Libya Deniz Yetki Alanları Mutabakatını onayladı, “Mavi vatan masaldır” diyen gafiller dut yemiş bülbüle döndü.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Namık Tan, 27 Temmuz 2024 tarihinde Somali Tezkeresi görüşmeleri sırasında yaptığı konuşmada hükümetin dış politikasını; “Osmanlı'yı ihya hayalleri kurdu, sınır ötesi harekâtlarla yetinmedi, denizaşırı maceralara yeltendi. Bir ara tutturduğu Mavi Vatan masalından, o da koşulların zorlamasıyla, yani ekonominin iflası kapıya dayanınca, neyse ki oldukça çabuk yüz geri etti.” Sözleriyle eleştirirken mavi vatanı masal olarak nitelemişti.

30 Temmuz 2024 tarihinde AKP Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye'nin çıkarlarını savunmak yerine bakıyorsunuz masal diyerek, ülkemizi yayılmacılıkla itham ederek, birilerine göz kırpıyorlar. Milletin verdiği yetkiyi ülkenin menfaatlerini savunmak için değil, Türkiye'nin karşıtlarına selam çakmak için kullanıyorlar. Bunun adı sorumsuzluktur, şuursuzluktur, gaflettir" diyerek malum zihniyetin ihanetini gözler önüne sermişti.

O dönem CHP Genel Başkanı olan Kemal Kılıçdaroğlu da "Libya'da ne işimiz var?" diyerek Türkiye'nin Libya'ya asker göndermesini ve oradaki askeri varlığını eleştirirken Türkiye'nin Libya politikasını "İhvan (Müslüman Kardeşler) endeksli bir dış politika" olarak nitelendirmiş, iktidarın Suriye'deki hatalardan ders çıkarmadığını savunarak Libya tezkerelerine karşı çıkmıştı.(Suriye’de hata değil mükemmel bir dış politika izlendiğini katil Esed’in devrilmesi ve Suriye’nin özgürleşmesinden anlıyoruz. Tarihi yazanlarla tarihi okuyanlar arasındaki fark ne kadar açık değil mi?)

Dönemin Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın 'Libya'da ne işimiz var?' sözünün çok dar bir bakış açısının cümlesi olduğunu ifade ederek (bugünleri görmüş gibi) şunları söylemişti.

"Küreselleşme çağında Misak-ı Milli sınırlarının güvenliği sınırların ötesinde başlar. Yani Türkiye'nin güvenliği, bu çağda Misak-ı Milli sınırlarının ötesinde başlar. Siz hattı geniş çizmezseniz, bu küreselleşme çağında ülkenizin ulusal sınırlarını dahi koruyamazsınız. Biz bunun örneklerini defalarca gördük. Libya birilerine çok uzak gelebilir. Libya bizim deniz komşumuzdur. Libya bizim sadece tarihi bağlarımız olduğu bir yer değil aynı zamanda Kuzey Afrika'nın en belirleyici ülkelerinden biridir. Kuzey Afrika'da bir kriz olduğunda bütün Akdeniz ülkeleri bundan etkilenir Türkiye bundan etkilenir.”

Vizyonsuz ve çapsız siyasilerin yakın geçmişte ne işimiz var? dedikleri Libya’da ne kadar büyük bir iş başardığımız, Türkiye ile Libya arasında 2019'da imzalanan Deniz Yetki Alanları Mutabakatının Libya Temsilciler Meclisi tarafından oy birliğiyle onaylanmasıyla ortaya çıktı.

Hatırlanacağı üzere Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile dönemin Libya Başbakanı Fayiz es-Serrac'ın 27 Kasım 2019'da imzaladığı mutabakat, 7 Aralık 2019'da yürürlüğe girmişti.

Libya Temsilciler Meclisi, Türkiye ile dönemin Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti arasında imzalanan deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin mutabakatı 20 Ekim'de oy birliğiyle kabul etmekle kalmadı, 2020'de mutabakatın onaylanmasını reddeden 1 sayılı karar ile Türkiye'yle siyasi ilişkilerin kesilmesini öngören 6 sayılı kararı da oy birliğiyle iptal etti.

Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Mutabakatı, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki meşru haklarını koruyan ve bölgedeki jeopolitik dengeleri tamamen değiştiren tarihî bir dönüm noktasıdır.

