Gerçek Ensarullah Mekke’ye saldırır mı?
Sor günlerde sık sık gündeme gelen ve kökleri Yemen’in kuzey dağlarında bin yıldan uzun süredir varlığını sürdüren Zeydi Şii geleneğine dayanan, kendilerini Ensarullah yani “Allah’ın yardımcıları” olarak adlandıran Husiler 20. yüzyılın ortalarında Yemen’de krallığın yıkılıp cumhuriyetin kurulmasıyla merkeze karşı kademeli olarak marjinalleşmiştir.
Grup, 1990’ların başında Hüseyin Bedreddin el-Husi tarafından “İnançlı Gençler” adı verilen dini-kültürel bir gençlik hareketi olarak kuruldu. Başlangıçta yaz kampları, sosyal yardımlar ve dini eğitimlerle taban toplayan yapı, Yemen hükümetinin Saada bölgesini ekonomik olarak ihmal etmesiyle kısa sürede siyasallaştı. 2003’te ABD’nin Irak’ı işgaliyle birlikte dönemin devlet başkanı Ali Abdullah Salih yönetimiyle ters düştü. 2004-2010 yılları arasında hükümetle altı kez kanlı savaşa giren grup, 2014 sonunda başkent Sana, Saada ve Hudeyde'yi ele geçirdi. Kızıldeniz kıyısındaki Zubab'a kadar ilerleseler de bunu koruyamayıp tekrar Hudeyde ve Sana bölgesindeki korunaklı alanlarına çekildiler.
2016 yılında Yemen'in en büyük üçüncü kenti Taiz'i kuşatıp bir yıl süreyle gıda, su ve tıbbi malzeme girişine izin vermeyerek derin bir insani krize neden oldular.
8 Eylül 2026'daki son saldırı ile Kızıldeniz kıyısındaki kritik Muha liman kentini ve Zubab ilçesini ele geçiren Husiler, 9 Eylül'de Asya ile Avrupa'yı bağlayan Kızıldeniz'deki Babülmendep Boğazı çevresindeki Meyyun (Perim) Adası ve Haniş adalarını bir gün sonra da stratejik Zukar adasını aldılar.
Yemen’de ayrı bir devlet gibi davranan gerek BM ve gerekse ABD tarafından terör örgütü olarak kabul edilen Husilerin silah, mühimmat ve teçhizatı İran’dan aldıklarını, İran’ın vekil gücü gibi davranarak İran’ın çıkarlarına hizmet ettiklerini hatırlatalım.
İran Yemen’de büyük bir askerî kuvvet bulundurmadan güney sınırında etkili bir silahlı yapı oluşturarak bir yandan düşük bir maliyetle S. Arabistan’ı baskı altında tutarken diğer yandan İsrail ve ABD’ye karşı yürüttüğü mücadeleyi kendi topraklarından uzağına taşıdı.
İran, Husi milislerini finanse etmede ve silahlandırmada merkezi bir rol oynayarak onları bölgede istikrarı bozan bir güce dönüştürdü.
Tahran'ın desteği, balistik füzeler, insansız hava araçları ve seyir füzeleri gibi gelişmiş silahlar sağlamanın yanı sıra, Lübnan'daki vekili Hizbullah'tan gelen militanlar aracılığıyla eğitim verilmesini de içeriyor.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, 2022 yılının mart ayında aldığı bir kararla (İngiltere'nin sunduğu karar tasarısı ile) Yemen'deki İran destekli Husileri ilk kez toplu bir şekilde "terör örgütü" olarak nitelendirdi.
BM'nin bu kararının yanı sıra Amerika Birleşik Devletleri de Kızıldeniz'deki gemi saldırılarının ardından Husileri yeniden "Özel Olarak Belirlenmiş Küresel Teröristler" listesine dahil etti. Benzer şekilde Yemen'in kendi hükümeti ve bölgedeki bazı ülkeler de Husileri terör listesine aldılar.
*****
Geçmişleri ile ilgili kısa bir özet verdiğimiz Husilerin Askeri Sözcüsü Yahya Seri, geçtiğimiz günlerde sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan'ın Yanbu kentindeki ulusal petrol şirketi Aramco tesisine çok sayıda balistik füze ve İHA'larla saldırı düzenlediklerini, tesisin doğrudan isabet aldığını, ayrıca Hamis Muşayt Hava Üssü'nün de bir dizi balistik füzeyle hedef alındığını belirtti.
