal altındaki Karabağ’ın kurtarılması için askeri/stratejik destek vermemiştir?
Türkiye; Karabağ’ı biz kurtardık demiyor, başarıyı kendisine mal etmiyor, Azerbaycan’ın coşkusunu paylaşıyor ve ihtiyaç duydukları her zaman kardeş Azerbaycan’ın yanında olduğunu söylüyor, bölgede barışın hâkim olması için çaba gösteriyor.
16 Ağustos 2010'da, Bakü'de iki ülke arasında imzalanan "Stratejik Ortaklık ve Karşılıklı Yardım Anlaşmasıyla "Taraflardan biri, bir üçüncü ülke veya bir grup ülke tarafından silahlı saldırı veya askeri tecavüze maruz kaldığında, Taraflar, BM Şartının 51. maddesinin tanıdığı bireysel veya ortak meşru savunma hakkının hayata geçirilmesi için askeri imkan ve kabiliyetlerinin kullanılması da dahil mevcut olanakları çerçevesinde gerekli bütün önlemlerin alınması amacıyla birbirine karşılıklı yardımda bulunmak hususunda mutabık kalmadılar mı?
Dün stratejik ortaklık yaptıkları, Karabağ zaferini birlikte kutladıkları Türkiye bugün ne oldu da içişlerine burnunu sokan bir ülke oldu?
****
Aliyev’in kibirli bir dille Türkiye’ye laf yetiştirmesinin sebebi okullarda uygulamaya koydukları başörtüsü yasağına Türkiye’den yöneltilen eleştiriler olduğu anlaşılsa da bu eleştiriler devlet ve hükümet düzeyinde olmayıp, ağırlıklı olarak kişisel ve sivil toplum örgütleri ve önderleri tarafından dile getirilmesine rağmen, böylesine ölçüsüz ve üst düzey tepki gösterilmesinin “İsrail kaynaklı” çabalardan kaynaklandığını söylemek kehanet olmaz.
Okullardaki başörtüsü yasağının, kardeşlik hukukunu bozmak isteyen İsrail’e aradığı fırsatı altın tepsi içinde verdiğini unutmayalım.
Başörtüsü yasağının nelere mal olduğu ve toplumda nasıl bir ayrışma ve travma yarattığını biz ülke olarak yaşadık, gördük ve telafisi mümkün olmayan çok ağır bedeller ödedik.
Oğlu şehit olan anneyi orduevine almamak, asker oğlunu ziyarete giden anneyi nizamiyeden içeri sokmamak, başörtülü kızlarımız için üniversite kapılarında ikna odaları kurarak eğitim haklarını gasp etmek, başörtülü fotoğrafı olan kadınlarla ilgili resmi işlemlerde zorluklar çıkartmak, başörtülüleri aşağılamak ve dışlamak gibi akla hayale gelmeyen dayatmayı laiklik adına yapan ve bu sürecin bin yıl süreceğini söyleyen despotların kimi bugün hayatta yok, kimine bir zamanlar aşağıladıkları başörtülü kadınlar bakıyor, kimini vasi idare ediyor ve kimileri de ancak hasta bezi bağlayarak sokağa çıkabiliyor.
Dün ağızlarından çıkan her söz emir olarak görülenlerin bugün yüzlerine bakan yok.
Öldüklerinde cenaze namazlarını aşağıladıkları din görevlileri kıldırıyor.
Belki bazıları yaptıklarından pişman olsalar da pişmanlıklarının değeri yok.
İşte tam da bu nedenle yüzde doksanı Müslüman olan Azerbaycan’da okullardaki başörtüsü yasağının eleştirilmesi içişlerine karışmak değil kardeşçe uyarmaktır.
Çünkü aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlar beklemek ancak ahmaklara özgüdür.
Ne yani!.. “Aferin ne güzel yapmışsınız başörtülüleri sokağa bile çıkarmayın?” mı deseydik
Bu yasağın ülkede kaos çıkaracağını, asıl düşmanlarının bu yasağı istismar edeceklerini, etkisi uzun yıllar sürecek kin ve nifak tohumları ekileceğini bilmiyorlar mı?
