Yürüyen paraya kefil olan da parayı yürütmüş olmuyor mu?
Türk siyasi tarihinde eşine benzerine rastlanmayan sürü halinde rüşvet ve yolsuzluk örneklerine tanık oluyoruz.
Savunma sanayii sürü İHA projesini gerçekleştirerek düşmanların yüreklerine korku salarken, bazı belediyeler sürü halinde rüşvet, zimmet, irtikap ve yolsuzluklarla ceplerini ve sistemin havuzunu doldurmaya çalışıyorlar.
Bir buçuk yıl önce başlayan operasyonlara rağmen, rüşvet, zimmet ve vurguna ara vermeden devam edilmesi doymak bilmeyen bir iştaha sahip olduklarını gösteriyor.
Her dönemde her siyasi partiden belediye başkanları, belediye meclis üyeleri, milletvekilleri ve hatta bakanlardan yolsuzlar, rüşvetçiler, zimmetçiler vurguncular çıkmıştır.
Güneş motelde ikna edilerek bakanlık karşılığında partilerinden istifa eden Tuncay Mataracı ve Hilmi İşgüzar makamlarını maddi çıkar sağlamak için kullanmaları nedeniyle ağır cezalara çarptırıldılar.
İSKİ skandalının Mimarı Ergun Göknel İstanbul’da seçim kaybedilmesine neden oldu.
Geçmişe bakıldığında bir siyasi hareketin topyekûn ve organize yolsuzluğundan çok kişi bazlı kötü örneklere tanık olduk.
Ancak Ekrem İmamoğlu’nun İBB Başkanlığını kazanmasıyla birlikte adına Eko sistem dedikleri İstanbul’da başlayıp dalga dalga diğer belediyelere yayılan organize yolsuzluklar silsilesi ile karşı karşıyayız.
Bu sistemin en büyük özelliği, olağanüstü pervasız bir işleyişe sahip olmasıdır.
Kimsenin kendilerine dokunamayacağı varsayımıyla imar, iskân, ruhsat gibi belediye yetkisiyle yapılan tüm işlemler devasa bir rant kaynağına dönüştürülürken, bu rantın Cumhurbaşkanlığı adaylığı için kullanılacağı savunması; rüşveti verenlerin, ileride bunun karşılığını fazlasıyla alacakları bir kazan/kazan formülüyle meşrulaştırılmaya çalışıldı.
İBB soruşturmasında adı geçen bir sanık; “CHP’yi aldık, sıra Cumhurbaşkanlığını almakta, o zaman şimdi ödediğiniz paraları (yani haraçları) fazlasıyla geri alacaksınız” diyerek köşeye sıkıştırdıkları müteahhitleri ikna etmeye çalıştıklarını itiraf etmişti.
Elde edilen kirli para ile siyaset dizayn edilerek, yüzyıllık CHP yönetiminin ele geçirildiği yargının Mutlak Butlan kararı ile doğrulandı.
Eğer bu olağanüstü pervasız vurguna yargı engel olmasaydı sıra Türkiye ele geçirilerek bugün kapılarında “müdahale edin” diye yalvardıkları batılı dostlarına(!) teslim edilecekti.
Cumhurbaşkanlığı adaylığı için her yolu mübah gördüler.
Türk siyasi tarihinde siyaset ilk kez pavyon kapılarına düştü.
Bu kepazelikten utanacakları yerde hiçbir şey olmamış gibi davrandılar.
İBB’nin tüm güç ve imkanlarını cumhurbaşkanlığı adaylığı için kullanmayı kafasına koymuş diploması şaibeli Ekrem İmamoğlu ile onun talimatlarını yerine getirerek vekili gibi davranan kağıt üstündeki genel başkan Özgür Özel; müştekinin, mağdurun ve muhbirin partilileri olduğu butlan kararı sonrasında, neden bu noktaya geldiklerini düşünerek sağduyulu bir özeleştiri yapmak yerine, yargı kararını tanımadıklarını söyleyerek partinin başına geri dönen ve daha üç yıl önce ülkeyi kurtaracak lider olarak arkasında durdukları Kemal Kılıçdaroğlu’nu hain olarak ilan ettiler.
En büyük desteği de vatan haini Fetöcülerden gördüler.
