Gaza ve Gazilik
“Gazilik nesiller boyu taşınacak büyük bir onurdur.”
Türkler, tarih boyunca devleti koruyup sınırlarını genişletme politikasını Alp’lar vasıtasıyla gerçekleştirdiler. Türklerin İslamiyet’i kabulünden sonra Anadolu’yu fethederek bu topraklara yerleşmelerinin akabinde Müslüman tasavvuf erenleri, veliler ve dervişler Anadolu’ya geldiler. Hoca Ahmet Yesevi dergahından gelen Hacı Bektaş-ı Veli, Hacı Murad-ı Veli, Mevlâna Celaleddin Rumi, Ahi Evren gibi büyük zatlar Anadolu’ya yerleşen Türklerin kendi töreleri ile İslami kaidelerden referans alarak Ahilik teşkilatlanmasını oluşturdular. Anadolu’nun en ücra köşelerine kadar yayılan Ahiler cihad kavramını gaza olarak benimsediler. Bu süreçte gaza devletin hem dini hem siyasi politikası haline geldi. İslam’ı korumak ve yaymak için gayri müslimlere karşı yapılan gazalara katılanlar da Gazi olarak nitelendirildi.
Türk tarihi boyunca süregelen Alp’lık ünvanının yanına Gazi’lik ünvanı da eklenerek devletin bekası için yapılan savaşlara katılanlar Alp-Eren, Alp-Gazi olarak anılmaya başladı.
Selçuklular döneminde kullanılmaya başlayan gazilik ünvanı Sultan Alparslan’ın komutanlarından Danişmendli Beyliğinin de kurucusu olan Danişmend Ahmed Gazi ve oğlu Gümüştegin Ahmed Gazi’de görülmüştür.
Gaza kavramını devletin fetih politikası haline getiren Osmanlı Devleti bu sayede hem içeride birliği hem de dışarıda fetih hareketlerinde gerekli motivasyonu sağladılar. Osmanlı Devleti’nde Ertuğrul Bey, Osman Bey, Orhan Bey ve I. Murat ‘’gazi’’ unvanı alarak, halk arasında Ertuğrul Gazi, Osman Gazi, Orhan Gazi ve Gazi Hünkâr olarak anıldılar.
Osmanlı devletinin kurucusu olan Osman Beyin gaziliği F. Giese (1870-1944) ’nin Tevarih-i Al-i Osman neşrinde şu şekilde ifade edilmiştir: “Oldı Osman bir ulu gazi ki ol, nireye kim vardise o buldı yol..” Osmanlı Devleti’nde özellikle Bizans ile sınırı olan uç beyleri sürekli gaza faaliyetlerinde bulunmalarından dolayı gazi olarak anılmıştır.
Gaza anlayışının etkileri Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan İstanbul’un fethine kadar yoğun olarak hissedilmiştir. Gerileme dönemlerde gaza faaliyetleri azaldığı için gazilik ünvanı pek görülmemiş olsa da Plevne kahramanı Osman Paşa’ya Sultan II. Abdulhamid tarafından Gazi ünvanı verildiği bilinmektedir.
Osmanlı döneminin meşhur tarihçisi Aşıkpaşazade (ö.1484) Anadolu’nun Türkleşmesinde ve Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda dört temel zümrenin rol aldığından bahseder. Bunlar; Gaziyan-ı Rum, Ahiyan-ı Rum, Abdalan-ı Rum, Baciyan-ı Rum olarak kayıtlara geçmiştir. Burada bahsedilen Gaziyan-ı Rum, gaziler zümresini oluşturmaktadır.
Ünlü tarihçi Neşri (ö.1520)’nin Kitab-ı Cihan-numa eserinde 1485 yılına kadar olan hadiseler aktarmaktadır. Eserde gaza ve gazilik ile ilgili şu ifadeler dikkat çekicidir: “… Bilecik’i feth edicek ana mani olmayıb belki kafirden ne gehederse ana helal olsun dediler, anun için Osmana ve evladına gazi denildi. Zira bunların bünyadı sair mülük gibi mümine tagallüble olmayub heman mahza gaza ve cihadla olmağın hakikaten gazilik adına bunların istihkak-ı zatisi olup ism müsemmaya mutabık oldu…”
Cumhuriyetle birlikte gazilik ünvanı ilk olarak TBMM’nin 19 Eylül 1921 tarihli oturumunda 153 numaralı kanunun oy birliği ile kabul edilmesi sonucu Mustafa Kemal Atatürk’e Mareşal rütbesi ve Gazi ünvanı tevcih edilmesiyle verildi. Sakarya muharebelerindeki başarılarından dolayı gazilik ünvanı verilen Atatürk, bu tarihten sonra gazi olarak anılmıştır. Bu kanunun kabul edildiği gün ise Gaziler günü olarak ülkemizde kutlanmaktadır.
Millî mücadele döneminde İngilizler ve Ermenilerin Antep’i işgali ile başlayan süreçte 5 Kasım 1919 tarihinde Fransızların da şehri işgal ederek burada yaşayan halka zulmetmeye başlamaları ve şehirdeki Türk Bayraklarını indirmelerinin akabinde Türk halkı tarafından büyük bir direniş başlatıldı.10 ay süren direnişte açlık ve mühimmat eksikliği sebebiyle şehri Fransa birlikleri ele geçirdi. Sakarya muharebelerinin kazanılmasından sonra imzalanan Ankara Antlaşması gereği Fransa Antep’i Türkiye’ye geri iade etmek zorunda kaldı. Bu süreçte gösterdikleri mücadeleden dolayı TBMM tarafından 1921 yılında Antep’in tamamına Gazi ünvanı verilmiş, şehir Gazi Antep olarak anılmaya başlanmıştır.
Günümüzde gazilik ünvanı vatanın bağımsızlığı, güvenliği ve bölünmez bütünlüğünü korumak için hayatlarını hiçe sayarak mücadele eden ve bu süreçte bedenen zarar gören, yaralanan kişilere verilmektedir.
2847 sayılı Türkiye Emekli Subaylar, Emekli Astsubaylar, Emekli Uzman Erbaşlar, Harp Malulü Gaziler, Şehit Dul ve Yetimleri ile Muharip Gaziler Dernekleri hakkındaki kanuna göre;
Harp ve Muharip Gaziler; Türkiye Cumhuriyeti’ni hedef alan savaşlarda veya askeri harekatlarda fiilen savaşarak sağ veya yaralı dönen Türk Silahlı Kuvvetleri askerlerin tamamına verilen ünvandır.
Malul Gaziler; Görev sırasında veya terörle mücadelede terörist silahlarıyla yaralanarak vazife malulü sayılan asker, polis ve kamu görevlileridir.
7082 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanuna göre; 15 Temmuz hain darbe girişimi neticesinde yaşanan vahim olaylar sonucunda malul olan kamu görevlileri ve sivillere gazilik ünvanı verilmiştir.
Gazilik tarih boyunca kabul gören şerefli bir ünvan olarak süregelmiştir. Bir ünvandan da öte vatan, bayrak, toprak ve millet uğruna bedel ödemiş olmanın verdiği büyük bir şereftir.
Türk milleti rütbesi ne olursa olsun bütün gazilerini bağrına basmış, bin yıldır isimlerinin yanında gazi olduklarını ifade etmekten onur duymuştur. Kıyamete kadar da bu şekilde devam edecektir.
19 Eylül Gaziler gününü kutluyor, ebediyete irtihal eden bütün gazilerimizi rahmetle anıyor, yaşayan gazilerimize de sağlıklı bir ömür diliyoruz.
