Çöken İddianame mi?

Yoksa Eko sistemin vurgun düzeni mi?

Asrın yolsuzluğu davasında hakkındaki onlarca ağır suçlamaya cevap vermek yerine mahkeme heyetine parmak sallayarak aklanacağını zanneden Ekrem İmamoğlu’nu terletecek itirafçıların ifadeleri alınmaya başlandı.

Bu ifadeler; “bizde rüşvet yok, zimmet yok, yolsuzluk yok” masalları ile gerçeği saklayabileceğini zanneden Özgür Özel için de sıkıntılı bir sürecin başladığını gösteriyor.

Önce sayfalar dolusu belge ve ifadeden oluşan iddianameyi itibarsızlaştırmaya çalıştılar.

Yetmişi aşkın, (bir kısmı partilerinin üyesi olan) itirafçıların ifadelerinin baskıyla alındığı, Savcılığın soruşturma aşamasında yeterli görmediği için etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması kararı vermediği birkaç fırıldağın mahkemedeki beyanlarına dayanarak, itirafçıların ifadelerini geri çektikleri palavraları ile avundular.

Ancak; itirafçıların ifadelerinin alınmaya başlanmasıyla birlikte duruşmalarda sergilenen ucuz şovlar ve "ezberlenmiş" senaryolar yerini her biri tarihe utanç levhası olarak geçecek rüşvetlerin ifşasına bıraktı.

Daha bunlar başlangıç.

İlk üç dört ifadede söylenenler bile vurgunun ve soygunun büyüklüğünü göstermeye yetiyor.

Ne diyordu Özgür Özel?

“Bizde rüşvet yok, zimmet yok, yolsuzluk yok.”

Ama gördük ki rüşvetin de zimmetin de yolsuzluğun da kralı varmış.

İstanbul’un fethinin 1483 yılında gerçekleştiğini söyleyecek kadar derin tarih bilgisi, mezar başında rakı kadehi kaldıracak kadar geniş dini bilgisi ve gece yarısı partisinin belediye başkanına “piç” diyecek kadar örnek terbiyesiyle bizleri şaşırtan Özel’e bu ifadelerden bazı bölümleri hatırlatalım.

Bakalım arkadaşlarının boğazlarından tek bir haram kuruş geçmiş mi geçmemiş mi?

****

İş insanı Hamit Demir, savcılık aşamasında verdiği ifadesinin arkasında olduğunu belirterek yaklaşık 45 dönümlük ve üzerinde çok sayıda haciz ile hukuki ihtilaf bulunduğunu söylediği araziyi satın aldıktan sonra sürecin ilerleyen aşamasında dönemin Beylikdüzü Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'ndan destek istediğini, bir belediye başkan yardımcısının kendisini başka bir kişiye yönlendirdiğini, burada ise 8 milyon TL ödeme yapması halinde işlemler konusunda destek olunacağının söylendiğini beyan etti.

Hamit Demir, söz konusu talep karşısında neden ödeme yaptığının gerekçesini "Projem devam ediyordu. Ödeme yapmasaydım sorun yaşardım" sözleriyle açıkladı.

"Paranın tamamını nakit olarak karşılayamam" diyen Demir, daha sonra kısmen daire, kısmen çek ve nakit ödeme yöntemiyle toplam 8 milyon TL'lik mutabakata varıldıktan sonra ruhsat alınarak inşaatın tamamlandığını ifade etti.

****

Beylikdüzü ve Silivri bölgelerinde faaliyet gösteren müteahhit Cemal Üneş, İmamoğlu'nun kendisinden 500 bin lira istediğini ve bu talep üzerine yönlendirildiği Mehmet Çakılcıoğlu üzerinden 5 ayrı senet düzenlendiğini söyledi.

Duruşmada İmamoğlu ile Cemal Üneş arasında yaşanan diyalogda Üneş'in beyanlarının ardından "Emin misin Cemal Abi? Emin misin ben senden para istedim yani?" derken Üneş de "İstedin" yanıtını verdi.

Üneş'in İmamoğlu'nun kendisini Mehmet Çakılcıoğlu'na yönlendirdiği iddiasına İmamoğlu "Ben de sana dedim ki '500 bin lira vereceksin' öyle mi?" şeklinde soruyla yanıt verdi. Üneş, "Evet, sen bana dedin. Bir de Mehmet Çakılcıoğlu'na yönlendirdin. Biz onla senet yaptık, 5 tane" diyerek rüşveti İmamoğlu'nun yüzüne vurdu.

Bunun üzerine İmamoğlu'nun, "Vah ki ne vah ne diyeyim sana? Allah yardımcın olsun senin" dediği duyuldu.

Üneş ise "Benim değil de senin yardımcın olsun. Ne diyelim yani?" ifadelerini kullandı.