27 Kasım 2019'da imzalanan ve Birleşmiş Milletler (BM) tarafından da tescil edilen bu anlaşmanın önemi şöyle özetlenebilir:

Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), adaların tam kıta sahanlığına sahip olduğu iddiasıyla Türkiye'yi Antalya Körfezi'ne (dar bir alana) hapsetmeyi hedefleyen "Seville Haritası" tezini savunuyordu. Türkiye, Libya ile çizdiği hat sayesinde bu maksimalist iddiaları hukuken ve fiilen geçersiz kılmış, Doğu Akdeniz'deki kuşatma koridorunu parçalamıştır.

Bu mutabakat, Türkiye'nin kendi kıta sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) haklarını uluslararası hukuka uygun bir şekilde yazıya döktüğü ilk bölgesel anlaşmadır.

Böylece Türkiye, Mavi Vatan olarak adlandırdığı deniz sınırlarının batı sınırını netleştirerek Doğu Akdeniz'deki egemenlik haklarını güvenceye almıştır.

Anlaşma, Doğu Akdeniz'in altından geçen İsrail, Mısır ve Kıbrıs gazını Türkiye'yi baypas ederek Avrupa'ya taşımayı hedefleyen EastMed boru hattı projesinin hukuki zeminini de tümüyle ortadan kaldırmıştır.

Çünkü belirlenen sınır hattı, bu projelerin rotasını kesmektedir ve uluslararası hukuka göre Türkiye'nin onayı olmadan bu bölgeden boru hattı geçirilmesi artık mümkün değildir.

Bu mutabakat sayesinde iki ülke Akdeniz'deki doğal kaynaklar üzerinde ortak hak talebinde bulunma imkanına erişmiştir.

Nitekim Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO), bu sınır hattı ve sonrasındaki iş birlikleri kapsamında Libya açıklarındaki deniz bloklarında sismik araştırma ve petrol/doğal gaz ruhsat hakkı kazanarak ticari faaliyetlerin önünü açmıştır.

İmzalandığı dönemde Libya'daki iç bölünmeler nedeniyle doğudaki Bingazi (Hafter) yönetimi anlaşmaya karşı çıkmaktaydı.

Ancak Ekim 2026'da Libya Temsilciler Meclisi'nin mutabakatı oy birliğiyle onaylaması, anlaşmanın artık tüm Libya devlet yapıları nezdinde eksiksiz bir siyasi meşruiyet ve hukuki geçerlilik kazanmasını sağlamıştır.

Bu durum, Yunanistan ve AB'nin "anlaşma meclis onayından geçmediği için geçersizdir" yönündeki tezini de çökertmiştir.

Özetle bu anlaşma; Mısır, İsrail, Yunanistan ve GKRY bloğunun tek taraflı adımlarına karşı Türkiye ve Libya'nın Doğu Akdeniz'deki meşru sınırlarını çizen, bölgede Türkiye'nin onayı olmadan hiçbir enerji projesinin yapılamayacağını ilan eden ülkemizin hak ve çıkarlarını koruyan jeopolitik bir kalkandır.

Yunanistan’ın 2020'de Trablus harekâtında destek verdiği Saddam Hafter’in Anlaşmanın yatırımlar ve uzun vadeli ortaklıklar için daha geniş imkanlar sunduğunu belirtip, “Türkiye ile ilişkilerimizin geliştirilmesi, bölge ve Akdeniz ülkeleriyle iş birliğine yönelik daha geniş bir vizyonun parçasıdır.” diyerek Onaya destek vermesi Libya’nın bir bütün olarak mutabakatın arkasında durduğu gerçeğini göstermesi bakımından değerlidir.

(Libya Ulusal Ordusu Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter, Bingazi'yi ziyaret eden Hakan Fidan ile birlikte. Fotoğraf: AA/ Monşerler bu fotoğrafa iyi baksınlar, bu fotoğraf mavi vatanın masal olmadığını ama kendilerinin gafil birer masalcı olduklarının en net görüntüsüdür).

****

Türkiye’nin ‘Tek Libya’ politikasının Libya’nın her kesiminde karşılık bulması ve özellikle Halife Hafter ve oğullarının nüfuzu altındaki Doğu tarafı ve parlamentonun da Türkiye’yi, istikrarlaştırıcı bir aktör olarak görmesi sinir krizleri geçiren Yunanistan, İsrail ve AB’nin Türkiye’yi Antalya Körfezine hapsetme politikalarının ellerinde patlamasına neden oldu.