Fetöcü firari bir hain “artık ana muhalefet olduk” diyerek sevincini paylaşırken bundan sonra neler yapılması gerektiği konusunda tavsiyelerde bulunurken Özgür Özel, patronu ve çevresinden hiç kimse “siz kimsiniz de bize akıl veriyorsunuz?” diyemedi.
252 insanımızın kanını döken aşağılık darbeci Fetöcülerin destek verdiği bir siyasi hareketin bu ülkeye faydası olur mu?
*****
Bir hukuk devletinde herkesin uymak zorunda olduğu yargı kararını tanımadıklarını söyleyerek içlerindeki diktatörlük heveslerini gösterdiler.
Yargı kararlarına uymak anayasal bir zorunluluktur.
Bu cici beyler milletvekili seçildiklerinde; “Anayasaya sadakatten ayrılmayacaklarına” dair namusları üzerine yemin etmediler mi?
Namus sıradan bir kavram mı?
Namusları üzerine ettikleri yeminlerine uymayanlara nasıl ve neden güveneceğiz?
Anıtkabirde ve başka cenazelerde korsan genel başkan yazılı çelenk koydular.
Bir insan hem grup başkan vekili ve hem de genel başkan olamayacağına göre neden kendisinin genel başkan olduğunu iddia eder?
Bu ucuz teatral gösterilerin halkın gözünden kaçtığını zannedenler fena halde yanılıyorlar.
Absürt komediler yeterli olmadı liseli ergenler gibi mecliste oda kapmaca oynadılar.
Yönetimden alındıkları illerde binaların kapılarına kilit vurup, barikatlar kurdular.
Duvarlara küfür ve hakaret sözleri yazdılar.
Çıkmak zorunda kaldıklarında demirbaşları da çalarak hırsızlığı demokratik tepki olarak gösterdiler.
Haklarında yolsuzluk soruşturması yapılan 36 belediye başkanından 30 unun tutuklu olmasını toksik sosyolojiye Saray’ın yargı darbesi olarak yutturarak rüşveti, zimmeti, hırsızlığı, yolsuzluğu ve vurgunu yapanların arkasında durdular.
Özgür Özel; “bizde rüşvet yok, zimmet yok, yolsuzluk yok” demekle kalmadı; Mayıs 2025 yılında Bursa’da yaptığı mitingde “ben Ekrem başkana da bütün arkadaşlarımıza da kefil olurum. Benim kefil olduklarım alınları ak başları dik bugün meydandalar” diyerek haklarında yolsuzluk soruşturmaları olan bütün başkanları savundu.
Özgür Özel’in “kendi namusum kadar kefilim” diyerek halka takdim ettiği belediye başkanlarının zimmetten rüşvete, ihaleye fesat karıştırmaktan görevi kötüye kullanmaya, bir türlü önleyemedikleri uçkur sevdalarıyla gündeme gelmesi kefil olunanlar kadar kefil olanın da sorumlu olduğunu göstermektedir.
Özgür Özel milleti yanıltmıştır.
Bundan ötürü özür dileyeceği yerde rüşvetçilerin/zimmetçilerin arkasında durmaya devam etmesi vefayı değil, oportünist bir ikiyüzlülüğü göstermektedir.
Giresun Görele Belediye başkanı, ailesi partilileri olan masum bir kız çocuğunu gece yarısı telefon mesajları ile taciz etmesine rağmen, partinin kadın milletvekillerini aileyi ikna ederek şikayetlerinden vazgeçirmeye gönderen Özgür Özel, bu masum evladımızın sonrasında son derece şüpheli bir kaza ile hayatını kaybetmesinden de sorumludur.
Olay ortaya çıktığı an partisiyle ilişiğinin kesmedikleri belediye başkanına sahip çıktılar ancak konu yargıya intikal edip artık kepazelik savunulamayacak hale gelince ihraç etmek zorunda kaldılar.
Bu kefaletin siyasi bir bedeli olmayacak mı?
Sonrasında otel odasında belediye çalışanı sevgilisi ile basılan eski Uşak belediye başkanının polise havlu ile kapıyı açtığı görüntüleri ortaya çıktı.