*****

Keleşoğlu Holding'in sahibi Mustafa Keleş, İmamoğlu'nun Beylikdüzü Belediye Başkanı olduğu dönemde Deniz İstanbul projesinden kendisine villa verilmesini talep ettiğini, maliyet bedeli teklif edilince ise "Ben buranın belediye başkanıyım" diyerek tepki gösterdiğini söyledi.

Geçmişte yürüttükleri inşaat projelerinin ruhsat süreçlerinde İBB tarafından zorluk çıkarıldığını ve kendilerinden rüşvet istendiğini öne sürerek şikâyetçi olan Mustafa Keleş mahkemedeki ifadesinde; geçmiş dönemde kat irtifakı ve ruhsat süreçlerinde aksamalar yaşadığını söyleyerek, İBB yönetimi değiştikten sonra Deniz İstanbul projesindeki imarlı arsalarının yeşil alana çevrilmesi üzerine hukuki mücadele başlattıklarını da anlattı.

Keleş, İmamoğlu'nun Beylikdüzü Belediye Başkanı olduğu dönemde “Deniz İstanbul” projesinden kendisine villa verilmesini istediğini, maliyet bedeli teklif edilince "Ben buranın belediye başkanıyım" diyerek tepki gösterdiğini öne sürdü. Duruşmada söz alan İmamoğlu, Keleş'in suçlamalarına tepki göstererek, "Şantiyeni kalabalık bir ekiple bir defa ziyaret ettim, projen bana kamu donatı alanlarıyla ilgili anlatıldı.

Ancak sen çıkıp 'Villa istedin' diyerek hayatının iftirasını atıyorsun. Kime şirin görünmek istiyorsun bilmiyorum" derken, Keleş ise İmamoğlu'nun iddialarını reddederek şantiyeye tek başına üç defa geldiğini öne sürdü.

Keleş, İmamoğlu'na, "Villa isteyip de onu da şu adamın üzerine tapu yapacaksın dedin mi demedin mi?" diyerek karşılık verirken İmamoğlu, Keleş'e "Yalancısın" dedi.

İmamoğlu, Keleş'i hiçbir zaman aramadığını belirtince Keleş, "Polemiğin herkese söker bana sökmez. Kayıtlar vardır" yanıtını verdi. Keleş'e "Aşağılık adam" diyen İmamoğlu, mahkeme başkanı tarafından uyarıldı. Keleş ise İmamoğlu'na, "Aşağılık adam sensin, ben senden büyüğüm" diyerek karşılık verdi.

****

İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesince görülen davanın 68. duruşmasında savunma yapan tutuksuz sanık Aziz İhsan Aktaş, belediyedeki meşru hak edişlerin ödenmeyerek baskı aracı yapıldığını ve toplanan paralarla Ekrem İmamoğlu'nun siyasi hayatının finanse edildiğini, İmamoğlu'nun belediye başkanlığı makamını para toplamak için kullandığını 2020 ile 2024 yılları arasında yasal hak edişlerini alabilmek ve ticari baskılardan kurtulmak amacıyla sisteme toplam 84 milyon 857 bin 500 lira ödeme yapmak zorunda kaldıklarını iddia etti.

Aziz İhsan Aktaş savunmasında, "Benim karşıma çıkan yapı, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu liderliğinde kurulmuş bir yapıdır. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun talimatları ve para talepleri, İBB iştiraklerinden sorumlu Başkan Danışmanı Ertan Yıldız, Başkan Danışmanı İbrahim Bülbüllü, İstanbul Milletvekili ve eski CHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat ile diğer aracılar üzerinden iletilmekteydi. Belediyeden doğan mevcut alacakları ve hak ediş ödemelerini temel baskı aracı yapan, ayrıca belediyelerle mevcut iş ilişkisinin ceza ve fesih gibi yöntemlerle sona erdirilmesi tehdidini kullanan, imar ve ruhsat süreçlerinde kendilerine pay talep eden bir düzendir. Sistemin temel amaçlarından en önemlisi Ekrem İmamoğlu'nun siyasi hayatının finanse edilmesidir." dedi.