Onay kararıyla, ülkenin batısındaki Trablus yönetimi ile doğusundaki siyasi/askeri yapılar arasında Doğu Akdeniz çıkarları konusunda örneğine az rastlanır bir uzlaşı sağlanmıştır.

Meclis, sadece anlaşmayı onaylamakla kalmadı; aynı zamanda 2020 tarihli "anlaşmanın reddi" ve "Türkiye ile siyasi ilişkilerin kesilmesi" yönündeki önceki kararlarını da iptal etti.

2019’da dönemin BM tarafından tanınan Ulusal Mutabakat Hükümeti ile imzalanan ve 2020’de BM nezdinde tescil edilen anlaşma, artık Libya’nın tüm ulusal kurumlarının (parlamentonun) desteğini arkasına alarak sağlam bir hukuki temel üzerine oturdu.

Bu durum, Türkiye’yi Antalya Körfezi’ne sıkıştırmak isteyen bloka karşılık Türkiye-Libya hattının karşılıklı meşruiyetini de güçlendirdi.

Eurasia editörü Ahmed Hahshan; "Türkiye, Doğu Libya'da hayalini kurduğu, arzuladığı ve özlemini çektiği her şeyi neredeyse bedelsiz bir şekilde elde etti" değerlendirmesinde bulunurken ne kadar haklı ise Uluslararası ilişkiler uzmanı Dr. Walid Phares’ın, "Doğu Libya'daki parlamento, Türkiye'nin Akdeniz'de Türkiye'yi Libya'ya bağlayan bir ekonomik bölge oluşturma önerisini kabul etti; bu Ankara için büyük bir zafer" ifadeleri de o kadar haklıdır.

Gerçek “mavi vatan masaldır” diyen şuursuz gafillerin suratlarına bundan daha iyi çarpılamazdı.

****

Libya Petrol ve Gaz Bakanlığının 25 Haziran 2025 tarihli açıklamasına göre, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) ile Libya Ulusal Petrol Kurumu arasında imzalanan mutabakat, dört deniz alanında jeolojik ve jeofizik çalışmalar yapılmasını öngörüyordu. Çalışmalar kapsamında 10 bin kilometre uzunluğunda iki boyutlu sismik araştırma da planlandı.

2026’da ise ruhsat sürecinde yeni bir adım atıldı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, 12 Şubat’ta yaptığı açıklamada TPAO’nun Libya’daki ihalede biri denizde, biri karada olmak üzere iki blokta ruhsat alma hakkı kazandığını duyurdu.

Bayraktar’ın verdiği bilgiye göre TPAO, İspanyol Repsol ile birlikte çalışacağı iki sahada da yüzde 40 pay sahibi olacak. Deniz sahasındaki ortaklar arasında Macar MOL şirketi de bulunuyor.

****

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Libya-Türkiye denizdeki yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin mutabakat muhtırasının onaylanmasını derin bir pişmanlıkla karşıladıklarını belirterek, söz konusu mutabakatın uluslararası deniz hukukuna aykırı olduğunu, anlaşmanın üçüncü devletlerin egemenlik haklarını ihlal ettiğini, bu nedenle geçersiz ve hükümsüz olduğunu iddia etti.

Türkiye ile Libya arasında 2019'da imzalanan deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin mutabakatın Libya Temsilciler Meclisi tarafından onaylanması, Yunan basınında geniş yankı buldu. Karar Ankara'nın diplomatik başarısı olarak değerlendirilirken Türkiye'nin Libya'daki etkisini artırdığına dikkat çekildi. Banking News, Libya Temsilciler Meclisi'nin kararını 'Büyük ulusal yenilgi' başlığıyla duyurdu. Haberde, bu adımın bölgedeki jeopolitik dengeleri alt üst ettiği ve Atina'yı Ankara'ya karşı savunmasız bıraktığı öne sürüldü.

Gazete, "Türkiye, Doğu Akdeniz'deki iddialarını meşrulaştırmayı başararak Girit ve Doğu Akdeniz çevresinde Yunanistan için tehlikeli bir kordon oluşturdu. Yunanistan'ın egemenlik iddialarıyla ilgili tehlikeli bir aşamaya giriyor" değerlendirmesinde bulundu.

