Çankırı Belediyesi tarafından düzenlenecek 2026 TuzFest kapsamında sahne alacak sanatçıların açıklanmasının ardından, Çankırılı TRT Türk Halk Müziği Sanatçısı Neşe Dilekçioğlu sosyal medya hesabından dikkat çeken bir paylaşım yaptı.

Festival programında Çankırılı sanatçıların yer almamasını eleştiren Dilekçioğlu, yayımladığı açıklamada, festivallerin yalnızca eğlence organizasyonları olmadığını, aynı zamanda şehirlerin kültürel kimliğini ve hafızasını yansıtan önemli etkinlikler olduğunu ifade etti.

Dilekçioğlu, açıklamasında Çankırı'nın yetiştirdiği sanatçıların, kültür insanlarının ve halk müziğine emek veren isimlerin daha fazla sahiplenilmesi gerektiğini savunurken, popüler isimlere ayrılan bütçeler yerine yerel değerlere de gereken önemin verilmesi çağrısında bulundu.

Çocuklar Polise Koştu Ama Kurtaramadı!
Çocuklar Polise Koştu Ama Kurtaramadı!
İçeriği Görüntüle

İşte Neşe Dilekçioğlu'nun kamuoyuyla paylaştığı açıklama:

TUZ KOKTU MU, YOKSA BİZ Mİ KÖKLERİMİZDEN UZAKLAŞTIK?
"Bir şehrin hafızası, kendi türküsünü susturduğu gün zayıflamaya başlar..."
Zira o memleket: Kendini o kültürel türkülerin diliyle de anlatır.
Dağıyla, taşıyla, ovasıyla, yaylasıyla, sofrasıyla, diliyle, ezgisiyle... Çünkü festival yalnızca eğlence değildir; bir şehrin geçmiş uygarlık hafızasının değerli bir parçasıdır. Geçmişten geleceğe uzanan kültür bağı köprüsüdür. O şehrin kimliğini gösterebileceği en değerli vitrinlerinden biridir.
Ne yazık ki son yıllarda bu bağlamda, kendi kültürümüzün yerine popülerliğin özsüz, sığ ve de geçici ışıltısı öne çıkarılıyor.
Son günlerde Çankırı festivaliyle ilgili hemşehrilerimin yaptığı yorumları okuyorum. İçim sızlıyor. İnsanlarımız kendi toprağından yetişmiş sanatçıları görmek, kendi türkülerini dinlemek, kendine ait olanlarla bir an da olsa bir arada bulunmak istiyor. Bu kadar haklı ve samimi bir talebin neden karşılık bulmadığını anlamakta zorlanıyorum.
Bugün belediyelerin kasalarından milyonlarca lira popüler isimlere aktarılırken: Bu toprağın türkülerini derleyen, notaya alan, TRT repertuvarına kazandıran, ömrünü halk müziğine adamış sanatçılar görmezden geliniyorsa, burada yalnızca bir tercih değil, bağnaz bir kırılma vardır.
Bunları kişisel hiçbir beklentim olmadan yazdığımı, sevgili Çankırılı hemşehrilerim bilsinler. Ne bir sahne talebim vardır ne de maddi bir beklentim… Yıllarını TRT Türk Halk Müziği'ne adamış bir sanatçı olarak tek arzum, doğduğum toprakların kültürünün özüne uygun tarzda yaşatılması, bu sürecin devamlılık arzetmesidir. Bu da o kültürel çerçevenin aslına uygun üretken sanatçılarıyla olmalıdır. O sanatçılar, memleketine hizmet ederken alkış değil; vefa beklerler ya: En yüce orun/makamları o alkışlar ile kendilerine duyulan sevgidir.
Öğretmen ağabeyim Ramazan Sarıca'dan derleyip notaya aldığım ve TRT repertuvarına kazandırılan Çankırı türkümüz yıllar öncesinden sesleniyor:
"Eldivan'ın kirazı, dosta gider birazı…
Artık çekemez oldum, bana ettiğin nazı…"
Bugün bu dizeleri dinlerken insanın yüreği burkuluyor. Kendi özüne, o özden olanlara yabancılaşan anlayış, kendi sanatçısını sahiplenmek yerine onu: "Ücret istiyor(!)" diyerek yaftalıyor; ardından belediyenin imkânlarını memleketle bağı olmayanlara cömertçe aktarabiliyor.
Oysa Çankırı'nın yetiştirdiği nice değerler vardır. Türkülerimizi yaşatan seslerimiz, saz üstatlarımız, şairlerimiz, yazarlarımız ve kültür emekçilerimiz bu şehrin yaşayan hazineleridir. Onlara sahip çıkmak bir lütuf değil; geçmişe, bugüne ve geleceğe karşı ödenmesi gereken bir vefa borcudur.