Karabağ’da kimsenin yardımı olmadan tek başımıza biz kazandık dedikleri zaferde şehit olan kahramanların başörtülü kızlarını okul kapılarından geri çevirmekle rejimi güçlenecek mi?
Okul kapılarında gözyaşlarına boğulan küçücük kızlar mı rejimi tehlikeye atıyorlar?
O masum yavruların şehit babaları rejimi korumak için can vermediler mi?
İnsanlar cephede savaşırken ortalıkta görünmeyen laiklik ve laikler işler yoluna girince mi akıllarına geldi?
Ellerini, ayaklarını, gözlerini kaybetmiş gazilerin çocuklarına “başınıza açmazsanız okula giremezsiniz” demek övünülecek bir uygulama mıdır?
Karabağ’da savaşan askerlerinize “önemli olan laikliktir siz şehit bile olsanız kızlarınız başörtüsü ile okula alınmayacaklar” dediniz mi?
Savaşa giderken ya Allah Bismillah savaş bittikten sonra yaşasın laiklik öyle mi?
Ve neden şimdi?
Yıllardır başörtülü öğrencilerle/öğretmenlerle ilgili olarak sorun yaşamayan laikliğiniz neden bugün tehdit altında?
Bu tehdidi(!) kulağınıza Mossad mı fısıldadı?
Türkiye Karabağ sorununu diplomatik yoldan çözebilmek için Ermenistan’la normalleşme politikası başlattığında, Ermenistan işgal ettiği Dağlık Karabağ’dan çekilmeden sınırların açılmasına şiddetle karşı koyarak Bakü Türk Şehitliğindeki bayrağımızı indirdiler ama buna rağmen Türkiye onlara sırtını çevirmedi.
Türkiye’den silahları parasıyla hatta yüksek fiyatla aldıklarını söylüyorlar ama piyasaya bin metreküpünü 120 dolardan verdikleri doğal gazın fiyatını Türkiye için 330 dolara çıkarttıklarında bile, Türkiye bu kardeş kazığını sineye çekti.
Şu anda asrın soykırımcı katil devleti İsrail ile yağlı ballı olmalarına rağmen, Türkiye kardeşlik hatırına sesini çıkartmıyor.
Aliyev’in kardeşim dediği Cumhurbaşkanı Erdoğan Başta Netanyahu denilen alçak olmak üzere her gün İsrailli bakan ve ordu mensuplarının iftira/tehdit ve hakaretlerine maruz kalıyor ama kardeş bildiklerimiz üç maymunu oynuyor.
Asrın en soysuz ve en aşağılık katili Netanyahu’ya verdikleri desteğe, bazı Avrupalı Hristiyan ülkeler İsrail katıldığı için Eurovision şarkı yarışmasını protesto edip katılmazken yüzde doksanı Müslüman ülke olarak bu yarışmaya katılmalarına ve en yüksek oyu İsrail’e vermelerine, soykırımcı katil Netanyahu BM Genel Kurulunda konuşurken yüzden fazla ülke temsilcisi salonu terk ederken, Azerbaycan temsilcisinin salonda kalıp şerefsiz katil Netanyahu’yu dinlemesine rağmen devlet ve hükümet kanadından bir eleştiri yapılmadı.
Ama onlar olumsuz sonuçlarını yaşadığımız için başörtüsü yasağı ile ilgili eleştiri ve uyarıları içişlerine karışmak olarak değerlendirdiler.
Hepsi bir yana en son Asya'da İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı'nın (CICA) 7. Zirvesinin yapıldığı başkent Bakü'ye soykırımcı İsrail’in Cumhurbaşkanı Herzog özel uçakla Türk hava sahasından geçiş izni verilmediği için Azerbaycan havayollarının Bakü–Tel Aviv güzergahında sefer yapan tarifeli bir yolcu uçağıyla Türk hava sahasını kullanarak Azerbaycan’a gitti. Türkiye kardeşlik hatırına müdahale etmedi..
