ÖZEL HABER/Türk siyasi tarihinin önemli isimlerinden Alparslan Türkeş’in, Çankırı ile kurduğu bağ ve bu bağın merkezinde yer alan Yaren kültürü, aradan geçen yıllara rağmen hafızalardaki yerini koruyor. Türkeş, Amerika’daki stajını tamamladıktan sonra 1950–1953 yılları arasında Çankırı Piyade Gerilla Okulu’nda gerilla öğretmeni subay olarak görev yaptı. Bu süre zarfında yalnızca askeri görevini yerine getirmekle kalmadı; Çankırı’yı, Çankırılıları ve kentin köklü kültürel değerlerini yakından tanıma fırsatı buldu.

Görevi sırasında özellikle Çankırı Yaren geleneğine ilgi duyan Türkeş, bu kültürü Türk milletinin kadim değerlerinin yaşayan bir örneği olarak gördü. Dostluk, kardeşlik, dayanışma ve ahlak temelli yapısıyla öne çıkan Yaren, Türkeş’in düşünce dünyasında önemli bir yer edindi. Bu bağ, yıllar sonra anlamlı bir buluşmayla daha da pekişti.

Çankırılı Sanayicilerden Sağlığa Katkı: Kemoterapi Ünitesine Özel Bağış
Çankırılı Sanayicilerden Sağlığa Katkı: Kemoterapi Ünitesine Özel Bağış
İçeriği Görüntüle

1972 yılında Çankırı’da düzenlenen bir Yaren buluşmasına davet edilen Alparslan Türkeş, bu daveti büyük bir memnuniyetle kabul etti. O gece, Oğuz Türk geleneğine vurgu yapan Türkeş, Yaren kültürünün manevi yönünü ve Türk milletinin birlik ruhunu yansıtan yapısını övgüyle dile getirdi. Türkeş’in katılımıyla gerçekleşen bu buluşma, Çankırı tarihinde “Son Büyük Yaren” olarak anılmaya başlandı.

Gecede sergilenen hoşgörü, kardeşlik ve paylaşma anlayışı, Yaren kültürünün özünü bir kez daha ortaya koydu. Özellikle çavuşun ikramı sırasında yaşananlar, hem Türkeş’in kişiliğini hem de Yaren geleneğinin ruhunu simgeleyen unutulmaz anlar arasında yer aldı.

O günden sonra Yaren kültürü, Çankırı’da Alparslan Türkeş’in hatıralarıyla özdeşleşti. Yaren, sadece geçmişin bir mirası değil; aynı zamanda yaşayan, aktarılan ve korunması gereken önemli bir kültürel değer olarak kabul edilmeye devam ediyor. Bugün bu mirasın yaşatılması, Yaren ocağının tanıtılması ve gelecek kuşaklara aktarılması, Çankırı’nın kültürel kimliği açısından her zamankinden daha büyük önem taşıyor.

Kaynak: Büşra İlayda Abdullahoğlu