Aktaş, kişilerin, tarihlerin, şirketlerin ayrı fakat yöntemin aynı olduğunu ifade ederek şunları söyledi:

"Yöntem nettir. Önce hak ediş veya mevcut alacak bekletilir, sonra iş insanına sistemin istediği para verilmezse ödemesini alamayacağı söylenir. Para teslimleri yeni bir iş almak için değil, yasal hak edişlerimizi alabilmek için yapılmıştır. Para doğrudan asıl karar verenlerin talimatı ile bir danışmana, şoföre, otelde veya özel ofiste teslim edilir. Böylece sistem yöneticilerinin arka planda gizli kalması hedeflenir. Paralar belediye kasasına, resmi bir bağış hesabına veya banka hesabına yatırılmamıştır. Nakit çekilmiş, aracılara teslim edilmiş, ilgililerin sistem dediği havuza aktarılmıştır. Sistem diye adlandırılan bu yapı bir soyut anlatım değildir. Sistem adındaki yapıya alacağınızın belli bir oranını vermeden yasal alacaklarınızı alamazsınız ya da belediye yetki ve sorumluluk alanlarındaki yasal haklarınıza ulaşamazsınız. Sistemi kuran ve yöneten kişilerin ortak amacı kamu gücünü kullanarak para toplamaktır. Benim ve dosyada yer alan birbirini doğrulayan diğer beyanlar birlikte değerlendirildiğinde bu yapının Ekrem İmamoğlu'nun şahsından ve belediye başkanlığı makamından bağımsız alt kademede yer alan birkaç kişinin kişisel girişimi olarak açıklanması mümkün değildir."

İddianamede yer alan eylem 22'deki para talebinin kendisine doğrudan "Ekrem İmamoğlu'nun talimatı" denilerek iletildiğini iddia eden Aktaş, "Eylem 141'de yine 'Ekrem İmamoğlu'nun talimatı' denilerek hak edişlerimizin ödenmeyeceği söylenmiştir ve en önemlisi eylem 142'de bu talepler Ekrem İmamoğlu'nun danışmanı tarafından Florya'daki başkanlık konutunda yapılan toplantıda açıklanmıştır. Bu somut tekrarlar nedeniyle varılabilecek sonuç nettir. Ekrem İmamoğlu belediye başkanlık makamını sisteme para toplamak için kullanmıştır." diye konuştu.

Aktaş, 2024'te yerel seçim döneminde Özgür Karabat'ın kendisini aradığını ve İstanbul'da CHP'li belediyelerde ihale alan şirketlerin seçim için para vermesi gerektiğini, para vermeyenlerin sonraki dönemde olmayacağını ve ödemelerinin yapılmayacağını, bunların Ekrem İmamoğlu'nun talimatı olduğunu söylediğini iddia etti.

Ardından Karabat'la Esenyurt'taki bir otelde buluştuklarını belirten Aktaş, "Özgür Karabat bu görüşmede Ekrem İmamoğlu'nun talimatı olduğunu, 5 milyon lira para vermem gerektiğini belirtti. Bu ödemeyi yapmadığım takdirde bana ve yakınlarıma ait şirketlerin hak edişlerinin ödenmeyeceğini söyledi. Karabat tarafından iletilen talebi karşılamamamız halinde şirketlerin nakit akışı bozulacak, banka kredilerinin ödemeleri aksayacak ve ticari olarak zor duruma düşecektik. Bu sebeple talepleri kabul etmek zorunda kaldım." ifadelerini kullandı.

Aktaş, Karabat'ın bu paranın davanın sanıklarından olan Sırrı Küçük'e teslim edilmesini istediğini kaydederek, "Bu esnada Sırrı Küçük de oteldeydi. Karabat bana Küçük'ün telefon numarasını verdi, ödeme için Küçük ile iletişim kurmamı istedi. Bunun üzerine paranın hazırlandığı gün Ömer Güngör'e (sanık) Küçük'ün telefon numarasını vererek kendisiyle irtibatlaşmasını, Karabat'ın İkitelli'deki muhasebe ofisine uğrayarak 5 milyon lirayı Küçük'e teslim etmesini rica ettim." dedi.

İBB'ye ait iştiraklerde kardeşlerinin şirketlerinin iş yaptığını ve hak ediş ödemelerinin kasıtlı olarak geciktirildiğini ifade eden Aktaş, "Bu süreçte Ertan Yıldız, Burak Korzay üzerinden Ekrem İmamoğlu'nun talimatı olduğunu söyleyerek 970 bin dolar istediler. Bu ödeme yapılmadığı takdirde, 'Hakediş ödemelerini alamazsınız.' dediler. Burak Korzay tarafından iletilen talebi karşılamamamız halinde şirketlerin nakit akışı bozulacak, banka kredilerinin ödemeleri aksayacak ve ticari olarak zor duruma düşecektik. Bu sebeple taleplerini kabul etmek zorunda kaldık. Kilyos'taki otele 19 Ocak 2024 günü 970 bin doları, Burak Korzay'ın güvenli yer olarak belirttiği otele bıraktım." iddiasında bulundu.