Arap Koalisyonu Sözcüsü Tuğgeneral Turki el-Maliki, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, 15 Eylül günü saat 18.50 sularında Suudi Arabistan Kraliyet Hava Savunma Güçlerinin, Husiler tarafından fırlatılan bir İHA'yı Mekke’deki yasaklı hava sahasına girmeden önce tespit ettiğini, söz konusu İHA'nın Mekke şehrinin güneyinde engellendiğini ve imha edildiğini belirterek; “Bu düşmanca ve terörist girişim, 27 Temmuz 2017'deki balistik füze saldırısının ardından Mekke-i Mükerreme'yi hedef almaya yönelik ikinci girişimdir. Vahyin indiği, Risalet’in diyarı ve dünyanın dört bir yanından gelen milyonlarca Müslümanın sevgilisi olan kutsal toprakları hedef alma girişiminde bulunmak utanç verici bir eylemdir. Milyonlarca Müslümanın duygularını kasıtlı olarak kışkırtmaya yönelik bu eylem, terörist Husilerin ihlallerle dolu kara sicilinde yeni bir utanç lekesi olarak kalacaktır.” sözleriyle tepkisini dile getirdi.
Dışişleri Bakanlığımızdan yapılan yazılı açıklamada "Husilerin, kutsal Mekke şehrini hedef alan İHA saldırısının şiddetle kınandığı ifade edilerek Türkiye’nin Suudi Arabistan'ın egemenliğine, toprak bütünlüğüne ve güvenliğine olan desteği teyit edilerek dayanışma içinde olunduğu bir kez daha vurgulandı ve "Bölgesel istikrarı ve güvenliği de tehdit eden bu saldırıların derhal sona erdirilmesi ve gerilimi daha da tırmandırmaya matuf her türlü eylemden kaçınılması yönündeki çağrımızı yineliyoruz." değerlendirmesinde bulunuldu.
Yemen, Ürdün, Lübnan, Katar ve Filistin de Husilerin Suudi Arabistan'ın Mekke kentini insansız hava aracıyla (İHA) hedef alma girişimini kınayarak Suudi Arabistan'la dayanışma mesajı verdiler.
Yemen Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, Husilerin Mekke'yi İHA ile hedef alma girişimi en sert ifadelerle kınanırken, Suudi Arabistan'ın egemenliğini korumak, İslami kutsal mekanların güvenliğini sağlamak ve vatandaşlarıyla ülkede yaşayanların güvenliğini temin etmek için uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli adımları atma hakkının desteklendiği kaydedildi.
Filistin Devlet Başkanlığınca; Mekke'nin hedef alınmasının İslami kutsal mekanların dokunulmazlığının açık ihlali ve Suudi Arabistan'ın güvenliği ile vatandaşlarının, ülkede yaşayanların ve hacıların/umrecilerin güvenliğine yönelik ciddi bir tehdit olduğu, Filistin’in Suudi Arabistan'ın güvenliğini, egemenliğini ve istikrarını hedef alan girişimlere karşı Suudi Arabistan'ın yanında olduğu vurgulanan açıklamada, "Suudi Arabistan ve Mescid-i Haram'ın (Kabe'nin) güvenliğinin kırmızı çizgi olduğu" ifade edildi.
Peki, İslam’ın kalbine, bütün Müslümanların kıblesine yapılan alçakça saldırı karşısında İran’dan bir açıklama geldi mi?
Geldi elbette.
Geldi ama saldırının bir iddiadan ibaret olduğu ve bu nedenle kimsenin suçlanamayacağını belirterek şaşırmadığımız ikiyüzlü bir acem tavrı sergilediler.
Mezhepçilik uğruna vekil gücün kutsal beldeye saldırısına İDDİA dediler.
İran’ın beslemesinin ihanetine inanması için İHA’nın havada imha edilmeyip yere düşmesi mi beklenmeliydi?
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, yaptığı açıklamada; "İslami kutsal mekanlara özellikle Mekke, Medine ve Mescid-i Aksa'ya yönelik her türlü saldırı, buraları ziyaret edenlerin ve çevresinde yaşayanların tehdit edilmesi kınanması gereken bir durumdur. Aynı zamanda, Mekke'ye doğru ilerleyen bir İHA'nın engellendiği yönündeki yalnızca bir iddia, herhangi bir tarafı suçlamak için dayanak oluşturamaz." Diyerek ortada kınanması gereken bir durum olsa da saldırının iddiadan ibaret ve herhangi bir tarafı suçlamak için dayanak oluşturmayacağını söyleyerek siyasi ve askeri destek verdikleri Husilere arka çıktı.
Bekayi ayrıca; "Bölgemizin, özellikle son aylarda, kamuoyunun dikkatini Siyonist rejim ve ABD'nin bölgede işlediği suçlardan uzaklaştırmak ve İslam ülkeleri arasında ayrılık çıkarmak amacı taşıyan çok sayıda 'sahte bayrak' operasyonuna sahne olduğunu unutmamak gerekir. Dikkatli ve uyanık olunmalıdır." değerlendirmesinde bulundu.