75 bin Filistin’liyi katleden onbinlercesini engelli bırakan, Filistin topraklarını gasp eden asrın en soysuz en aşağılık katili Netanyahu’ya ve İsrail’e destek veren dünyadaki sayılı ülke arasında Azerbaycan’ın da bulunması tam bir utanç nedeni olmasına rağmen devlet ve hükümet kardeşlik hukukunun gereği olarak Azerbaycan yönetimine yönelik eleştirel bir dil kullanmazken, başörtüsü yasağına getirilen eleştiri ve uyarılar nedeniyle İlham Aliyev’in hedefi Türkiye’ye yönelik kibirli sözleri, kardeşliğe yakışmamıştır.
Kardeşlik çift taraflıdır, bir tarafın fedakarlığı ile yürütülecek bir ilişki değildir.
Azerbaycanlı milli şair Ahmet Cevat’ın; Azerbaycan Türklerinin Osmanlı ordusuna ve Türk bayrağına duyduğu sevgiyi anlatmak için yazdığı Çırpınırdın Karadeniz şiirindeki samimiyete ne oldu?
Yoksa, kardeş bildiklerimiz şiiri artık “Çırpınırdı Karadeniz bakıp İsrail’in bayrağına” diyerek mi söylüyorlar?
****
3 Ekim'de İstanbul'daki Azerbaycan Konsolosluğu önünde Özgür Düşünce ve Eğitim Hakları Derneği'nin (Özgür-Der) çağrısıyla toplanan bir grup, basın açıklaması düzenlendi.
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral, 13 Ekim'de sosyal medyada yaptığı açıklamada, "Azerbaycan'da başörtülü öğrencilerin eğitim hakkının engellenmesi kabul edilemez, bu çağda böylesi bir anlayışa asla geçit verilmemelidir!" ifadelerini kullandı.
AKP Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta X'de, "Azerbaycan umarız bu yanlıştan bir an önce döner. Günümüz dünyasına yakışmayan içimizi burkan görüntüler" dedi.
AKP Bursa Milletvekili Müfit Aydın da sosyal medya hesabından, "Azerbaycan, kardeşliğin gereğini yapmalı ve bu uygulamaya derhâl son vermelidir!" açıklamasını yaptı.
Gaziantep Belediye Başkanı Fatma Şahin "Gelin kardeşim, bu yanlıştan dönün" çağrısında bulundu.
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin meclisteki grup toplantısında yaptığı konuşmada; "Sevgili Azerbaycanlı kardeşlerim. Bu acıyı biz yaşadık. Bu acının bitmesi lazım. Kadınların başı açık, başı kapalı diye ayrılması doğru değil.
Türkiye burada çok ağır bir sınavdan geçti. Bizim de burada sorumluluğumuz oldu. Bakın bu sorumluluğu üstlenen bir kişi olarak Azerbaycan'a sesleniyorum. Kadınları bırakın, özgür bırakın kadınları." Uyarısını yaptı.
Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'e hitaben yazdığı bir mektupta uygulamadan vazgeçilmesini diledi.
Ayrıca yerel ve ulusal çapta çeşitli sendika, sivil toplum örgütü ve İslami cemaat temsilcileri de Azerbaycan'ı eleştirdiler.
Demokratik sınırlar içindeki bu eleştirileri iç işlerine karışmak olarak nitelemek çok açık bir samimiyetsizlik göstergesidir.
Yukarıdaki sözlerin hangisinde Azerbaycan’ın içişlerine müdahale vardır?
Devlete ait TV kanalı AzTV, yabancı aktörlerin, ülkenin laik devlet yapısıyla bağdaşmadığını belirttiği Orta Doğu tarzı teokratik bir modeli teşvik ederek Azerbaycan'ı zayıflatmak için dini bir silah olarak kullandığını, ayrıca, ismi açıklanmayan bazı bölge ülkelerini, Azerbaycan içindeki grupları, yetkilileri başörtüsüne ve İslam'a karşıymış gibi gösteren ideolojik bir kampanya yürütmeye teşvik etmekle suçladı.