Pavyonda çalıştırdığı işçilerinin sigorta primleri belediye bütçesinden yatıracak kadar belediyeyi çiftliğe çeviren Özkan Yalım’a sahip çıkarak özel hayata müdahale ve siyasi operasyon yapıldığını söyleyerek Uşak halkını demokrasi nöbetine davet ettiler.
Partinin bir kadın milletvekili “tek suçu Uşak halkına hizmet etmek diyerek” ahlaksızlığa destek oldu.
Ancak Uşak halkından bir kişi destek vermeyince biz de doğru bulmuyoruz diyerek disipline sevk edileceğini söylediler ama atmayı beceremedikleri Özkan Yalım kendisi istifa etti.
Sonradan ortaya çıktı ki Özkan Yalım, Özgür Özel’in makam aracını araç bedeli kadar parayı belediyeden ödeyerek yeniden dizayn ettirmiş, mavi valizlerde paralar vermiş, saatler çantalar hediye etmiş, hatta Özgür Özel’in babası için alınan bir araç için maddi katkıda bulunmuş.
Özkan Yalım hakkında kendisine defalarca şikâyet gittiği halde sessiz kalarak ahlaksızlığa ve rüşvete destek vermesinin bir bedeli olmayacak mı?
Üsküdar, Etimesgut ve Kuşadası belediye başkanları da rüşvete ve yolsuzluktan tutuklanarak cezaevlerine gönderildiler.
Baklava, kadayıf ve çikolata kutuları bir siyasi hareketin rüşvet simgesi haline geldi.
Etimesgut belediye başkanı ve yardımcısının uyuşturucu kullandığı Adli Tıp Raporu ile sabitlendi.
Bu başkanları seçim öncesi ellerini havya kaldırarak takdim eden ve kefil olan Özgür Özel bu kefaletinin bedelini ödemeyecek mi?
İnsan birinde yanılır, ikisinde yanılır üçünde yanılır.
Otuzunda da yanılır mı birader?
Kaldı ki ortada yanılma ya da pişmanlık filan yok.
Bir elmanın iki yarısı gibiler.
Verdikleri rüşvetten canları yanan müteahhitler feryat ediyor.
Adamların alınmayan bir don bir de gömlekleri kalmış.
Dosyalar dolusu, belge, görüntü ve kayıt var.
Rüşvetçilerin banka hesaplarına giren paraların haddi hesabı yok.
Bunun neresi siyasi operasyon?
En son Özgür Özel’in kefil olduğu hatta elinden tutarak, “bırakın Menderes’i İstanbul’u, İzmir’i yönetecek hatta İçişleri Bakanlığı yapabilecek” çapta bir siyasi yetenek olarak takdim edip oy istediği İlkay Çiçek rüşvetten gözaltına alındı ve tutuklandı.
Medyaya düşen haberlerden görüyoruz ki ortada rüşvet ve zimmetten çok daha beter utanç verici bir ahlaksızlık var.
Böyle ahlaksız tiplere nasıl ve neden kefil olunur?
Bu kefalet hangi çıkarların karşılığında yapılmıştır?
Evli olduğu bilinen CHP'li Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek'in aşağıda yer alan sevgilisi ile mide bulandıran cinsel içerikli mesajları ve rüşvet itiraflarının yer aldığı WhatsApp kayıtlarını okuduğunuzda Özgür Özel’in kimlere kefil olduğunu çok daha iyi anlarsınız.
CHP'li Meclis üyelerini "Bunlar paraya alışmış, el kaldırmak için para istiyorlar. Önergeye göre para istiyorlar. Sıçmaya giderken para isteyecekler neredeyse" diyerek metresine şikâyet eden Çiçek'in "Seyhan" isimli bir başka CHP'li Meclis üyesi için "K...ltak o da alışmış rüşvete. Aynı şekilde Ferdi ve Yılmaz da aynı Hepsi birbirinden pislik bunların. Bir dahaki dönem kurtulmam lazım" diyerek nasıl kirli bir çarkın içinde yer aldıklarını itiraf ediyor.
Kayıtların bir kısmında "Müteahhitten el altından para aldık" itirafında bulunan İlkay Çiçek, CHP'li Meclis Üyesi Tülay Dişçi'nin arkasından "K...tak" diye hakaret ediyor.