Silah, mühimmat ve teçhizat desteği verdikleri Husilere, neden İslam’ın kutsal mekanlarına saldırmamaları gerektiğini söylemiyorlar?
Madem dikkatli ve uyanık olunmasını istiyorlar neden topraklarından Türkiye’ye gönderilen ancak hava sahamızda imha edilen dört füze hakkında bilgi sahibi olmadıklarını söylediler?
O füzeler bilinçli olarak İran’ın yönetiminde güç sahibi olanlar tarafından Türkiye’yi bataklığa çekmek için gönderilmişti.
Köklü bir devlet olan Türkiye bu provokasyona gelmedi, sağduyulu davranarak komşuluk hukukuna uygun davrandı ama sabrının da sınırsız olmadığını anladıkları dilden hatırlattı.
İran destekli Husilerin Savunma Bakanlığı danışmanı Abid el-Thawr; Mekke Anlaşmasının imzalanmasının hemen ardından yaptığı açıklamada; Türkiye’nin artık kendileri açısından “düşman” olarak görüldüğü ve olası bir çatışmaya hazır olduklarını iddia ederek; “Türkiye, Suudi Arabistan’la ittifak kurduktan sonra bizim için artık bir düşmandır. Türkiye bu bölgeleri kurtaracak güce sahip olduğunu düşünüyorsa biz hazırız. Kaybeden Türkiye olacaktır.” Dedi.
Libya’da, Sudan’da, Karabağ’da, Somali de Mehmetçiğin doğrudan sahaya inmeden verdiği askeri ve stratejik destekle dengeleri nasıl değiştirdiğini, kimin kaybedip kimin kazandığını görmüyorsalar bu onların sorunu.
Asrın katili Esed de böyle üst perdeden konuşuyordu.
Böyle aşağılık bir mahluk Türkiye’nin stratejik hamleleri ile kurşun atılmadan Suriye’nin başından defedildi.
Şimdi Rusya’da bir apartman dairesinde öldürülme korkusuyla yaşıyor.
Netanyahu Türkiye korkusundan gece uyku uyuyamıyor.
Feriştahları çıksa karşımıza fark etmez.
Mehmetçik ezer geçer.
Dostluğu gurur düşmanlığı korku veren Türkiye; İslam aleminin en kutsal mekânı olan Kabe’yi bombalayacak kadar gözü dönmüş ve aşağılık bir yapının Abid el Thawirz gibi kıçı kırık sözcülerinin tehditlerine pabuç bırakmaz.
İnanmayan Kandil’in baronlarına sorabilir.
*****
Husiler bir yandan ABD’yi “şeytan” olarak nitelendirirken diğer yandan (onları terör örgütü ilan eden) ABD ile anlaşmalar yapıyor.
Reuters'ın haberine göre ABD yönetimi ile Husiler arasında dikkat çeken bir mutabakata varıldı.
Washington ile Husiler, Kızıldeniz'in stratejik geçiş noktalarından Babülmendep Boğazı'nın deniz trafiğine açık tutulması konusunda bir anlaşmaya vardı.
Anlaşmaya göre, Husiler’in İsrail gemilerine de saldırmayacağı, sadece Suudi Arabistan gemilerini vuracağı ifade edildi.
İddiaya göre ABD yönetimi de bunun karşılığında Husi kontrolündeki bölgelere yönelik saldırı düzenlememe ve Suudi Arabistan tarafından desteklenen güçlere askeri yardım sağlamama yönünde taahhütte bulundu.
Bir yandan şeytan dedikleri (İran da öyle söylüyor) ABD ile anlaşma yaparak Filistin’de soykırım yapan İsrail’i bombalamama taahhüdü veren, diğer yandan Mekke’ye İHA saldırısı yapan Husiler kendilerini Ensarullah olarak adlandırarak İslam düşmanlığını örtbas edemezler.
Ensarullah yani “Allah’ın yardımcıları” Mekke’ye saldırır mı?
İçindeki hainleri fark edemeyip onlarca üst düzey görevlisini ve hatta cumhurbaşkanını bir suikasta kurban veren gafillerin yönettiği, içinde bulunduğu şu zor şartlarda bile terör örgütüne silah bırakmaması konusunda telkin vererek Türkiye’ye düşmanlık yapan, Suriye’de asrın katili Esed’e sırf mezhepçilik nedeniyle destek vererek onbinlerce masum insanın katledilmesinden sorumlu olan, komşuluğuna hiçbir zaman güvenilmeyecek İran ile İran’dan aldıkları desteğe güvenerek Türkiye’yi tehdit etmeye kalkan ve kutsal belde Mekke’ye saldıracak kadar alçak beslemeleri de sonuçlarına da katlanacaklardır.
Tarih; Türkiye’ye düşmanlık edenlerin ibretlik sonlarıyla doludur.