Bu seneye kadar ülkenin laik devlet yapısıyla bağdaşan başörtüsünün birdenbire Ortadoğu tarzı teokratik bir modeli teşvik ederek Azerbaycan’ı zayıflatacak bir noktaya gelmesi Mossad kurgulu tam bir palavradır
Haklı ve makul eleştiriler yanında özellikle sosyal medyada yalan ve iftiralarla fitne ateşine odun atılmasının sorumlusu da bizzat Aliyev’dir.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (DMM), Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkilere yönelik bazı uluslararası basın yayın organları ve sosyal medya hesaplarında art niyetli içeriklerin iki ülke arasındaki sarsılmaz bağları, stratejik müttefikliği ve “Tek Millet, İki Devlet” anlayışını hedef aldığı belirtildi.
Paylaşımlar, Türkiye ve Azerbaycan arasındaki köklü ilişkileri zedelemeyi ve bölgesel barış ile istikrarı baltalamayı amaçlayan bir algı operasyonu ise Azerbaycan devlet yönetimi buna neden fırsat veriyor?
Yazımı bitirmeden son haberlere bakarken Türkiye'nin Bakü Büyükelçiliği’nin açıklaması ekrana düştü. Azerbaycan medyasında yer alan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ı hedef alan habere sert tepki gösterilen açıklamada, "Sayın Bakanımızın gizli bir görüşme gerçekleştirdiği ve çeşitli talimatlar verdiği yönündeki iddialar kesinlikle doğru değildir." ifadesi kullanılarak İddiaların Azerbaycan halkını Türkiye'ye karşı kışkırtmayı amaçlayan kasıtlı yalanlar olduğunun altı çizildi.
Qafqazinfo haber sitesinde, Fidan'ın Bakü ziyareti kapsamında Türk hayırseverler tarafından kurulan bir vakfı ziyaret ederek orada gizli görüşme gerçekleştirdiği ve birtakım talimatlar verdiği iddia edilmiş ancak fitne ateşine odun atan söz konusu haber daha sonra yayından kaldırılmıştı.
Bir değil, iki değil, üç değil.
Azerbaycan’dan son zamanlarda sistemli ve ısrarlı gerçek dışı provokatif haberler yapılarak Türkiye karşıtı bir algı oluşturulmaya çalışılırken devlet düzeyinde buna göz yumulmasının bir nedeni olmalı.
İnşallah yanılıyoruzdur, ama belli ki Azerbaycan’da Türkiye karşıtı bir iradenin alt yapısı oluşturuluyor.
Tek taraflı kardeşlik olmaz,zoraki kardeşlik te olmaz.
Kimse kusura bakmasın, İsrail’in kayığına binenlerden hiç kardeş olmaz.
HAFTANIN FIKRALARI
Ekrem İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü’ davasının ikinci duruşmasının 36. gününde, tutuklu sanık Ekrem İmamoğlu savunmasında İstiklal Marşı’nın; “Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım! Kükremiş sel gibiyim; bendimi çiğner, aşarım. Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.” Dizelerini okuduktan sonra “Bayılıyorum buna ya. Bayılıyorum yani. Bunu benim için yazdı diyorum biliyor musunuz?” demiş.
****
Aynı duruşmada Adem Soytekin'in; "Cezaevinde avukatlar aracılığıyla şahsımı ciddi baskılarla milletvekilliği teklifi yapılarak, hatta el yazılı Ekrem İmamoğlu'na ait notlar tarafıma okutularak susturulmaya çalışıldım. Hatırladığım notlardan birisi de 'Adem dik dur, bizi satma.' içerikli nottur." şeklinde ifadesi aktarılarak "Siz Adem Bey'e böyle bir not gönderdiniz mi?" sorusu yöneltilen İmamoğlu, "Hatırlamıyorum ama 'dik dur' güzel laf yani, beğendim.
Demişsem demişim ama öyle bir not yazmadım.
Hani durup durmama kendi takdirinde.
Keşke herkes dik dursa, horan dik oynanır bizim orada da.
Belki oradan aklıma gelmiştir." Demiş.