Metresine para yollayan Çiçek; “aşkım neden bana para yolluyorsun?” sorusuna “Ben yürüyen parayım meleğim. Her işin karşılığında para alırım. Bana bir şey olmaz.” Diyor.
Çiçek metresinin dikkatli olması yolundaki uyarısına ise “Merak etme aşkım kontrolüm altında Ben bulaşmıyorum. Bütün işleri Murat Taşdemir ve Rüzgar üzerinden yürütüyorum. Ben kimseden almıyorum. Bu salakları kullanıyorum. Herkes beni salak zannediyor ama ben akıllıyım aşkım” "Bunlar yüzünden ben para alamıyorum, müteahhitlere sorun çıkaran Rüzgar. Parayı da alan kendisi. Ben ondan alıyorum, müteahhitle muhatap olmuyorum. Ama pe***nk 2 milyon alıyorsa bana 1 milyon aldım diyor. Ben biliyorum ama sesimi çıkaramıyorum. Salağa yatıyorum" diyerek karşılık veriyor.
Bir başka paylaşımda metresinin "Boğam" diye hitap ettiği İlkay Çiçek’le affınıza sığınarak yazdığım şu utanç verici yazışmalar kayda girmiş.
İlkay Çiçek: Şu an oteldeyim yanımda olsan çatır çatır yalayacaktım seni.
Metresi: Aşkım sen iyice azmışsın bu saatte.
İlkay Çiçek: Bebeğim küçük İlkay durmuyor, sana çok düşkün.
Metresi: Küçük İlkay'ı gönder bakalım. Sal pantolonu indir aşkım.
(Bu yazışmalardan sonra CHP'li Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek'in sevgilisine uygunsuz görüntüler attı)
İlkay Çiçek: Çok fena azdım
Metresi: Kudur aşkım kudur.
İlkay Çiçek: Şu an azgın boğa gibiyim.
Çiçek'in metresi ile olan bir başka yazışmasında belediye çalışanlarının namusuna göz diktiği, şoförünün yanında cinsel organının fotoğrafını çektiği ortaya çıktı ve kayda geçen iğrenç mesajlarda şu utanç verici ifadeler yer aldı:
Şoförü s***m neredeyse. Belediyeye geçiyorum önüme kim çıksa s****m.
Azgınlıktan belediye çalışanlarını s****m.
Bebeğim öyle bir azmışım ki kadın erkek dinlemem.
İkili arasındaki gayri ahlaki yazışmaların yanı sıra rüşvet çarkını itiraf eden konuşmalar da ortaya çıktı.
Çiçek, CHP Menderes İlçe Başkanı Hakan Karakurt için "Bunlar beni Genel Merkez'e taşıdılar. Üç gün boyunca benim ismimi söylediler. Ellerinde açıklarım var bundan dolayı sesimi çıkaramıyorum" dedi.
Bu kadar aleni rüşvet ve ahlaksızlık söz konusu iken bunu siyasi operasyon diyerek üstünü örtmeye çalışanlar en az bu rüşvetçiler ve ahlaksızlar kadar suçludurlar.
Bu kart zampara ve yürüyen paranın marifetlerinden genel merkezin haber olduğunu ve fakat üstün liyakati nedeniyle kendisine dokunulamadığı anlaşılıyor.
Çiçek’in elinden tutup kefil olan Özgür Özel bu kepazeliklerden sorumlu değil mi?
Özgür Özel arkadaşlarının namuslarına kefil olduğunu söylemişti.
Biz de soruyoruz!..
Kefil olduğu namus hangi namus?
Yürüyen paraya kefil olan da parayı yürütmüş olmuyor mu?
Kefilinin kim olduğunu bilmediğimiz Özgür Özel’in rüşvetçilere, zimmetçilere ve kart zamparalara neden kefil olduğunu bestesi Avni Anıl, güftesi Ülkü Aker’e ait olan rast makamındaki şarkının sözleri bakın ne güzel anlatıyor
Bir göz aşinalığı var aramızda
Seninle kırk yıllık dost gibiyiz ikimiz
İsterim ki seninle birleşsin kaderimiz
Sanki seninle kırk yıllık dost gibiyiz ikimiz.
Fazla söze hacet var mı?