Aktaş; İETT bakım onarım işlerini yapan tüm firmaların davet edildikleri Florya'daki başkanlık konutunda düzenlenen toplantıyla ilgili olarak, "Toplantıda İbrahim Bülbüllü tarafından firmalara İBB yönetiminin, isteklerini kabul etmemeleri halinde sözleşmelerinin ifası sırasında zorluk çıkartılacağı ve ödemelerinin yapılmayacağını belirtti. Talepleri, sisteme sözleşme bedeli üzerinden toplam yüzde 10 olmak üzere her hak ediş ödemesi yapıldığında talep ettikleri tutarın kendilerine teslim edilmesiydi. Bülbüllü tarafından dile getirilen bu talepleri karşılamamamız halinde şirketlerimizin nakit akışı bozulacak, banka kredilerinin ödemeleri aksayacak ve ticari olarak zor duruma düşecektik. Bu sebeple talepleri kabul etmek zorunda kaldım." ifadelerini kullandı.

*****

Yolsuzluk soruşturması kapsamında tutuklanan ve Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Muhittin Böcek'in, "Ekrem İmamoğlu adaylık için benden 15 milyon euro istedi, 5 milyonunu Kapalıçarşı üzerinden gönderdim" şeklindeki şok itirafı, teknik takiple saniye saniye doğrulandı. Soruşturma dosyasına giren "daraltılmış baz" raporu, ikilinin sadece aynı ilçede değil; nokta atışı aynı metrekarede, aynı baz hücresinde yan yana olduklarını kanıtladı.

Böcek'in 16 Ağustos 2026 tarihli ek ifadesinde anlattığı karanlık trafik, soruşturma dosyasına giren HTS dökümleriyle birebir örtüştü.

Böcek'in iddiasına göre Kapalıçarşı'daki "Taç Döviz" üzerinden kayıt dışı yollarla gönderilen 5 milyon euronun teslimat şifresi olan "100 TL'lik banknot", o buluşmada bizzat İmamoğlu'na verildi. Güvenlik birimlerinin hazırladığı daraltılmış baz analizinde, telefon sinyallerinin şahısların tam da Böcek'in tarif ettiği bina ve saatlerde aynı küçük istasyon diliminde kesiştiği belgelendi.

Böcek, 15 milyon euroluk talebin ilk kez 30 Kasım 2023'te Beşiktaş'taki Renaissance Polat Bosphorus Hotel'de dile getirildiğini söylemişti. Sinyaller bu kritik buluşmayı da doğruladı. Böcek saat 12.10'da İmamoğlu ise 14.55'te Beşiktaş'a girdi. İkilinin telefonları 15.00 ile 16.00 arasında otelin bulunduğu Barbaros Caddesi üzerindeki daraltılmış baz istasyonundan, aynı koordinattan sinyal verdi.

Raporun ilgili bölümünde, "Muhittin BÖCEK isimli şahsın 30.11.2023 günü saat: 12.10 sıralarında Havalimanından sonra İstanbul ili Beşiktaş ilçesine geldiği, aynı gün saat: 16.00 sıralarında Beşiktaş ilçesinden ayrıldığı, Ekrem İMAMOĞLU isimli şahsın 30.11.2023 günü saat:14.55 sıralarında Sarıyer ilçesinden Beşiktaş ilçesine geldiği, saat:19.20 sıralarında Beşiktaş ilçesinden ayrıldığı, Şahısların İstanbul ili Beşiktaş ilçesi Barbaros caddesi üzerinde bulunan RENAİSSANCE İstanbul Polat Bosphorus 15.00-16.00 saatleri arasında görüştükleri," tespitine yer verildi.

Soruşturmanın en kritik noktalarından biri ise paranın İstanbul'a ulaştığının teyidi olan 100 TL'lik banknotun el değiştirdiği 17 Aralık 2023 tarihi oldu. Böcek'in "Zarfı Şişli'deki yüksek katlı plazada bizzat teslim ettim" dediği anlar teknik incelemeyle netleşti. Böcek'in saat 16.27'de ulaştığı Şişli'de, İmamoğlu saat 12.10'dan beri bulunuyordu. Saatler 16.30 ile 17.30'u gösterdiğinde, her iki cihaz doğrudan o plazanın yer aldığı spesifik baz hücresinde aynı anda sinyal verdi.

Demek ki kameralar boşuna bantlanmıyormuş.

Adamlar kendilerine kimsenin dokunamayacağı özgüveniyle rüşveti otomatiğe bağlayarak belediye yetkisindeki her işleme bir rüşvet tarifesi uygulamışlar.

Bu sarsıcı itirafların ardından önceki duruşmalarda “ben savunma yapmıyorum, sizi yargılayacağız” diyerek mahkemeye parmak sallayan İmamoğlu ve besleme medyası derin bir sessizliğe bürünüyor.

Gözümüzün içine baka baka söylenilen ucuz yalanlar birer birer çürütülüyor.

Gerçekler; kibir abidelerinin ve beslemelerinin sesini soluğunu kesiyor.

Çökenin İddianame değil, Eko-Sistemin vurgun düzeni olduğu anlaşılıyor.