Tam da bu noktada yaşadığımız önemli bir örneği paylaşmak istiyorum.
Geçtiğimiz aylarda gazeteci Serhan Asker'in hazırlayıp sunduğu, milyonlarca izleyici tarafından takip edilen Görkemli Hatıralar programı, Çankırı'nın dünyaya açılan en önemli değerlerinden biri olan Tuz Mağarasından canlı olarak yayınlandı.
Bu yayın, yalnızca bir televizyon programı değildi. Çankırı'nın tarihini, kültürünü, yâren geleneğini, türkülerini ve turizm potansiyelini milyonlarca insana anlatmak için eşsiz bir fırsattı.
Ben de bir TRT Türk Halk Müziği ses sanatçısı olarak, memleketimin türkülerini seslendirmekten büyük onur duydum. Orada bulunma sebebim ne bir davet beklentisiydi ne de herhangi bir karşılık... Tek düşüncem, Çankırı'nın adını ve kültürünü en güzel şekilde temsil edebilmekti.
Ancak gönlüm, o gün başka bir tablo görmek isterdi.
Şehrimizin bürokratlarını, yerel yöneticilerini, yâren teşkilatının temsilcilerini, kültür insanlarını ve Çankırı'nın ortak değerlerine sahip çıkması gereken isimleri o tarihi yayında aramızda görememek beni derinden üzdü.
Bir televizyon kanalına siyasi gözlükle bakılabilir; fakat memleketin tanıtımına siyasi gözlükle bakılamaz.
Çünkü o gün mesele Halk TV değildi.
O gün mesele, milyonlarca insanın evine Çankırı'nın misafir olmasıydı.
O gün mesele, Tuz Mağarası'nın, yâren kültürünün, türkülerimizin ve Çankırı'nın adının bütün Türkiye'de yankılanmasıydı.
Memleket sevgisi, siyasi görüşlerin çok üzerindedir.
Kaçırılan fırsat yalnızca bir televizyon programı değil; Çankırı'nın tanıtımı adına kaçırılmış çok önemli bir fırsattı.
Kutsal kitabımızda şöyle buyrulur: "Onlar sağır, dilsiz ve kördürler, bu sebeple artık gerçeği kabule dönemezler.. (Bakara 18)."
Bu ilahi uyarının üzerinde hepimizin düşünmesi gerekir. Halkının sesini duymayan, kendi kültürel değerlerini görmeyen anlayışların dönüp kendilerine şu soruyu sormaları gerekir: Biz neyi ihmal ediyoruz?
Bu yazı bir kırgınlığın değil, bir memleket sevdasının sesidir.
Festivaller gelip geçer…
Sahneler kurulur…
Işıklar söner…
Harcanan paralar unutulur…
Ama bir şehrin öz evlatlarına gösterdiği vefa da, gösteremediği vefasızlık da hafızalarda kalır.
Festival; sadece kalabalık toplamak değildir.
Festival, o şehrin ruhunu yaşatmaktır.
Eğer o ruh sahnede yoksa, geriye sadece yüksek sesli hoparlörler kalır.
Gelin; popüler kültürün geçici alkışları yerine köklerimizin kalıcı sesine kulak verelim.
Çünkü bir şehri yaşatan beton binaları değil, türküleridir.
Bir şehri geleceğe taşıyan milyonluk konserler değil; kendi kültürüne, kendi sanatçısına ve kendi öz değerlerine gösterdiği saygıdır.
Kökünü unutan ağaç, ilk fırtınada devrilir.
Şehirler de böyledir...
Kendi sesine sırtını dönen şehirler, zamanla başkalarının sesinde kaybolur.
Çankırı'nın sesi Çankırı'nın türküsüdür.
Çankırı'nın türküsü de, bu toprağın yetiştirdiği sanatçılarla sonsuza kadar yaşayacaktır.
Ve unutulmamalıdır ki;
Bir şehrin gerçek zenginliği, sahnesine çıkan popüler isimlerin çokluğuyla değil; kendi öz evlatlarına, sanatçılarına, şairlerine, yazarlarına, ozanlarına ve kültürel mirasına gösterdiği vefayla ölçülür.
Çünkü alkış birkaç dakika sürer… Vefa ise nesiller boyunca konuşulur.
Bu satırlar ne bir sitemdir ne de bir serzeniş…
Bu satırlar; türküsüne, kültürüne, yârenine, sanatçısına ve Çankırı'sına sevdalı bir yüreğin sessiz ama derin çağrısıdır.

Kaynak: Haber Merkezi