Binlerce yıldır insanlık tarihinin ayrılmaz bir parçası olan zeytin ağacı, günümüzde ciddi bir yok olma tehdidiyle karşı karşıya. “Ölmez Ağaç” ve “Hayat Ağacı” olarak anılan zeytin, antik çağlardan bu yana yalnızca bir tarım ürünü değil; barışın, bilgeliğin, bereketin ve kültürel sürekliliğin simgesi olarak kabul ediliyor. Ancak günümüzde hızla artan yapılaşma, maden sahaları ve taş ocakları nedeniyle bu kadim miras adım adım yok ediliyor.
Tarihte Homeros’un dizelerinden Solon’un yasalarına, Nazım Hikmet’in şiirlerine kadar birçok kültürel ve düşünsel mirasta yer bulan zeytin ağacı, özellikle kıyı bölgelerinde büyük bir tahribatla karşı karşıya. Bu tahribatın en çarpıcı örneklerinden biri ise Kuşadası oldu. Son 10 yıl içinde ilçede yaklaşık 615 bin zeytin ağacının yok edildiği, zeytinlik alanların büyük ölçüde betona dönüştüğü belirtiliyor. Oysa Kuşadası, Türkiye’nin ilk rafine zeytinyağı fabrikalarından birine ev sahipliği yapan, zeytin kültürü açısından tarihi öneme sahip bölgelerden biri olarak biliniyor.

Bu karanlık tablo içinde umut veren bir örnek ise Çankırılı Ayşe – Hakkı Oruç çiftinin bahçesinde yükseliyor. Kuşadası’nda bulunan ve yaşı 1758 olarak tahmin edilen zeytin ağacı, Türkiye’nin en yaşlı zeytin ağaçlarından biri olarak dikkat çekiyor. Roma Dönemi’nden günümüze ulaşan bu kadim ağaç, hâlâ meyve vermeye devam ederek geçmişle gelecek arasında canlı bir köprü kuruyor.
Zeytin turu kapsamında ziyaret edilen bu anıt ağaç, yalnızca tarihi bir değer değil; aynı zamanda ekosistem açısından da hayati bir yaşam alanı sunuyor. Uzmanlar, zeytin ağaçlarının kuşlardan memelilere, sürüngenlerden bitkilere kadar birçok canlı türü için vazgeçilmez bir habitat oluşturduğunu vurguluyor.
Türkiye genelinde 2000 yıldan daha yaşlı olduğu bilimsel olarak onaylanmış yalnızca 5 ağaç bulunurken, Kuşadası’ndaki bu 1758 yıllık zeytin ağacının da “anıt ağaç” statüsüne alınması için bilimsel çalışmaların sürdürülmesi gerektiği ifade ediliyor. Uzmanlara göre zeytin ağaçlarını korumak, yalnızca geçmişi değil; çocukların, doğanın ve ekosistemin geleceğini de korumak anlamına geliyor.