CNN Yunanistan'da yer alan haberde Türkiye'nin Libya siyasi güçleriyle ilişkilerindeki konumunu güçlendirdiği ifade edildi. Doğu Akdeniz'deki deniz sınırlandırması konusundaki mevcut anlaşmazlıkların Atina aleyhine derinleştiği vurgulandı, anlaşmanın Atina'nın Yunan adalarına dayalı egemenlik iddialarını sınırlandığı kaydedildi.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, "Deniz Yetki Alanları Anlaşması'nı onaylaması, tarihi ve hukuki haklılığımızın tescilidir. Türkiye ve Libya'nın haklarının korunması bakımından bu anlaşma hukuki olarak sağlam temellere dayanmaktadır. Sahadaki gerçekleri ve hukuk ilkelerini görmezden gelen beyanlar ve dayatmacı yaklaşımlar bizim için geçersizdir. Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin ve kardeş Libya'nın haklarını yok sayan hiçbir gayrimeşru girişim başarılı olamaz. Bölgenin geleceği dayatmalarla değil, hakkaniyet ve iş birliğiyle şekillenecektir." Sözleriyle anlaşmaya karşı çıkanları ciddiye almadıkları mesajı verdi.

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel de ülkemizin hak ve menfaatlerini her platformda savunmaya, tarafsızlığını yitirmiş kibirli tutum karşısında yer almaya devam edeceklerini şu sözlerle ifade etti.

“Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in, Türkiye ile Libya arasındaki deniz yetki alanları anlaşmasını hedef alan açıklamalarını reddediyoruz. Türkiye ve Libya, egemen iki devlettir. Karşılıklı hak ve menfaatleri doğrultusunda yaptıkları anlaşmalar, siyasi tercihler nedeniyle yok sayılamaz. Sayın Von der Leyen, Akdeniz’de taraf tutarak değil, hakkaniyeti ve uluslararası hukuku gözeterek barışa destek olabilirsiniz. Sizin göreviniz gerilimi körüklemek değil, sağduyulu davranarak barışın tesisine katkı sunmaktır. Avrupa Birliği’nin sorumluluğu, bölgesel gerilimleri derinleştirmek değil, adil ve kalıcı çözümlerin önünü açmaktır. Bizim için Türkiye’nin hak ve menfaatleri, iç siyasetteki bütün ayrılıklarımızın üzerindedir.”

Kendi ülkelerini savunmaktan aciz, Rusya saldıracak korkusuyla geceleri uyku uyuyamayan, Trump’ın sirk maymununa çevirdiği tam da” Kendisi muhtacı himmet bir dede, nerde kaldı gayrıya himmet ede durumundaki” AB, Mutabakata karşı çıksa ne yazar çıkmasa ne yazar?

Ateş olsalar cirimleri kadar yer yakarlar.

Kaldı ki şu anda Fransa’da başlayıp tüm Avrupa’ya yayılan ve orduların sokağa inmek zorunda kaldığı gösterilerin nasıl yıkıcı bir sona evrileceği bilinmezken, Ursula von der Yeven’in Libya ve Türkiye’nin özgür iradeleri ile yaptıkları anlaşmayı eleştirip Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum kesimine destek vermesi hamamda türkü söylemektir.

Avrupalı bakanlar Türkiye ile savunma sanayii iş birliği için randevu kuyruğuna girdiler.

Kimsenin Yunanistan’ı düşünecek hali yok.

Türkiye’nin uluslararası arenada giderek artan gücünü ve rolünü kabullenemeyenler sonuçlarına da katlanacaklardır.

Gelelim “Mavi vatan masaldır” diyen şuursuz gafillere.

Mavi vatana masal diyen gafillerin; Deniz Yetki Alanları Mutabakatının Libya Temsilciler Meclisi ve özellikle Halife Hafter ve oğullarının nüfuzu altındaki Doğu tarafı tarafından da onaylanmasıyla Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki egemenlik haklarını güvence altına alması karşısında üç maymunu oynamaları, geçmişte İngiliz elçinin arabasındaki atları çıkartıp yerine kendilerini koşacak kadar efendilerine(!) sadık atalarından bir farkları olmadığını göstermektedir.

Ne garip değil mi?

Ne kadar zaman geçerse geçsin Jön Türkler ve uzantılarının zihniyeti milim hiç değişmiyor.